Davacının 15.08.1997-14.12.1997 tarihleri arasında şirket; 15.12.1997-14.07.2002 tarihleri arasında ise diğer şirket tarafından Kuruma bildirilen çalışmaların davalı işyerinde Belediye işçisi olarak geçtiğinin tespiti ve bu sürelerin Belediyede geçen diğer hizmet sürelerine eklenmesi istemli eldeki davada, davacının çalışmaları Kuruma eksiksiz bildirildiğinden eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı- Davacı adına bildirim yapan şirketler ile davalı şirketler arasındaki ilişkinin muvazaalı olup olmadığına ilişkin olduğu, bu nedenle davanın niteliği gereği Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf ehliyetinin bulunmadığı, Sosyal Güvenlik Kurumu yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiği-
HMK’nın 294. maddesinde hükmün tefhiminin, hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilmek suretiyle olacağı ve zorunlu hallerde hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde gerekçeli kararın bir ay içinde yazılacağı belirtilmekle, hüküm kurulurken gerekçe yazılmasının ve gerekçeli kararın tüm unsurlarıyla tefhim edilmesinin zorunlu olmadığı, istinaf başvuru süresinin kanun gereği usulüne uygun yapılan tefhimden itibaren başlayacağı, dolayısıyla kararın istinaf eden borçlu vekiline 20.04.2022 tarihinde tefhim edildiği halde istinaf dilekçesi belirli süre geçirildikten sonra, 23.05.2022 tarihinde verildiği, buna rağmen, süre tutum dilekçesi verilmediği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesinin; gerekçeli kararın tüm unsurlarıyla tefhim edilmemesi sebebiyle kanun yoluna başvuru süresinin tebliğden itibaren başlayacağı değerlendirmesi hatalı olup, mahkemece İİK'nın 365/3 maddesi gereğince istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği-
Özel Dairece davacıya tebliğ edilen muhtıra, HMK’nın 294 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre usul veya esasa ilişkin nihaî bir karar olmadığından temyiz edilmesinin mümkün olmadığı-
Asıl ve birleşen davada binadaki ısıtma sisteminin yapılması için her bir davacıdan sözleşmeye aykırı olarak haksız tahsil edildiği ileri sürelin bedelin iadesi ile eksik ve ayıplı işler bedelinin tahsili istemleri- Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde "bütün dairelerin kombi tesisatının (alt yapı) yüklenici tarafından yapılacağı" düzenlenmiş ise de sözleşme sonrası yürürlüğe giren yönetmelik ile merkezi ısıtma sistemi yapılması zorunluluğu getirilmiş olup dava konusu kazan dairesi ve merkezi ısı sistemi tesisatı imalatı bu yönetmelik gereği zorunlu olarak yapıldığından, söz konusu imalatın bedelinden davacı arsa sahipleri hisseleri nisbetinde sorumlu olduğu, bu imalatın bedelinin tümüyle yüklenici tarafından karşılanması gerektiği sonucuna varılmasının isabetsiz olduğu- Davacı arsa sahiplerinin bu imalat için yükleniciye ödeme yaptıklarına dair tarafların iddia, savunma ve tüm diğer delilleri üzerinde durularak, ödemelerin yapıldığının sabit görülmesi halinde, davacı arsa sahiplerinin ancak yükleniciye isabet eden daireler için yaptıkları ödemelerin iadesini talep edebilecekleri, kendilerine düşen dairelere ilişkin gideri karşılamakla yükümlü oldukları kabul edilerek, bilirkişi kurulundan bu hususta ek rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği- Hükmün infazda tereddüt doğurmaması adına miras hisselerine göre, her bir davacı lehine tahsiline hükmedilen tutarın hüküm fıkrasında ayrı ayrı gösterilmesi gerektiği-
Özel Dairece verilen birinci bozma kararı araştırmaya yönelik olup kesin bozma niteliğinde olmadığı gibi birbirleriyle çelişen iki ayrı bozma kararı da bulunmadığından, somut olayda HUMK’nın 429/4 üncü maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, mahkemece Özel Dairenin ikinci bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevinin Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye ait olduğu-
Bölge Adliye Mahkemesince direnme adı altında verilen kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluştuğu-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) öngörülen sürelerin nitelikleri bakımından, taraflar için konulmuş süreler ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrıldığı - Mahkemeler için konulmuş olan sürelerin hak düşürücü nitelikte olmadığı, zira mahkemelerin süresinden sonra yapmış oldukları işlemlerin de geçerli olduğu - Diğer bir anlatımla hâkimin gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabileceği, dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlemin, oluşturulan kararın hukuken geçerli olduğu ve süresinde yapılmış gibi hukuki sonuç doğuracağı
Takibe dayanak ilâmın tapu sicil kayıtlarında değil, mal varlığında değişiklik oluşturacak nitelikte olması halinde ilâmın takibe konulması için kesinleşmesinin gerekmediği- "Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemi ile açılan davada, mahkemece verilen kararın bozulmasından sonra ıslah ile talebin tazminata dönüştürülmesinin ve para alacağının hüküm altına alınmasının, davanın temelde taşınmazın aynına ilişkin olmasını değiştirmediği, temyiz edilen takibe dayanak kararın bozulması durumunda tapu iptali ve tescil kararı verilebileceği, bu nedenle kesinleşmeden takibe konulamayacağı, ayrıca takibe dayanak karara göre açılmamış sayılmasına karar verilen birleşen davada da tapu iptali ve tescil talebinin bulunduğu, bozma kararının yerinde olduğu" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Özel dairece verilen bozma ilamı üzerine yeniden yapılan yargılama sırasında bozma ilamına davalı birinci kişi yönünden uyulmasına, davalı ikinci kişi yönünden ise direnilmesine karar verilmesine rağmen daha sonra davanın reddine karar verildiği, bozma ilamına kısmen uyulup kısmen direnilmesine karar verilmesi mümkün ise de, Mahkemece bu karar gereğinin yerine getirilmeyerek bozma ilamı doğrultusunda sonuca gidilmesinin hatalı olduğu, yerel mahkemelerce verilen direnme kararlarının davayı sona erdiren kararlardan olduğu, direnmeye ilişkin karar ile karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu; mahkemece, bozma ilamına kısmen direnme kararından tamamen dönme sonucunu doğuracak şekilde bozma ilamı doğrultusunda karar verilmesi, kısmen direnme kararı ile kazanılmış bulunan usuli hakları zedeleyici nitelikte bulunduğundan, önceki bozma ilamına kısmen uyulup kısmen direnilmesine dair karar doğrultusunda hüküm tesis edilmek üzere kararın bozulması gerektiği-
