Mahkemece, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı nitelikleri haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar ve hüküm fıkrası oluşturulması gerektiği-
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında, mahkemece dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulması gerektiği-
Taraflar arasındaki Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesine dayalı tazminat davasında mahkemece dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulması gerektiği-
Kadastro tespitine itiraz- İlk derece mahkemesinin direnme olarak adlandırdığı kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, ilk kararda yer almayan delil ve gerekçeye dayalı yeni bir hüküm niteliğinde olduğu-
Taraf vekillerinin temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin bu karara uyması ile borçlu yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu- Burada usuli kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre, artık önceki kararda direnilmesinin usulen mümkün olmadığı- Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeni ile ilgili olup temyiz aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerektiği-
Eldeki davada, Özel Dairece verilen üçüncü bozma kararı "...davanın reddine karar verilmesi gerekirken,..." şeklinde olup kesin bozma niteliği taşıyor olsa da dördüncü bozma kararı "...Mahkemece maddi hataya dayalı bozma kararına uyulması usuli kazanılmış hak kuralının bir istisnası olduğundan yerel mahkeme kararının davacının ........ kaynaklanan .... alacak talebinin reddine karar verilmesini teminen hükmün bozulması gerekmiştir,..." şeklinde olup, hükmü bölmek suretiyle farklı uygulama yapılması mümkün olmadığından birbirleriyle çelişen iki ayrı bozma kararı bulunduğundan söz edilemeyeceği- 1086 sayılı Kanun’un 429/4. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, mahkemece Özel Dairenin dördüncü bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevinin Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye ait olduğu-
Davalı sigorta şirketi tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı sürekli iş göremezlik tazminatı ile geçici iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri talebi-
Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması hâlinin mutlak bozma nedeni olduğu-
Somut olayda ise direnme kararına esas gerekçeli kararın hüküm kısmı usulüne uygun olmasına rağmen, direnmeye esas kısa kararda mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmadığı- Kısa kararın, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz olmadığı-
Direnmeye esas kısa kararda ve gerekçeli kararda kanuna uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış, önceki karara atıf yapılarak sadece; “bozma ilamına karşı önceki hükümde direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar kurulmamış olduğu- Davacı vekilinin talebi üzerine duruşma açılmak suretiyle verilen ek karar ile hükmün tamamlanmasına karar verilerek hüküm kurulmuş, ek kararın asıl kararın hükmün eki sayılmasına karar verilmişse de; bozma kararı ile hayatiyetini yitiren ilk karara atıf suretiyle hüküm tesis edilemeyeceği, görünüşte olan karar ile uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmediğinden belirsizliğe neden olunduğu gibi bu tarz eksik hükümlerin icraya konulmasının da mümkün olmadığı, bir başka ifadeyle yok hükmündeki kararlara dayanarak usuli ya da maddi anlamda bir talepte bulunulamayacağı, uyulup uyulmama konusunda verilen irade açıklamalarının ara karar niteliğinde olduğu, hüküm fıkrasına geçirilmişse de "...direnilmesine..." şeklindeki ara kararın ve hakkında karar verilmemiş olan maddi hukuka ait taleplerin tamamlanması mümkün olmadığı gözetildiğinde, HMK m. 305-A'nın somut olayda uygulanamayacağı, hükmün tamamlanması yoluyla verilen nihai kararın düzeltilemeyeceği, eldeki davada usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar kurulmadığından usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmün de bulunmadığı- "Medenî usûl hukukunda taraflarca talep edilmesine veya re'sen hükme geçirilmesi gerekmesine rağmen hükümde yer alması unutulan hususa ilişkin eksikliğin giderilebilmesi için ya hükmün tamamlanması yoluna başvurmak ya kanun yolu açık ise kanun yoluna gitmek dışında kural olarak hükümdeki eksikliğin giderilmesinin mümkün olmadığı, şartları oluştuğu takdirde hak arama hürriyetinin ve hukuki dinlenilme hakkının bir uzantısı olan mahkemeye erişim hakkının zedelenmemesi, usul ekonomisi bakımından hükmün tamamlanması yolunun seçilmesinde her iki tarafın da hukuki yararının bulunduğu, somut olayda mahkemenin uyuşmazlığın çözümü bakımından kararda direnilmesine yönelik iradesini ortaya koyduğu, süresinde yapılan talep üzerine hükmü atıf yaptığı ilk kararın aynısını vermek suretiyle tamamladığı, tamamlama kararının her iki tarafa gerekçeli karar ile birlikte tebliğ edildiği, bu suretle tamamlama kararıyla da ortaya koyduğu ilk iradeye uygun karar vererek eksikliği tamamlayarak kararı infaz ve denetime elverişli hâle getirdiği, mahkemenin direnme kararı verdikten usuli müktesap hak oluştuğundan bu ara kararından dönemeyeceğinden, direndiği ilk kararın aynısını hüküm fıkrasına geçireceği, mahkemece bu hususlara riayet edildiği, yapılan tamamlamanın HMK. m. 305-A'nın konuluş amacına ve lafzına da uygun düştüğü, mahkemece ortaya konulan direnme yönündeki iradenin varlığına göre ilk hüküm fıkrasında yer alan hususların kendiliğinden direnme hükmüne geçirilmesi gerekli olduğundan somut olayda 305-A maddesinin uygulanabileceği ve işin esasının incelenmesine geçilmesi gerektiği" şeklindeki karşı görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
