Tasarrufun iptali davalarında vekalet ücretinin, takip konusu alacak miktarı ile iptali istenen tasarrufun tasarruf tarihindeki değeri karşılaştırılarak düşük olan değer üzerinden nispi olarak hesaplanmasının gerektiği- Somut olayda, mahkemece takip konusu alacak değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tasarruf tarihindeki değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil bozma nedeni ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden hükmün düzeltilerek onanması gerektiği-
Gerekçeli kararda davacının yatırdığı harçla ilgili olarak hüküm kurulmamış olmasına rağmen tavzih yolu ile harç ile ilgili hüküm kurması ve bu halde davalı aleyhine, davacı lehine yeni bir hak ve yükümlülük getirecek şekilde hükümde düzeltme yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu- Bozma ilamından sonra davalı borçlu tarafından davacı alacaklı aleyhine icra mahkemesinde açılan davada, zamanaşımı itirazının kabulü ile takip dayanağı takip dosyası ile ilgili olarak icranın geri bırakılması kararı verildiğinden, mahkemece davacı alacaklı tarafından İİK. mad. 33a/2 uyarınca açılmış bir dava bulunup bulunmadığı araştırılarak, dava açılmış ise sonucunun beklenmesi, açılmamış olması halinde davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davasının yargılaması sonunda davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin Mersin Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan mahkemenin yetkisizliğine, karar kesinleştiğinde ve kanuni süresi içinde talep edilmesi durumunda dosyanın Mersin Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği-
HMK’nun 355. maddesi uyarınca incelemenin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetileceği- Yine; HMK'nun 357. maddesine göre de 'İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamayacağı'- İİK'nin 282. maddesi gereğince davalı borçlu ve borçlu ile doğrudan veya dolaylı işlem yapan 3. kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu- Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması ve davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması gerektiği-
Bölge Adliye Mahkemesince, hükümden sonra, davadan feragat nedeniyle yere mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
Tasarrufun iptali davasının yargılamasının sonunda, İş Mahkemeleri görevli olduğundan, mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davası, borç tahakkuk tarihinin tasarruf tarihinden sonra olduğu nazara alındığında davalının amme alacağının tahsiline imkan bırakmak maksadiyla tasarrufta bulunmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmişse de; temyiz incelemesindeki ödeme nedeniyle davanın konusuz kaldığı yönündeki beyan değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği-
TBK.'nun 19. maddesine (muvazaa nedenine) dayalı tasarrufun iptali davalarında borçlu hakkındaki takibin kesinleşmiş ve davacının alacağının 'gerçek bir alacak' olması gerektiği- Davanın TBK.'nun 19. maddesinde düzenlenen dava konusu işlemin danışıklı olduğu iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu- TBK.'nun 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaa davasında, asıl amacın, borçlunun yaptığı tasarrufi işlemelerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmek ve bu suretle borçludan olan alacağın tahsilini sağlamak olduğu-
Somut olayda; dava dilekçesindeki ileri sürüş biçimine göre davanın, İİK'nun 277 vd. maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu anlaşıldığından, mahkemece yasal düzenlemeler gereğince mevcut delillerin İİK'nun 277, 278, 279 ve 280. maddeleri gereğince değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davanın TBK'nun 19. maddesi gereğince açılmış muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olarak nitelendirilmesi ve nitelendirmeye göre de ispat külfeti davalı borçlu da olmasına rağmen davacıya ispat külfetinin yüklenmesinin doğru görülmediği-
Asıl davanın muvazaa iddiasına dayalı tasarrufun iptali, birleşen davaların sıra cetveline itiraz davası olduğu- Aynı sıra cetveline yönelik farklı şikayetlerin birlikte incelenerek varılacak sonuçlar çerçevesinde tek bir karar verilmesi gerektiği- Sıra cetveline itiraz davalarında tahsil hükmü içeren eda hükmü kurulmadığından, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği-