Taraflar arasındaki uyuşmazlığın menfi tespit davasından kaynaklandığı - Dava konusu protokol ve senetlerin imzalandığı sırada iş yerinde bulunan ve 29.01.2013 tarihli haciz tutanağında imzaları bulunan polis memurlarının konu ile ilgili başka bir dava dosyasında yer alan beyanlarının kapsamı, davacının iş yerinde gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında iş yerindeki malların haczedilmek üzere iki sayfadan ibaret olduğu ve yırtıldığı belirtilen haciz tutanağına yazılmak suretiyle haciz işlemlerinin yapılması, davacı tarafından müşterilerinin olduğunu iddia ettiği malları kurtarma amacıyla dava konusu protokol ile senetlerin imzalanması sonrasında ilk tutanağın yırtılıp belirtilen bu süreçle alakalı hiç bir bilgi içermeyen dosya arasındaki 29.01.2013 tarihli haciz tutanağının düzenlenmiş olduğu - Davacı tarafından davaya konu senetlerin ve 29.01.2013 tarihli protokolün, manevi cebir, icra tehdit ve baskısı altında, müşterileri karşısında itibar kaybına uğrayacağı korkusuyla imzalatıldığının sabit olduğu, bu suretle davacı tarafından ileri sürülen korkutma iddiasının ispatlandığının kabulünün gerektiği-
Davacının, kendisi gibi kredi müşterisi olan dava dışı 3.kişi şirketlere borçlu olduğu hususu kanıtlanamadığı gibi davalının, dava dışı 3. kişi bu şirketlerden olan alacağına dayanak yaptığı faturaların asıllarının veya tasdikli suretlerinin ibraz edilememeleri nedeniyle gerçekliği yansıtamadıkları, bu konudaki ispat yükü kendisinde olan davalının faturaların doğruluğunu ispatlayamadığı, davalının 3.kişilerle yaptığı alacağın temlikine ilişkin işlemlerin faktoring mevzuatına uygun düşmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve takip konusu taşınmaz üzerine davalı lehine tesis edilen ipoteklerin kaldırılmasına, koşulları gerçekleşmediğinden davacı tarafın tazminat isteminin reddine karar verildiği-
Menfi tespit davalarının, kısmi dava şeklinde açılamayacağının Yargıtay 19. HD 06.06.2017 T. 7775/4600 sayılı ilamında vurgulandığı, netice-i talep kısmında anılan icra takiplerinin tümü yönünden borçlu olunmadığının tespiti talep edildiğinden dava değerinin anılan takiplerdeki alacak kalemleri toplamı kadar olduğu, bu nedenle usulüne uygun ihtarlara rağmen eksik harcın yatırılmaması nedeniyle dosyanın işlemden kaldırıldığı, yasal üç aylık süre içerisinde harç ikmal edilmediği, buna göre menfi tespit davasının açılmamış sayılmasına karar verildiği, yerel mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı-
Dava dışı ..., davacı şirketin muhasebe müdürü olup, şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu, şirketin yetkili temsilcisinin ise ... ... olduğu, ...'nun şirket yetkilisi ... ...'un imzasını taklit ederek, istinaf başvurusuna konu edilen çekleri keşide ettiği, ..Ağır Ceza Mahkemesi'nin dosyasında verilen kararda ''...şirkette çalıştığım son 7-8 yıl içinde şirketin çeklerini şirket sahibi ... ... adına ben imzalıyordum, yani ... ...'un imzasını ben atıyordum.'' şeklindeki ifadesinin ve aynı dosyaya sunulan imza incelemesine yönelik bilirkişi raporlarının durumu doğruladığı, aksi yönde bir iddianın bulunmadığı, kaldı ki; ...'nun çek düzenleme yetkisinin azilname ile sona erdirildiği, işlemin ... tarihinde ilan edildiği, istinaf başvurusuna konu edilen dava konusu çeklerin ise, bu tarihten sonra keşide edildiği, çekler üzerindeki imzanın ...'ya ait olduğunun kabulü halinde dahi çeklerin yetkisiz temsilci tarafından keşide edildiğinin kabulü gerektiği, daha sonra bu çeklerin davalı ......Ltd. Şti.'nin yetkilisi diğer davalı ...'a verildiği, ...'ın da söz konusu çekleri faktoring şirketlerine temlik ettiği, dava konusu çeklerdeki imzanın sahte olduğu, sahteciliğin ise mutlak def'ilerden olup, herkese karşı ileri sürülebileceği- İstinaf yoluna başvuran davalı ... şirketlerinin, faktoring işlemlerinde üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmemelerinin ve tevsik edici belgelerin gerçekliğine ilişkin yeterli araştırmayı yapıp yapmamalarının bu anlamda bir önem taşımadığı- Hukuk hakiminin kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlı ise de, beraat kararı ile bağlı olmadığı- Dava konusu çeklerin sahteliği nedeniyle yukarıdaki paragrafta yapılan açıklamaların çekleri ciro yoluyla faktoring şirketlerine temlik eden davalı ... yönünden de geçerli olduğu, davanın kabul edilmiş olmasına göre, davalı ... aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizliğin bulunmadığı-
