Somut olayda, ihtiyati hacze itiraz eden borçlunun genel kredi sözleşmesindeki imzayı inkar etmesi nedeniyle değerlendirmeye alınmayacağı ve ihtiyati haciz de davalının ikametgahının yetkili olduğu gerekçesiyle yetki itirazı kabul edilerek ihtiyati haciz kararının kaldırıldığı- İİK'nun 265. maddesinde ihtiyati hacze itiraz sebepleri sınırli olarak sayılmış olup, genel kredi sözleşmesinde imza itirazı bu madde kapsamında değerlendirilecek bir itiraz olmayıp, açılacak bir menfi tespit davasının konusunu oluşturacağından mahkemece adi bir senet niteliği olmayan genel kredi sözleşmesinin HMK'nun 209/3. maddesi de gözetilmeden imza inkarı nedeniyle değerlendirmeye alınmayacağı gerekçesiyle yetkili mahkemenin belirlenmesinin isabetli olmadığı- Alacaklı banka tarafından hesap kat edilmiş, alacak muaccel hale gelmiş olup, ihtiyati haciz dayanağı olarak sunulan genel kredi sözleşmesinin "Yetki" başlıklı 61. maddesinde sözleşmenin ifa yeri olarak İstanbul Merkez mahkemeleri belirlenmiş olmasına göre, HMK'nun 10. maddesi uyarınca mahkemenin ihtiyati haciz talebinde yetkili olduğu- İhtiyati haczin yetkili mahkemeden istendiği gözetilerek ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmesi gerektiği, bununla birlikte dosyada yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından, ihtiyatı haciz talep eden vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nun 353/1-b/2 maddesi uyarınca ihtiyati hacze itirazın kabulüne ilişkin kararını kaldırılmasına ve ihtiyati hacze yönelik itirazın reddine karar verildiği-
İcra takibinen sonra açılan menfi tespit davasında; somut olay bakımından, davacı tarafından yapılan şikayet üzerine savcılık tarafından soruşturmanın başlatıldığı, anılan dosyanın halen derdest olduğu, senetlerde alacaklı görünen kişinin kollukta verdiği ifadesinde, senetlerde borçlu olarak görünen şahsı tanımadığını, bu şahsı ilk kez bugün iş yerine gelmesi sonucu tanıdığını, bu şahıs ile herhangi bir alış verişi olmadığını, bu şahıstan herhangi bir alacağı olmadığını ve hatta senetlerin yanında doldurulmadığını beyan etmiş olup, iddia, senet fotokopileri ve senet alacaklısı davalının kolluk ifadesi birlikte değerlendirildiğinde HMK'nın 389 vd. maddeleri nazara alarak takibin tedbiren durdurulmasına karar verilmesi gerektiği- Davacının İİK.'nın 72/3 maddesindeki hüküm nedeniyle meydana gelecek zararın sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılmasının davacı üzerinde ağır bir yüke sebep olacağı, davacının katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığından bu durumla; Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği- Tüm bu anlatılanlar neticesinde, davacının takibin durdurulması talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Fiyat ve Ödeme Şekli başlıklı yetkili firma, bina yönetimi ve kat malikleri imzalı belgenin altında davalı alacaklının Uygulama Sorumlusu olarak imzasının bulunduğu, bu haliyle de sözkonusu senedin yapılan mantolama sözleşmesi gereğince düzenlendiği anlaşılmakta olup gerek Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 4/5. Maddesindeki düzenleme kapsamı ve gerekse de HMK'nun 209. Maddesindeki düzenlemeler nazara alındığında, yerel mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin kabulüne yönelik ihtiyati tedbir verilmesine dair d.iş kararına yapılan itiraz üzerine yerel mahkemece itirazın reddine karar verilmesi gerektiği-
İhtiyati tedbirin verildiği tarihte yürürlükte bulunan HMK'nun 393/1. maddesine göre, tedbirin verildiği tarihten itibaren bir hafta içinde, verilen tedbirin uygulanmasının talep edilmesinin zorunlu olduğu- Mahkemece 17/02/2020 tarihinde tedbir verildiğine ve bir haftalık yasal süre 24/02/2020 tarihinde dolduğuna ve talepçi vekilince de, anılan yasal sürede tedbirin uygulanması istenmediğine göre, HMK'nun 393/1. maddesi uyarınca tedbirin kendiliğinden mürtefi olduğu- Bu durumda ortada itiraz edilecek bir tedbir kararı dahi bulunmadığı- Bir an için talepçi vekilinin 24/02/2020 tarihli dilekçesi tedbir kararındaki takdir edilen teminata ilişkin itiraz dilekçesi olarak değerlendirildiğinde de, bu kez itiraz üzerine mahkemece verilen bir karar olmaması hali gündeme geleceğinden, HMK'nun 341/1. maddesi uyarınca ortada istinafa tabi bir kararın bulunmadığı-
