Türk Medeni Kanunu’nun 176/3. maddesi uyarınca yoksulluk nafakasının, nafaka alacaklısının evlenmesi ile kendiliğinden ortadan kalkacağı-
Taraflarca Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine dayalı olarak açılan karşılıklı boşanma davalarının yapılan yargılamasında, Bölge adliye mahkemesince kadının lehine hükmedilen tazminatların miktarları, tefrik kararı ile ziynet alacağının reddine yönelik başvurunun incelenmemiş olmasının yerinde olmadığı-
Türk Medeni Kanunu'nun 166/1 maddesine dayanan boşanma davasında, ilk derece mahkemesince verilen karar boşanma yönünden kesinleşmediği gibi boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan tazminat ve nafaka gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesinin bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesiyle mümkün olduğu, bu nedenle davalar arasında bağlantı bulunduğuna göre eldeki boşanma davası ile erkek tarafından açılmış olan davanın birleştirilerek davaların esası hakkında hüküm kurulması gerektiği-
Mahkemece bozma kararına uyulmuş ancak ; yine gerekçeli kararın hüküm kısmının 1. bent, 2. paragrafında davalının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmişken, 4. paragrafında davalıya ........... TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, böylece mahkemece manevi tazminat yönünden tekrar çelişki yaratıldığı, hal böyle olunca, hüküm usul ve kanuna uygun olacak şekilde düzenlenmediğinden, hükmün bu sebeple bozulması gerektiği-
Boşanmaya sebep olan olaylarda; eşini annesiyle yaşamaya mecbur bırakan, annesinin evliliğe müdahalelerine sessiz kalan ve eşine şiddet uygulayan davacı-karşı davalı erkek, kadına nazaran daha fazla kusurlu olmasına rağmen tarafların eşit kusurlu kabul edilmelerinin doğru olmadığı- Tazminat isteyen davalı-karşı davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığının, bu olayların onun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinin anlaşıldığı, boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddi desteğini yitirdiği, o halde, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak kadın yararına maddi ve manevi tazminata karar vermek gerekeceği- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı- 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 5. maddesi gereğince aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip, tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra, velayet hakkında bir karar verilmesi gerekeceği-
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-karşı davalı kadına yüklenen güven sarsıcı davranış vakıasının ispatlanamadığı anlaşıldığı, bu durumda boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı- karşı davacı erkeğin tam kusurlu olduğu, o halde, davalı-karşı davacı erkeğin davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
Bölge adliye mahkemesi kararının davalı kadın tarafından temyiz edildiği somut olayda, davacı erkeğin ise temyiz süresi bitmeden öldüğü ve davacı erkeğin mirasçılarının Türk Medeni Kanunu'nun 181/2. maddesi gereğince kusur belirlemesi yönünden davaya devam edeceklerini beyan ettikleri, bu durumda mahkemece, davacı erkeğin mirasçılarının davaya dahil edilerek, konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesis edilmesi ve kusur belirlemesi bakımından davaya devam edilmek suretiyle sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bir karar verilmesi gerekeceği-
Evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsılması, tamamen “tartışma sonrası eşini ailesi evine bırakan, ailesinin birlikte yaşamaları konusunda baskısı ve olumsuz müdahalesine sessiz kalan ve eşine fiziksel şiddet uygulayan” davacı erkeğin tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusurun gerçekleşmediği, yoğun aile müdahalesi yaşanan bir ortamda erkeğin annesinin beyanlarına itibar edilerek kadına kusur yüklenmesinin doğru olmadığı-
İlk derece mahkemesince kadın ağır erkek az kusurlu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-davalı kadına kusur olarak yüklenen “psikolojik sorunları olduğu ve antidepresan kullandığı” vakıalarının davalı-davacı erkek tarafından dilekçeler aşamasında usulüne uygun olarak dayanılmadığı anlaşılmakta olup, kusur belirlemesine esas alınamayacağı, tarafların gerçekleşen ve kabul edilen diğer kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda, eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekeceği- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği-
Bölge adliye mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlara göre, kadının, erkeğin ailesinin ortak konuta gelmesini istemediği, erkeğe yönelik komşu kadınla güven sarsıcı davranışta bulunduğuna dair suçlamada bulunması nedeniyle erkeğin ortak konutu terk etmek zorunda kaldığı, boşanma davası açtıktan sonra ise tarafların müşterek çocuklar için aynı evde, farklı odalarda bir süre daha kaldıkları anlaşıldığından, kadın tam kusurlu olup, yazılı şekilde kusur tespitinin doğru olmadığı- Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı-davalı erkeğin ağır ya da eşit kusurlu olmadığının anlaşıldığı, boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddi desteğini yitirdiği, Türk Medeni Kanunu'nun 174/1.-2. maddesi koşullarının davacı-davalı erkek yararına oluştuğu- Dosya arasında müşterek çocuğun kafasının kırıldığına yönelik görüntülerle birlikte, çocuğun annesinden şiddet gördüğüne yönelik babasıyla yaptığı yazışmaların var olduğu, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 5. maddesi gereğince aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, ebeveyn ve çocuklarla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocukların sağlıklı gelişimi için velâyeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının, yaşanılan ortamında da inceleme yapmak sureti ile araştırılması ve diğer deliller de göz önüne alınmak suretiyle anne-babadan hangisi yanında kalmasının çocukların menfaatine olacağı tespit edilerek, idrak çağındaki çocuk bizzat dinlenilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip velayet ve kişisel ilişki konusunda bir karar verilmesi gerekeceği-