7251 s. K. ile HMK m. 353/1-b-3 maddesine eklenen “başvurunun esastan reddine veya” ibaresi ile HMK m. 356'ya eklenen 2. fıkraya göre bölge adliye mahkemesi tarafından yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda esastan ret kararı verilmesinin mümkün olduğu- Bölge adliye mahkemesince kararın verildiği tarihte bu ibare ve hüküm yürürlükte olduğundan bölge adliye mahkemesince bu tarihte yürürlükte bulunan hükümler gereğince duruşma açılarak bilirkişi raporu alınması sonucunda HMK m. 356/2 kapsamında istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin yapılan yeni kanun değişikliğine ve hukuka uygun olduğu- "Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında görülen eksikliğin duruşma açılmak suretiyle tamamlandığı anlaşıldığından, HMK m. 353/1-(b)-1 gereğince duruşma açılmaksızın tamamlanabilecek yargılama eksikliklerinin varlığı durumunda dâhi, Bölge Adliye Mahkemesince esastan yeni bir karar verilmesinin gerekli kılınmış olduğu nazara alındığında, yargılamadaki eksikliğin duruşma açılarak giderilmesi hâllerinde, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilemeyeceği, bu gibi hâllerde de esastan yeni bir hüküm kurulması gerektiği; bunun HMK m. 297'ye aykırı olduğu, zira gerekçe ve sonucun birbirinden farklı olamayacağı, Bölge Adliye Mahkemesince yeni delil toplamak suretiyle verilecek esastan ret kararının HMK'nun sistematiğine de aykırı olduğu" görüşünün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Bonodan dolayı kısmi borçlu olunmadığının tespiti istemi- Takip konusu bononun teminat senedi olduğu, davalıya verilmesine karşın anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiği yönündeki iddialar yönünden davacı tarafça dosyaya herhangi bir yazılı belge sunulamadığı, dükkan satış sözleşmesinde bonoya atıf olmadığı, davalının bu yönde bir kabulünün bulunmadığı, davacı tarafça dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanılmış ise de üçüncü celsede yemin teklifinden vazgeçildiği, bu durumda senede karşı senetle ispat yükümlülüğü altında bulunan davacı tarafça senedin teminat amacıyla verildiği veya anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu hususu kanıtlanamadığından menfi tespit davasının reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı-
HMK'nun 396. maddesine göre durum ve koşulların değiştiği sabit olursa talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına karar verilebileceği, bu halde itiraza ilişkin HMK'nun 394/3. ve 4. fıkralarının kıyas yolu ile uygulanacağı belirtilmekle, bahsi geçen yasa maddesinin istinaf başvurusunu düzenleyen 5. fıkrasına atıfta bulunulmaması neticesinde ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına ilişkin kararlar ile bu kararlara yönelik itirazlar neticesi ilk derece mahkemesinin verdiği kararlara karşı istinaf yolunun kapatıldığı-
Dava dışı şirket ile davacı banka arasında kredi sözleşmesi bulunduğu ve kredi borcu nedeniyle dava konusu çeklerin davacıya ciro edildiği, ancak çek üzerinde çekin davacı bankaya rehin cirosu ile devredildiğine ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, dava konusu çeklerin gizli (örtülü) rehin cirosuyla değil, teminat amacıyla inançlı temlik cirosu ile devredildiği, dolayısıyla dava konusu çekin dava dışı şirketin kredi borcuna teminat olarak alınmasının tek başına rehin cirosuna meydan vermeyeceği - Davacı bankanın dava konusu çekleri teminat amacıyla inançlı temlik cirosuyla devralarak hamil olduğu ve bu davada aktif husumet ehliyeti bulunduğu, bu itibarla istinaf mahkemesince esasa girilmeden davanın reddinin doğru olmadığı-
Davacının bonodaki imzasının şirkete ait kaşe üzerinde bulunduğu, daha sonra kaşenin sol tarafına şirketin diğer ortağı ve davalının oğlu ............... tarafından ayrı bir imzanın atılmış olmasının davacının kaşe üzerine imza atmış olması nedeniyle şahsi sorumluluğu sonucunu doğurmayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile; davaya konu icra takip dosyası ve takibe konu bono kapsamında davacının, davalıya borçlu olmadığının tespitine, şartları oluşmadığından davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekeceği-
Bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemi- İlk derece mahkemesince raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için alınan son raporda "senetteki imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı" hususunda bir kanaat bildirilemediği, bu nedenle ispat yükü davalıya ait ise de taraflar arasında düzenlenen sulh sözleşmesinde de "...İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile .. aleyhine başlatılan takipte taraflar aralarında anlaşmış olup, takipten doğan 06.02.2013 tanzim tarih 28.02.2015 vade tarih, 850.000,00 TL meblağlı bonodan kaynaklanan borç tamamen kayıtsız şartsız ... tarafından kabul edilmekle takip konusu alacak taraflar arasında protokole bağlanmıştır....." hususunun belirtildiği, davacı hakkındaki takibin 2015 yılında yapıldığı, ödeme emrinin 21.04.2015 tarihinde tebliğ edildiği, sulh sözleşmesinin ise takibin kesinleşmesinden sonra yapıldığı, bu nedenle manevi baskıdan söz edilemeyeceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/04/2022 tarih 2019/(19)11-557 Esas 2022/632 Karar sayılı ilamı)-
