Mahkemece, mahallinde yapılan keşifte dinlenen davacı tanıklarının beyanlarından davacının bekarken annesi ile birlikte oturduğu, başka bir ifadeyle taşınmazda fiilen kullandığı yer olduğu anlaşıldığından, dava konusu satış işlemi bakımından, davacının ve davalıya pay satan şahsın dava konusu taşınmazda satış tarihinde fiilen kullandığı yer mevcut olduğundan fiili taksim olgusunun gerçekleştiği, bu nedenle söz konusu satış işlemi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekeceği- Dava konusu satış bakımından ise, davalı ............ tarih ............ yevmiye numaralı satış işlemiyle taşınmazda paydaş haline geleceğinden ve taşınmazda paydaş olan davalıya karşı sonraki tarihli satışlar nedeniyle önalım hakkı kullanılması mümkün olmadığından dava konusu satış işlemi yönünden davanın reddi gerekeceği-
Resmi senetteki satış bedeli ile keşif ile belirlenen bedel arasındaki farkın tek başına bedelde muvazaa iddiasını kanıtlamaya yeterli olmadığı, davacı tanıklarının da davalı ile satıcı arasındaki mülkiyet nakline ilişkin görgüye dayalı bilgileri bulunmadığından davacının bu delillerle bedelde muvazaa iddiasını kanıtlayamadığı, bu nedenle resmi satış sözleşmesindeki bedel ve masraflar üzerinden önalım bedeli belirlenerek karar verilmesi gerekeceği-
Paydaş üçüncü kişi sayılamayacağından paydaşın paydaş aleyhine önalım hakkını kullanması söz konusu olamayacağı- Dava konusu taşınmazda paydaş olan davalıların kamulaştırmasız el atma nedeniyle davacı Belediye Başkanlığına karşı tazminat davası açmalarının önalım hakkını ortadan kaldırmayacağı-
Önalım davası mirasçılardan sadece biri tarafından kendi adına tescil isteğiyle açılmışsa da, davacı tarafa verilen süre üzerine, davacı dışındaki mirasçıların davacı vekiline verdikleri vekâletnameler ile davacının eldeki davayı açmasına ve önalım hakkına konu payların onun adına tesciline muvafakat ettiklerinden, önalım hakkına konu payın davacı mirasçı adına tescili konusunda mirasçıların kendi aralarında TMK 702/2'ye uygun biçimde oy birliğiyle karar vermiş oldukları- "Davacının kendi adına tescil isteğiyle açtığı bu davanın tereke adına açılmış bir dava olarak kabul edilemeyeceği, diğer mirasçıların muvafakatinin ancak tereke adına dava açılması için yeterli ve gerekli olduğu, önalım davasının tereke adına açıldığının kabul edilebilmesi için tescil talebinin de tereke adına yapılması gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Önalım hakkın varlığının dava tarihine göre belirlenmesi gerektiği, sonrasında hükmün yürürlükten kalkmış olmasının önalım nedeniyle tapu iptali ve tescil kararı verilmesine engel olmadığı- Önalım hakkına konu edilen taşınmazın satıldığı tarihte, davacının taşınmazda tam malik değil, sadece paydaş olduğu, önalım hakkının, tarım arazisinin davalıya satıldığı tarihte doğduğu ve kullanılabilir duruma geldiği gözetildiğinde, tam malik olmayan davacının önalım hakkını kullanmasının mümkün olmadığı- Davacının sınırdaş arazinin satışından sonra paydaşı olduğu taşınmazda kalan payı temellük ederek tam malik olmasının satış tarihinde tek başına kullanabileceği bir önalım hakkı bulunmadığından sonucu değiştirmeyeceği- Önalım hakkının doğduğu ve kullanılabilir duruma geldiği tarihten sonra önalım hakkının edinilmesinden söz edilemeyeceği-
Önalım hakkını kullanan davacının ve davalıya pay satan kişilerin ayrı ayrı kullandıkları kısımların bulunduğunun tespiti fiili taksimin olduğunun kabulü için yeterli olup fiilen kullanılan yerin imar mevzuatına aykırı olmasının eylemli taksime engel olmadığı-
Dava konusu paya yönelik önalım davasının açıldığı tarih ile önalım bedelinin repo edildiği tarih arasında 2 yıl süre geçtiği dikkate alındığında, önalım bedelini zamanında depo etmeyerek kullanması nedeniyle davacının amacı dışında zenginleştiği- Nemalandırılmayan satış tarihindeki miktarın depo edilmesi nedeniyle enflasyon oranında veya faiz getirisinden mahrum kalınması oranında davalının fakirleştiği, bir tarafın zararına azımsanmayacak derecede çıkar sağladığı, bu durumun dürüstlük kuralına aykırılık teşkil oluşturulacağı- Mahkemece uzman bilirkişiden denetime elverişli şekilde rapor alınarak; resmi senette yazılı satış bedeli ile tapu masraf toplamının, ön incelemesi yapılacak tarihe kadar nemalandırılması halinde ulaşacağı değerlerin belirlenerek, bu miktarın çıkarılarak arada oluşacak farkın da depo edilen önalım bedeline ilavesi suretiyle karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu taşınmazın anne tarafından kızına yapılan devrin gerçek satış niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı idarenin yasal şuf’a hakkının bulunup bulunmadığı-
Davalı taraf savunmasında davacının taşınmazını, tarımsal arazi olarak değil, depo olarak kullandığını iddia etmesine rağmen, bilirkişi raporlarında davacıya ait taşınmazın tapu kaydındaki niteliği belirtilmiş, taşınmazın fiili kullanım durumuna göre tarımsal arazi niteliği taşıyıp taşımadığının tespit edilmediği, mahkemece söz konusu bilirkişi raporuna dayanılarak davacıya ait taşınmazın tapu kaydındaki vasfı dikkate alınarak karar verildiği, bu durumda mahkemece; taşınmaz başında fen bilirkişi ve ziraatçi bilirkişiler eşliğinde yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmazların her ikisinin de fiili kullanım durumuna göre tarımsal arazi niteliği taşıyıp taşımadıkları tespit ettirilerek tarımsal bütünlük sağlanıp sağlanmadığı hususlarında ayrıntılı, denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekeceği-
Bir kısım hissedarlarla noterde yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmasındaki amacın, davacıların önalım hakkını kullanmaları bertaraf etmek olduğu, bu nedenle, davalının savunmalarına itibar edilmeyerek, hisse satışlarının gerçek olduğu kabul edilerek mahkemece bu yönde bir karar verilmesi gerekirken, geçersiz sözleşmeye değer verilerek davanın reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı-
