İddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki uyuşmazlığın işin teslimi ve ödemeler konusunda olduğu, davacı tarafından teslim edildiği iddia edilen işlerin sevk irsaliyesinde yer almadığı, sevk irsaliyesini imzalayan ...’ın davalı iş sahibinin çalışanı olduğu, davacı yüklenicinin toplam bedeli 172.244,60 TL olan iş teslim ettiği, bunun karşılığında davalının da toplam 186.500,00 TL ödeme yaptığı, sonuç olarak davalı tarafın davacıya borcu kalmadığı-
Uyuşmazlık, bakiye iş bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ilişkindir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin karşılıklı borç yükleyen sözleşme olmasına ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 124 üncü maddesindeki süre verilmesini gerektirmeyen durumlardan hiç birinin bulunmamasına göre davacının davalıya edimini yerine getirmesi için süre vermeden borcun ifasını istemesi mümkün olmayıp davacı tarafından yemin delinin hatırlatılmaması istinaf sebebi de yapılmadığından mahkemece davalıya edimini yerine getirmesi için süre verdiğini ispat edemeyen davacının davasının reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğru ise de sözleşmenin geçersizliği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, zira hisse devri söz konusu olan şirketin türü ve mahiyeti belirlenmediğinden, sözleşmede noter tasdikinin bulunmasının geçerlilik şartı olarak kabulünün mümkün bulunmadığı-
Mahkemece tarih kaydı içermeyen; ancak taraflarca ilk sözleşmeden sonra imzalandığı hususunda ihtilaf bulunmayan 120.000,00 TL devir bedeli içeren sözleşmeye itibar olunarak davanın reddine karar verilmiş ise de yine taraflar arasında imzalanan 25.04.2018 tarihli hisse devir sözleşmesinde hisse bedelinin 500.000 USD olarak belirlendiği, tanık beyanlarının da bu sözleşmenin içeriğini ve devir bedelini doğruladığı, taraflar arasında imzalanan iki sözleşme arasında afaki fark bulunmakla, ilk sözleşmenin muvazaalı olduğu ileri sürülmediğine göre bu bedel üzerinden devrin gerçekleştiğinin kabulü gerekeceği-
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 864 üncü maddesinde yer alan "rehnin tapu kütüğüne tescil edilmesinden sonra, teminatını sağladığı alacak için zamanaşımı işlemez" şeklindeki açık düzenleme karşısında davalıların zamanaşımına ilişkin istinaf isteminin yerinde görülmediği, dava konusu ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte asıl borçlu ile birlikte ipotek borçluları arasında zorunlu dava arkadaşlığı olduğundan, ipotek borçlusu olan davalılara takip yöneltilmesi yerinde olup davalılar vekilinin husumete ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, dosyada mevcut ipotek resmi senet örneğine göre ipotek üst sınır ipoteği niteliğinde olup dava dışı asıl borçlunun finansal kiralama sözleşmelerine konu doğmuş ve doğacak borçlarının teminatı amacı ile verildiği, 28.02.2000 tarihli protokolde A.Holding A.Ş.'nin kefaleti altında borçlu T.Tetik .. A.Ş.'nin bakiye borcu ödemesinin kararlaştırılmasının davalıların ipoteğe dayalı sorumluluğunu kaldırmayacağı, 05.06.2000 tarihli tadil sözleşmesinin 1 inci maddesinde açıkça belirtildiği üzere tadil sözleşmesi ile sadece ödeme planında değişiklik yapıldığı, feshedilen sözleşmenin yeniden yürürlüğe koyulduğu, bu durumda tadil sözleşmesinin de davalıların sorumluluğunu ortadan kaldırdığından söz edilemeyeceği-
Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup asıl davada iş bedelinin tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali, birleşen davada ise sözleşmeden kaynaklı iş bedeli yönünden borçlarının olmadığının tespitine karar verilmesi talep edilmiştir.
Davacı-karşı davalı ..............'nin taşıma komisyoncusu/ taşıyan konumunda olduğu, davalı-karşı davacıya ait çelik borunun Kore- Gemlik denizyolu ile taşıması işinin emtianın ağırlığına göre değişecek navlun bedeli üzerinden ......... Lojistik Hizmetleri Ltd. Şti. tarafından üstlenildiği, tarafların başta 295.789,00 USD taşıma ücreti konusunda anlaştıkları, taşımanın zamanında tamamlanmaması üzerine mutabakat protokolü başlıklı protokolün imzalandığı, protokol ile taşıma ücretinin azaltılıp 235.789,00 USD şeklinde değiştirilmesini kabul ettikleri, protokolün imzalanması aşamasında taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam edeceği yönünde davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalıyı hile ile yanılttığı iddiasının dosya kapsamı itibariyle ispatlanamadığı, itirazın iptali davasına ve icra takibine konu alacağın faturaya dayalı ve likit olduğundan davalı- karşı davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği -
Uyuşmazlık, taraflar arasında kurulduğu iddia olunan sözlü eser sözleşmesinden kaynaklı işbedeli alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Türk lirası üzerinden kurulmuş bir sözleşmeyle borçlanılan edimin yabancı para birimi üzerinden ifa edildiği ve bu ödemenin iadesinin (takip tarihindeki Türk lirası karşılığı da gösterilmek suretiyle) yabancı para birimi üzerinden başlatılan icra takibiyle istendiği olayda, iade borcu Türk lirası cinsinden kurulmuş bir sözleşmeyle doğmuş olmasına rağmen, yabancı para birimi üzerinden başlatılan icra takibinin takip tarihindeki kur karşılığını Türk lirası cinsi üzerinden göstermesi ile geçerli bir icra takibi yapıldığının kabulü gerektiği- "Sözleşmenin Türk lirası üzerinden kurulduğu gözetildiğinde davalının yabacı para borcunun söz konusu olmadığı ve takiple sıkı sıkıya bağlı itirazın iptali davasında, taraflar arasındaki borç ilişkisine uygun, geçerli bir takip talebinin varlığından bahsedilemeyeceği" şeklindeki görüşün -Hukuk Genel Kurulunun incelemesi dışında kalması gerekçesiyle- Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Kanun Hükmünde Kararnamelerde kapatılan şirketlerin borçlarına müteselsil kefalet verenlerin kefaletinin sona ereceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, 678 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 37 nci maddesi de "TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerde şirketin doğrudan veya dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine kefil olan ortak, yönetici veya bunlarla bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığına müracaat edilir." denildiğinden bu hükmün kefalete bir etkisinin bulunmadığı, 27.01.2014 tarihli genel kredi sözleşmesine davalının geçerli bir kefaleti bulunduğu, 670 sayılı KHK'nın 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenlemenin müteselsil kefilleri kapsamadığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 45 inci maddesi asıl borçlu için getirilmiş bir kural olup müteselsil kefiller hakkında uygulanmadığı gözetildiğinde davalı vekilinin, alacaklı bankanın müteselsil kefil davalıya başvuramayacağı yolundaki istinaf sebebinin yerinde görülmediği, davalının kredi sözleşmesinde kullandırılan ve kullandırılacak olan kredilere kefil olduğu, çek kanuni karşılık tutarının deposunun talebi için açık bir sözleşme hükmüne ihtiyaç duyulduğu, davacı bankanın sorumluluk tutarını davalıdan talep edebileceğine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı-