Menfi tespit istemini konu alan davada, davacının dava dışı M.A.T.'e olan borcunun teminatını teşkil etmek üzere alacaklı ve borçlu sıfatı ile verdiği senedin borç ödenmesine rağmen teslim edilmediği, senetteki yazıların birbirinden farklı olduğu, alacaklı kısmının üzeri çizilerek davalının adının yazıldığı ve davacının parafı bulunmadığı, tarih kısmında da tahrifat olduğunu, baskı altında 50.000,00 TL ödeme yapıldığı, senedin sahte olduğu iddiası ile borçlu olmadığının tespitini ve sahtelik iddiası nedeni ile senedin hiçbir işleme esas alınmamasının sağlanmasını talep etmiş, davalı senedin borç olarak verilen altın karşılığı, borcun ödenmemesi üzerine takibe konulduğunu, aylık 50.000,00 TL taksitle ödenmesi hususunda anlaşılmasına karşın ödeme koşulunun kalmadığının belirtilmesi nedeni ile takibe devam edildiğini, asıl borcun faizi ile birlikte dava dışı kefil tarafından ödendiğini savunmuş, davacının gerek dava dilekçesi gerek istinaf yasa yoluna başvuru dilekçesine göre talebi 6100 sayılı Yasanın 209.maddesi ile sınırlı olup, bu kapsamda yapılan değerlendirmede, icra takip hukuku açısından Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre özel kanun niteliğinde olan 2004 sayılı Yasanın 72.maddesi uyarınca takipten sonra açılan menfi tespit davasında takibin tedbir yolu ile dahi durdurulamayacağının açıkça hükme bağlandığı, 6100 sayılı Yasanın 209.maddesinin icra takiplerinde uygulanması gerektiğine ilişkin olarak İcra ve İflas Kanununda bir hüküm bulunmadığı, takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesinin HMK'nın 209. maddesi uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı, söz konusu senette imza inkarı da bulunmadığı, sair hususların senedin sahteliği sonucunu doğurup doğurmayacağının ve iddia ve savunma kapsamında kısmi ödeme hususları da birlikte değerlendirilerek davacının anılan senet nedeni ile borçlu olup olmadığının yargılamayı gerektirdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde ilk derece mahkemesince tedbir isteminin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir bulunmadığı-
İİK 72/3. maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği ancak borçlunun gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15 inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yolu ile icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği- Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte takibe konu kambiyo senedi altındaki imzaya itiraz İİK m.170 özel olarak düzenlendiğinden imza inkarı nedenine dayalı sahtelik iddiası hakkında sonraki genel kanun olan HMK'nın 209. madde hükmünün uygulanamayacağı, davaya dayanak senetteki imza da davacıya ait olduğundan ihtiyati tedbir kararının yerinde olmadığı-
HMK'nun 209. maddesi uyarınca, icra takibinin durdurulmasına karar verildiği ve bu konuda icra müdürlüğüne yazı yazıldığı ve yazının icra dosyasına girdiği anlaşılmış olup; tedbir kararı infaz edildiğinden, İİK'nun 72/4. maddesi uyarınca alacaklının tedbir kararından dolayı alacağına geç kavuşması nedeniyle davalı vekilinin tazminat talebi yönünden de istinaf talebinin kabulünün gerektiği-
Takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesinin HMK. mad. 209 uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı, bu hükmün, genel mahkemelerde açılan davalarla ilgili olarak senedin delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olduğu, icra takibine etkisinin olmadığı- İİK'nun 72. maddesi daha özel bir düzenleme içerdiğinden, menfi tespit davasında bu madde dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğinden , takibin "teminatsız" olarak durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddinin hatalı olmadığı-
İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında takibe dayanak senetteki itiraz hususu, HMK’nın 209. maddesinde özel olarak düzenlendiğinden yazı veya imza inkarına dayalı menfi tespit davalarında takip dayanağı belgedeki imzaya ve yazıya itiraz bulunduğu takdirde bu konuda özel hüküm olan HMK’nın 209. maddesinin uygulanması gerektiği- Davalı alacaklı tarafından, davacı borçlu hakkında başlatılan icra takibinde, davacı takip borçlusu tarafından takip dayanağı senedin vade tarihinde tahrifat yapıldığı, ayrıca "hiç var olmayan hayali bir şahsın lehtar olarak gösterildiğinden bahisle menfi tespit davası açıldığı" ve davalı borçlunun tedbire itirazının reddedildiği; mevcut adli tıp raporu ve davalı borçlunun ceza mahkemesinde yargılandığı göz önüne alınarak ilk derece mahkemesince tedbir talebinin HMK'nın 209. maddesi delaleti ile HMK'nun 389 ve devamı maddelerindeki düzenlemeler ve davacının adli yardımdan yararlanması nedeniyle teminatsız olarak kabul edilmesinin usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu-
İİK’nın 72/3. maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan senedin sahte olarak oluşturulduğu iddiasına dayalı menfi tespit davasında, tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanan uyuşmazlıkta; davacı taraf, senetteki imzanın kendisine ait olmadığı yönünde iddiada bulunmakla birlikte, bu iddiasını "yaklaşık ispat" ölçüleri içinde ispata yarar delil ibraz etmediğinden ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinin doğru görüldüğü-