Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamın göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, TBK.'nin 19. maddesinde tanımı bulunan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin olduğu- Davacının davalılardan kesinleşmiş bir alacağının olmadığı anlaşılmakla mahkemece "davanın reddine" karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davalıya devredilen taşınmazlar tekrar asıl borçluya devredildiğinden, bu davalı açısından tasarrufun iptali davasının pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği- Taşınmazın tapuda gösterilen değeri ile bilirkişi raporunda belirlenen gerçek değeri arasında İİK'nun 278/2 maddesi gereğince mislini aşan bedel farkı olduğu anlaşıldığından bu davalı üçüncü kişi yönünden davanın kabulü gerektiği, ancak onun taşınmazı devrettiği davalı dördüncü kişinin kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığından davalı üçüncü kişi hakkında davanın bedele dönüşmüş olduğu(icra takip dosyasındaki alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak kaydıyla, rayiç değer olarak belirlenen bedelin davalı  üçüncü kişiden tahsiline karar verildiği)-
Davanın İİK.'nin 283/2. maddesi gereğince bedele dönüşmesi nedeni ile davalılar aleyhine tazminata karar verilmiş ise de, davalı üçüncü kişiden taşınmazı elden çıkarttığı tarihteki taşınmaz değerinin, davalıların taşınmazı elden çıkarttığı tarihteki taşınmazın değerinden düşük olması sebebiyle davalı üçüncü kişinin de davalıların taşınmazı daha yüksek fiyattan elden çıkartmış olduğu değer üzerinden davalılar ile müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunmasının usul ve yasaya aykırı olduğu-
Tavzih kararının ilamın infazına kadar istenebileceği, kararın bozmadan geçtiği gerekçesi ile tavzih talebini reddinin yerinde olmadığı-
Kural olarak iptal davasına konu edilen tasarruflar, muvazaalı akitlerden farklı olarak hukuken geçerlidir. Başka bir ifade ile muvazaalı akitlerde, görülen akit değil tarafların gerçek iradelerine uygun bulunan akit tarafları bağlayıcı olduğu hâlde, İİK’nın 277 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen tasarruflar özel hukuk ilişkisi açısından geçerliliğini korumaktadır. Bu nedenle, alacaklının gerçek alacak ve ayrıntılarına yetecek miktardaki tasarrufun iptaline, bunun dışında kalan kısmı geçerliliğini koruyacağından, olduğu gibi bırakılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Kanun koyucu bu özelliği gözeterek “iptal davasının sübutu davaya konu teşkil eden mal üzerinde icra kovuşturması yapılabileceğini, davanın konusu taşınmaz mal olduğu takdirde ise, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmeksizin taşınmazın haciz  ve   satışının   istenebileceğini” öngörmüştür
İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahsın nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekeceği- Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeri olduğu- Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde, davanın tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahsın, tasarrufa konu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmesi gerekeceği-İlk Derece Mahkemesince "davanın kabulü ve tazminata hükmedilmesi" doğru ise de; "davalı 3. kişilerin taşınmazın elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değeri olan 920.640,00 TL ile sorumlu tutulmalarına" şeklinde hüküm kurulmuş olup, hangi davalının sorumlu olduğunun açıkça belirtilmemesi infazda kuşku yaratacağından doğru görülmediği-
Mahkemece davalı üçüncü kişi şirket hakkında tazminata hükmedilmesi gerekirken, zaten borçlu konumunda olan ve hakkında takip yapılan davalı hakkında tazminata hükmedilmesi ve tasarrufun iptali davalarında borçlu ile üçüncü kişi zorunlu dava arkadaşı olup yargılama giderlerinden müşterek ve müteselsilen sorumlu olduğundan mahkemece yargılama giderlerinden davalı ve davalı üçüncü kişinin müşterek müteselsilen sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken yalnızca davalı borçlunun sorumlu tutulmasının doğru görülmediği-
İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amacın, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu, bu davaların görülebilmesi için diğer dava koşulları yanında kesinleşmiş bir alacağın varlığı ve yargılama boyunca da alacağın varlığının devam etmesinin gerekli olduğu- Davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde "konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerekeceği-
İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için esas hakkında kesin bir kanaat oluşmasına gerek bulunmadığı gibi tam bir ispat aranması da gerekmeyeceği- İhtiyati haciz, davacı alacağının tahsilini garanti altına almak için davalının mallarına geçici olarak el konulması olduğu- Bilindiği ve öğretide de kabul edildiği üzere ihtiyati tedbir ise “…kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.” şeklinde tarif edildiği- Somut olayda, davanın tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu ve bu davalarda koruyucu hukuki tedbir olarak ihtiyati haciz öngörülmüş olduğu nazara alınarak ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yok ise de davacının kesinleşmiş bir alacağının bulunmadığı gözetilerek ihtiyati haciz isteminin de reddine karar verilmesi yerine kabulüne karar verilmesi ve yapılan itirazın da reddedilmesi isabetli olmadığı-
Mahkemece konusunda uzman bilirkişiden, dava konusu gayrımenkulün davalı 3. şahsa devredildiği tarih itibari ile doğmuş vergi borcunun tespiti yapılarak, tasarruf tarihi itibari ile doğmuş olan vergi aslı ve ferileri üzerinden iptal kararı ve davacı alacaklıya cebri icra yetkisi verilmesi gerekirken, uzman bilirkişiden rapor alınmaksızın ve vergi borcu belirlenmeksizin, sadece iptale karar verilmesinin doğru görülmediği-