Dava dilekçesinde borçlunun bazı mallarının borçlarına karşılık satış yoluyla üçüncü kişiye geçtiğinin iddia edildiği, haciz sırasında ise borçluya ait tüm menkullerin davacıya satıldığı beyan edilmiş olup, bu haliyle belgeler ile davacının beyanları arasında çelişki olduğu anlaşıldığından; öncelikle taraflar arasındaki taşeronluk sözleşme hükümleri kapsamında malzeme ve hakedişlere ilişkin düzenlemeler, varsa şantiyeye ilişkin düzenlenen iş yeri teslim tutanakları, hakediş raporları, fesih protokolü, 15.10.2014 tarihli ibraname dikkate alınarak, banka ödeme kayıtları, mahcuzlara ilişkin faturalar, borçlu ve üçüncü kişi şirketlerin ticari defterleri de incelenmek suretiyle (açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılmış olması göz önünde bulundurularak) borçlu ile üçüncü kişi arasında alacak-borç durumunun belirlenmesi, borçlu ile üçüncü kişi arasında devam eden cari ilişki olup olmadığı, mahcuzların davacı tarafından alınıp alınmadığı veya davacı tarafından alınmış ise mahcuzlara ilişkin bir ödeme yapılıp yapılmadığı, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki taşeronluk sözleşmesinin ve sözleşmenin sona ermesine ilişkin tasfiye hakediş raporunun tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığının tespit edilmesi; bunların yanında, alacaklı hacze konu menkulleri borçluya kiraladığını beyan ederek buna ilişkin adi yazılı kira sözleşmesi sunmuş olup davacı tanığı ise, haczedilen kalıpların bir kısmının alacaklı tarafından kiralanmış olduğunu, kiralarının ödendiğini beyan ettiğine göre borçlu ile alacaklı ve üçüncü kişi arasında yapılmış olan kira sözleşmesi bulunup bulunmadığı, sözleşmenin ve varsa ödemelerinin defterde kayıtlı olup olmadığı, hacze konu mahcuzların kira sözleşmesi kapsamında kalıp kalmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması, bu doğrultuda elde edilen bilgilerin dava dosyasında bulunan diğer delillerle birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Davanın esasına yönelik karar verildiğine göre, karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hacizli malların değeri ile alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekeceği-
İstihkak davalarının asıl icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi ile davalının yerleşim yeri mahkemelerinde açılmasının mümkün olduğu-
Haciz yapılan ahırla ilgili olarak borçluya ait ahır bulunup bulunmadığı konusunda tanık beyanları arasındaki çelişki giderilerek, taraf vekilleri huzurunda yeniden yapılacak keşifle haciz mahallinin belirlenerek, önceki yargılama sırasında alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde fen bilirkişisinden rapor alındıktan sonra, mülkiyet karinesi belirlenip dosyadaki belgeler değerlendirilmek suretiyle hüküm kurulması gerekeceği-
Mahkemece, dava açıldığı tarihte İİK'nin 96/1. maddesi uyarınca üçüncü kişi şirketin geçerli bir istihkak iddiası bulunmakla birlikte, davalı üçüncü kişi şirket vekilinin şikayet dosyasında "mahcuzların müvekkili şirkete ait olmadığı" beyanı karşısında, başlangıçta var olan dava şartının davanın devamı esnasında ortadan kalktığı nazara alınarak dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Asıl davada alacaklı tarafından haczin İİK’nin 96-97 maddesine göre yapılmış sayılmasına yönelik istek, İİK'nin 16. maddesine göre yapılmış bir şikayet olup, maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu- Karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1. maddesi, delillerin toplanmasına ilişkin ara karar gereğinin yerine getirilmesinden sonra davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde, vekalet ücretinin tamamına hükmedilmesi gerekir ne var ki hükmolunacak vekalet ücretinin ikinci kısmın ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez hükmünü içerdiği, o halde mahkemece, açılmamış sayılma kararı delillerin toplanmasına ilişkin ara karar yerine getirildikten sonra verilmiş olmakla birlikte, hesaplanan ücretin 500,00 TL'yi geçmemesi gerektiğinin gözetilmemesinin de isabetli olmadığı-
Dava konusu haczin konulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan İİK’nin 106. - 110. maddelerine göre, alacaklının haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay içinde satılmasını isteyebileceği, bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmezse o mal üzerindeki haczin kalkacağı, buna göre, araç üzerindeki haczin, dava tarihi itibariyle düştüğü göz önüne alınarak davanın usulden reddine karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu haciz sırasında muhasebe müdürü olduğunu beyan ederek üçüncü kişi şirket yararına istihkak iddiasında bulunan kişinin üçüncü kişi şirketin ortağı ya da yetkili temsilcisi olmadığı, davalı üçüncü kişi tarafından hacizden itibaren İİK’nin 96/3. maddesinde belirtilen 7 günlük süre içerisinde yapılmış bir istihkak iddiasının da bulunmadığı, o halde davacı alacaklının İİK'nin 99. maddesi hükümlerine göre istihkak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığından, 6100 sayılı HMK'nin 114/ h ve 115/2 maddeleri uyarınca, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekeceği-
Haczedilen bir adet makine yönünden eldeki davanın üçüncü kişiler iki şirket tarafından birlikte açıldığı, davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı, aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunanların usul ekonomisi ilkesi dikkate alınarak birlikte dava açtıkları durumda da esasen birden fazla dava olduğu dikkate alınarak, mahkemece her bir dava hakkında ayrı ayrı gerekçe oluşturularak karar verilmesi gerekirken, sadece davacı şirketlerden biri tarafından açılan davaya ilişkin değerlendirme yapılarak gerekçe oluşturulması, davacı üçüncü kişi diğer şirket tarafından açılan dava yönünden gerekçesiz şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı-
Araç üzerindeki haczin dava tarihi itibariyle düştüğü göz önüne alınarak, istihkak davasının usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-