Kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat davalarında hakimin, “saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği”ni, tarafların “kusur oranını”, “sıfatı”nı, “işgal ettikleri makam”ı ve “diğer ekonomik/sosyal durumları”nı gözönünde bulundurması gerekeceği, manevi tazminatın bir “ceza” olmadığı–
Basın yoluyla işlenen fiillerden (kişilik haklarına yönelik saldırıdan) oluşan maddi ve manevi zararlardan, «yazıyı veya haberi yazan «kimse» ile bu mevkutenin (gazetenin) ilgili «sorumlu müdürü» ile «sahibi»nin sorumlu olduğu–
Haber/yazının, “gerçeklik”, “güncellik”, “kamu yararı”, «toplumsal ilgi» öğelerini taşıması ve anlatımda, özle biçim arasındaki dengenin kurulmuş olması halinde, kişilik haklarına saldırı niteliğini taşısa bile, hukuka uygun sayılacağı ve tazminatı gerektirmeyeceği–
Oylamayı yanlış yapan TBMM. Başkan Yardımcısına “sahtekar, utanmaz” şeklinde hitapta bulunan millet vekilinin, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunmuş sayılacağı–
Yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunun saptanması halinde, manevi tazminata hükmedilmekle amaca ulaşılmışsa ayrııca hüküm özetinin yayınlanmasına karar verilemeyeceği
Evlenme tarihine göre uzunca sayılacak bir süre içinde cinsel ilişkinin kurulamaması olgusunun kişisel hakları zedelediğinin kabul edilemeyeceği, bu durumun manevi tazminat ödenmesini gerektirmeyeceği-