Tebligatın usulsüz olması halinde tebligat kanununun 32. maddesi gereğince ‘muhatabın usulsüz tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih’ tebliğ tarihi sayılır ise de resmi belde ile de aksinin kanıtlanması halinde bu belgeye itibar edilemeyeceği–
Tebliğ belgesindeki kayıtların aksinin, her türlü delille kanıtlanabileceği–
Tebliğ işleminin usulsüz olarak yapılmış olduğunun saptanması halinde mahkemece ‘tebliğ tarihinin Tebligat Kanununun 32. maddesinde gözetilerek düzeltilmesine’ karar verilmesi gerekeceği–
Tebligat Kanununun 32. maddesi gereğince muhatabın usulsüz tebliği öğrendiği tarihten itibaren takibin şekline göre icra dairesine itiraz etmemiş olmasının, ‘tebligatın usulsüzlüğüne’ ilişkin şikayetin incelenmesine engel teşkil etmeyeceği–
Tebligatın usulüne aykırı yapılmış olması halinde muhatabın tebligattan haberdar olmuş olması halinde, tebligatın muteber sayılacağı ve muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi sayılacağı–
Borçlunun işyerinde ‘borçlunun çalışanı’ sıfatını taşımayan, borçlunun babasına yapılan tebligatın, Tebligat Kanunun 17. maddesine uygun bir tebligat sayılamayacağı–
Takip tarihi itibariyle borçluya ait işyeri ile ilişkisi bulunmayan ve tebliğ yapılan kişinin de çalışanı olmayan kişiye yapılan tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 17. maddesine aykırı sayılacağı-
Vekil ile takip edilen işlerde –Teb. K. 11, Avukatlık K. 41, HUMK. 62-68 (şimdi; HMK. 73-83) gereğince- tebligatın (satış ilanının, duruşma gününün, ilamın, ödeme emrinin vs.) vekile yapılması gerekeceği–
İcra müdürünün borçluya çıkarılan ödeme emri tebligatının, usulüne göre tebliğ edilmiş olup olmadığı yönünde bir takdir hakkı bulunmadığı, bu hususun 7 günlük şikayet süresi içinde borçlu tarafından icra mahkemesine başvurulması halinde mahkemece değerlendirilebileceği–
Borçluya gönderilen ödeme emrinin tebliğ edilmeden iade edilmiş olması halinde Tebligat Kanunu 32. maddesinin uygulama alanı bulamayacağı, çünkü bu maddenin uygulanabilmesi için muhataba usulsüz de olsa bir tebligat yapılmış olması gerektiği–