Borçlu tarafından rapora itiraz edilmiş olması da dikkate alınarak, mukayese belgeler ve huzurda borçludan alınan imza örneklerinin tamamı üzerinde, üç kişilik bir bilirkişi heyetince yukarıda belirtilen niteliklere uygun şekilde yaptırılacak detaylı inceleme neticesinde alınacak raporun sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- İmza incelemesinin yapılma şekli- "İmzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu göz ardı edilmeden ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya gidilmemesi gerekeceği-
Borçlu tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilmiş olması da dikkate alınarak, mukayese belgeler ve huzurda borçludan alınan imza örneklerinin tamamı üzerinde, üç kişilik bir bilirkişi heyetince yukarıda belirtilen niteliklere uygun şekilde yaptırılacak detaylı inceleme neticesinde alınacak raporun sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.04.2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu göz ardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemesi gerekeceği-
İlk Derece Mahkemesince, "imzaya itirazın reddi ile borçlu aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedilmesi" isabetli ise de, tazminat ve para cezasının alacaklı hakkında takibe geçilen asıl alacak miktarı olan 426.400 TL üzerinden hesaplanması gerekirken takip dayanağı çek bedeli olan 530.000,00 TL esas alınarak fazla tazminata ve para cezasına hükmedilmesi isabetsiz olduğu-
Dosyada bulunan raporda, imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı hususunda net bir görüş bildirilmemiş olduğu; mahkemece, bu rapor hükme esas alınarak "itirazın kabulüne" karar verilmiş ise de, kesin kanaat bildirmeyen mevcut rapora göre sonuca gidilemeyeceği- Bu durumda, alacaklı tarafça yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması talep edildiğine göre; mahkemece ispat yükünün alacaklı da olduğu kuralı da nazara alınarak yeniden uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği-
Bilirkişi raporlarındaki çelişkiyi giderecek şekilde yeniden ehil bilirkişilerden oluşacak bir heyetten kuşkudan uzak, Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği-
Takip dayanağı bononun bedel bölümünde tahrifat yapıldığının saptanması halinde, senedin tahrifattan önceki miktar için geçerli sayılması gerekeceği- -
İcra mahkemesince alacaklının tazminatla ve para cezası ile sorumlu tutulması doğru ise de, tazminata ve para cezasına yabancı para alacağının takip tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığı belirlenerek hükmedilmesi gerekirken, yabancı para (USD) esas alınmak suretiyle tazminata ve para cezasına karar verilmesinin isabetsiz olduğu-
İcra mahkemesince, tazminata ve para cezasına yabancı para alacağının takip tarihindeki kur üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığı belirlenerek hükmedilmesi gerekeceği-
Kanun koyucunun ihtiyati tedbire dair kanun yollarına ilişkin düzenlemeleri bilinçli, özenli, ayrıntılı ve açık bir şekilde yapması, ihtiyati tedbir talebinin reddi ve ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânını getirmesi, HMK'nın 395. ve 396. maddelerinde ise bilinçli şekilde aynı kanunun 394/5. fıkrasına atıf yapmaması karşısında, durum ve koşulların değiştiği iddiası ile davalı vekilinin tedbirin kaldırılması talebi üzerine ilk derece mahkemesince verilen karara karşı kanun yolu, dolayısıyla istinaf yolunun kapalı olduğu-
İtiraza konu edilen çek üzerindeki imzaların muteriz keşideci borçluya aidiyeti hususunda dosya kapsamında mevcut raporlar arasında çelişki bulunduğu, bozma üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dosya kapsamına alınan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin Genişletilmiş Uzmanlar Kurulunun 09.11.2023 tarihli raporunda ve 02.02.2024 tarihli ek raporda çekteki imzanın kuvvetle muhtemel şikayetçi borçlunun elinin ürünü olduğu yönünde kanaat bildirilmiş olmakla raporlar arasındaki bu çelişkinin giderilmediğinin görüldüğü ve bu nedenle; raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden ve grafoloji alanında ehil bilirkişilerden oluşturulacak bir kuruldan kuşkudan uzak, Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği-
