Taraflar arasında satım sözleşmesinde satış bedelinin davacı tarafından peşin ödendiği uyuşmazlık konusu olmadığı, somut olayda taraflar arasındaki sözleşmelerde vade bulunduğu, 16.01.2013 tarihli sözleşmede ürünlerin en fazla üç ay içerisinde, 03.11.2014 tarihli sözleşmede ise ürünlerin en fazla on iki hafta içerisinde teslim edileceğinin kararlaştırıldığı, davalı tarafından delil olarak sunulan sipariş fişlerinde, emtianın sipariş ve ithalat tarihleri dikkate alındığında, dava konusu emtianın ilk sözleşme kapsamında sipariş edildiği anlaşıldığı, satıcı malları teslim almak konusunda davacı alıcıyı temerrüde düşürdüğüne ilişkin herhangi bir kanıt sunmadığı, emtianın teslim edildiğini veya teslime hazır halde bekletilmesine rağmen davacı alıcının isteği ile teslim alınmadığını ispat yükü davalı satıcıda olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacı tarafça Dairenin ......... sayılı kesin kararının tebliğ tarihi olan 15.02.2021 tarihinden itibaren iki hafta içerisinde görevli mahkemeye gönderme talep edilmesi gerekirken 08.03.021 tarihinde sunulan talebin iki haftalık süreden sonra gerçekleştirilmesi nedeniyle mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunduğundan bahisle Dairelerinden ek karar talep ettiği ve 26.02.2021 tarihli ek kararı ile talebin reddedildiği, ek karar talebi üzerine iki haftalık sürenin işlemeyeceğine dair yasal düzenlemenin de bulunmadığı-
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı..
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davalarda itirazın iptali davasından dolayı..
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesi gereği çalıştırılan dava dışı işçilere ileride ödenecek kıdem tazminatına esas olmak üzere davalı asıl işveren tarafından davacı alt işverenin hak edişlerinden yapılan kesintinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Şirketler arasındaki virman işlemlerinin “Toplantı Tutanağı” başlıklı belgede kararlaştırıldığı şekilde ve davalı şirket çalışanı tarafından gönderilen e-postalarla gerçekleştirildiği, tüm e-pastaların bilgi/cc kısmında, her iki grup firmanın yetkilileri ve yönetim kurulu üyeleri olan, aynı zamanda toplantıda da hazır bulunan kişilerin yer aldığı- Davalı çalışanının şirket mail adresinden yazdığı e-postaların davalı şirket bakımından bağlayıcı olduğu, davacı ile davalı arasında davacı lehine (TBK 196) anlamında bir borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulduğu- “Borcun naklinde iki tarafın anlaşması gerektiği, burada üçüncü kişinin fiilini taahhütten söz edilebileceği” şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen ihtarın sonuçsuz kalması durumunda, rehin paraya çevrilmeden kefilin takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin kefaletini kapsamadığı, bu nedenle mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan yargılama giderlerinin hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu- 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre kefalet sözleşmesinin, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefaletin tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu- Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların şekle aykırılık savunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu-
İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince yazılı gerekçeyle, dava dışı ............'nın imzasını havi makbuzlar karşılığında yapılan ödemelerin geçerli bir ödeme olduğu sonucuna ulaşılmış ise de adı geçene 01.02.2012 tarihli makbuz mukabilinde verilen çekin temlik eden ..............'nın ticari defterlerine kaydedilmiş olmasının tek başına diğer makbuzlarda görülen ödemelerin de yapıldığını kabul için yeterli olmadığı, zira söz konusu makbuzların adi makbuz niteliğinde olup her zaman düzenlenmesi mümkün olan belgeler olduğu, bunun yanında dava dışı ..........'nın temlik eden ............'ya ait işletmede tahsil yetkisine sahip ticari temsilci ya da ticari vekil gibi bir sıfatla çalıştığı ispat edilemediği gibi adı geçenin tahsil yetkisini içeren bir vekaletnamesinin de bulunmadığı, bu itibarla, mahkemece, sözü edilen makbuzların ödeme savunmasını ispat noktasında yetersiz olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Davacının Türk Lirası üzerinden düzenlediği kur farkı faturasını Amerikan doları üzerinden icra takibi başlatıp alacak talebinde bulunması mümkün olmadığından, takibe sıkı sıkıya bağlı itirazın iptaline ilişkin davada usulüne uygun yapılmış bir icra takibi bulunmadığının kabulü gerekeceği-
Uyuşmazlık arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmakta olup temlik edilen sözleşme kapsamındaki alacağın, ödenmemesi nedeni ile başlatılan takibe yapılan itirazı iptali istemine ilişkindir.<br />
