Davalının dava konusu 28.02.1990 tarihli sözleşmenin altındaki imzanın kendisine ait olmadığı itirazında bulunduğu, grafoloji ve sahtecilik bilirkişisinden alınan raporda da imzanın davalıya ait olmadığı kanaatine varıldığı ancak davacının eşinin özel belgede sahtecilik suçundan yargılandığı, eldeki dosyada alınan bilirkişi raporu ve ceza dosyasında alınan bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğu anlaşıldığından, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan Genişletilmiş Uzmanlar Heyetince düzenlenecek bir raporla 28.02.1990 tarihli sözleşmedeki imzanın davacının eşinin elinden çıkıp çıkmadığı hususunun kesin olarak belirlenmesi gerektiği-
Bilirkişi ücretine ilişkin gider avansının tamamlanmasına yönelik tebligatın davacı asile tebliğ edildiği, söz konusu tebligatın vekil varken asile yapılması nedeniyle usulsüz olduğu, bu durumda; tebligat asile yapılmışken davanın ek kararla açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru görülmediği- Bilirkişiye yönelik giderin taraflarca yatırılmaması halinde, usul yasasındaki düzenleme gereğince bu delile özgü olmak üzere masraflarının suç üstü ödeneğinden karşılanarak temini yoluna gidilebileceği-
İmzaya itiraz süresinin ödeme emri tebliği ile başlayacağı, itiraz süresinin başlamasında tebliğden önce verilen dilekçe tarihinin esas alınamayacağı- Borcun kabulünün, imza itirazında bulunulmasına ve dolayısıyla imza incelemesi yapılmasına engel olmadığı- Bonodaki imzanın borçluya ait olduğunu alacaklının ispat etmesi gerektiğinden, bilirkişi raporlarındaki belirsizliğin borçlu lehine yorumlanacağı-
Mahkemenin hükme esas aldığı 09/03/2017 tarihli bilirkişi raporu ile dosyada sonradan 05/09/2017 tarihli bilirkişi raporları arasında davacının ticari aracını kullanamadığı sürede kazanç kaybına ilişkin olarak yapılan hesaplamalarda açık çelişkiler olduğu anlaşılmakta olup mahkemece, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verilmesinin usul ve yasaya uygun düşmediği-
Davacının payına isabet eden miktarda ecrimisil isteyebileceği- Davacı ecrimisil alacağına dönem sonlarından itibaren faiz talep ettiğinden, mahkemece, alacağa dönem sonları hükümde açıkça belirtilmek suretiyle faize hükmedilmesi gerektiği-
Mal rejimi tasfiye davalarının alacaklı eşe mülkiyeti talep etme hakkı vermeyeceği- Davalı ile müteveffa arasındaki mal rejimi TMK'nin 225/son maddesi gereğince müteveffanın öldüğü tarihte sona erdiğine göre miras malları yönünden davacı ile davalı arasında ilişki mirasçılık sıfatına yönelik olup alacak davalarında tarafların birbirlerine karşı miras payları oranında sorumlu olacakları- Hükme esas alınan bilirkişi raporunda TMK.'nun 225/son maddesinde ve 07.10.1953 tarihli ve 8/7 YİBK'nda belirtilen ilke ve usuller dikkate alınmaksızın tarafların miras payları yerine tasfiye alacak oranı üzerinden ecrimisil hesabı yapıldığı, mahkemece bu rapor esas alınmak sureti ile sonuca gidildiği, mahkemece, taraflar arasında daha önce görülen davalar nedeniyle intifadan men’e ihtiyaç bulunmadığı da göz önünde bulundurularak, gerektiğinde ek bilirkişi da raporu alınmak suretiyle tarafların miras payları baz alınarak ecrimisil miktarının belirlenmesi gerekirken mal rejimi davasında tespit edilen tasfiye alacak oranı üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporu doğrultusuna hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
Trafik kazasından kaynaklanan cismani zarara dayalı maddi ve manevi tazminat istemi- 6111 sayılı Yasa’nın yürürlüğünden sonra açılan davada, bu yasa değerlendirilmeden, hükme esas alınan ve konusunda uzman olmayan hukukçu bilirkişi raporunda davacı tarafından faturalandırılan belgeli tedavi giderlerinin 6111 Sayılı yasa kapsamında kalıp kalmadığı, yapılan fizik tedavinin davacının doktorunca önerilip önerilmediği, bu fizik tedavilerin iyileşme kapsamında kalıp kalmadığı tespit edilmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğu- Davacının fizik tedavi sonucunda faturalı harcama yaptığı, ameliyat izlerinin lazer yöntemi ile giderilmesi için faturalı müdahalede bulunulduğu anlaşılmasına göre, davacının yaralanmasına göre fizik tedavi ve lazer tedavisini önerilip önerilmediği, hüküm altına alınan tedavi giderlerinden 6111 sayılı Yasaya göre davalıların sorumlu olup olmadığının açıklanan maddi ve hukuksal olgular yönünde konusunda uzman bilirkişice değerlendirme yapılarak, karar verilmesi gerektiği-
Kasko sigorta poliçesi kapsamında sigortalıya ödenen hasar bedelinin rücuen tahsili istemine ilişkin davada hasar dosyasının getirtilerek, dosyanın, hukukçu bilirkişi yerine, hasar konusunda uzman makine mühendisi bilirkişiye tevdii ile aracın markası, modeli, yaşı ve hasarın boyutu, yapılan ödemeler gibi hususlar birlikte irdelenmek suretiyle, araçtaki hasara ve işçilik vs. kalemlerin ayrıntılı gösterildiği denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Taraflar arasındaki ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağının tahsili istemine ilişkin alacak davasında; hükme esas alınan bilirkişi raporunda tespit edilen alacak miktarı davacının usulüne uygun tutulmayan defterlerine dayanılarak belirlenmiş olup, alacağın dayanağını oluşturan belgeler bilirkişi raporu içeriğinde yer almadığı gibi, davalı tarafın bilirkişi raporuna karşı itirazlarının da karşılanmadığı, bilirkişi raporunda tespit edilen alacağın dayanağı belgelere yönelik bir belirleme tespiti de bulunmadığı, bu nedenle taraflar arasındaki cari hesaba ilişkin ticari ilişkinin sürdüğü döneme yönelik defter ve kayıtların mahkemeye sunularak, sunulamaması durumunda gerekirse defter ve kayıtların ve dayanak belgelerin yerinde incelenmesi suretiyle, davacının cari hesaba ilişkin alacağının varlığı ve miktarının tespiti için yeniden tarafların itirazlarını da karşılayacak şekilde, konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiği-
Sigortalı aracın sürücüsünün trafik akışı içerisindeki olayları gözlemleyebilme ve görebilme imkanı olduğu, ani ve birden gelişen bir olay olmaması karşısında; davalının da kazanın gerçekleşmemesi için alabileceği önlemler olduğu, davalının ön ilerisinde, görüş alanı içinde sağ şerit üzerinde sıkışan trafik sebebi ile daha dikkatli ve tedbirli davranması ve gerektiğinde trafik sıkışıklığının düzelmesi için yavaşlaması, ön ilerisinde sıkışan trafik içindeki davacı motosikletliyi geçmek yerine yolun genişlediği uygun zamanı bekleyerek trafik emniyeti açısından kontrollü takiple seyretmesi gerekirken; gerekli tedbirleri almayarak seyrine devam etmesi nedeniyle meydana gelen kazada kusurlu olduğu anlaşıldığından, sigortalı araç sürücüsünün de kusurlu olduğu kabul edilerek davalının kusurunun derecesinin belirlenmesi gerektiği-