Davalı borçlu şirket icra takibinde borçlu olarak yer almadığından tasarrufun iptali davasın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin isabetli olduğu- Davacı vekili "asıl borçlu davalı şirketi hakkında kredinin teminatında ipotek ve rehin bulunması nedeniyle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapıldığını, ayrıca asıl borçlu şirket hakkında taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla da takip yapıldığını, kefiller hakkında da ayrıca ilamsız icra takibi başlatıldığını, İİK. m. 45/1 gereği davalı borçlunun ilamsız icra takibine dahil edilmediğini, ilamsız takip dayanağının firmaya kullandırılan kredi olduğunun itirazın iptaline yönelik karardan da anlaşıldığını, bu durumda söz konusu itirazın iptali davasının sonucunun beklenerek oluşacak duruma göre karar verilmesi gerektiğini" ileri sürmüşse de, dava dayanağı icra takip dosyasında davalı şirketin borçlu sıfatı olmadığından, bu dosyadan alınacak kararın infaz kabiliyetinin de mümkün olmadığı gözetildiğinde, temyiz isteminin reddi gerektiği-
Davacı, davasını üçüncü ve dördüncü kişiler aleyhine açmış, dördüncü kişi yetki itirazında bulunduğundan onun yönünden dava tefrik edilmiş olup bu davanın bekletici mesele yapılarak bu davada dava dışı kalan dördüncü kişinin kötü niyetinin ispatlanması halinde tüm tasarrufların iptaline, aksi durumda ise yani dördüncü kişinin kötü niyetinin ispatlanmamış olması halinde ise, mahkemece ilk verilen davanın kabul kararı kesinleşmiş olduğundan, davalı üçüncü kişilerin taşınmazı ellerinden çıkardıkları tarihteki değeri oranında alacak ve ferilerini geçmeyecek şekilde bedelden sorumlu olmalarına karar verilmesi gerektiği- Bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, terfrik edilen davada dava konusu taşınmazı satın alan dördüncü kişi yönünden verilmiş bir karar olduğu, bu davada verilen kabul kararının davanın konusuz kalma sonucunu doğurmayacağı-
İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılabileceği ayrıca; kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabileceği davalı borçlu (S) tarafından 1/4 hissenin devredilmiş olmasına ve davanın konusunun (S)'ye ait 1/4 hisse olmasına göre, Mahkemece davalılara devredilen 1/4 hisse oranında tasarrufların iptaline karar verilmesi gerekirken tam hisse üzerinden iptale karar verilmesi doğru olmadığı-
Davacının alacağının dayandığı bonoyu imzalayanın vefat etmesi sebebi ile davalı borçlular aleyhine .başlatıla icra takibine davanın dayanağı olan senetteki imzanın murise ait olmadığı iddiası ile imzaya itiraz davası açıldığından bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği-
Borcun tasarruf tarihinden sonra doğduğu, dava konusu edilen tasarruf işleminin davalı şirket tarafından davalı üçüncü kişiye yapılan taşınmaz devri işleminden kaynaklı olduğu, davalı borçlu gerçek kişi tarafından yapılmış bir tasarruf işlemi bulunmadığı, davalı borçlu gerçek kişinin tasarrufun tarafı olmadığı, tasarrufu yapan davalı şirketin davacıya borçlu olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle tasarrufun iptali davasının reddi gerektiği-
Taşınmaz üzerindeki ipotek bedeli bu şekilde dikkate alındığında fahiş bedel farkının olmadığı- Dördüncü kişi konumundaki davalı yönünden ivazlar arasındaki fahiş fark yeterli olmayıp kötü niyetinin ispatlanmış olması gerektiği, bu davalı yönünden İİK. m. 280/3 hükmünün de uygulama yeri olmadığı- Davalıların davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğunun davacı tarafından somut deliller ile de ispat edilemediğinden davanın reddi gerektiği-
Dava konusu  tasarrufların birden fazla olduğu, borçlu tarafından diğer davalı (üçüncü kişi) (H)'ye devredilen taşınmazların, davalı (H) diğer davalı (dördüncü kişi) (Y)'ye devredildiği, bu durumda davalı (H)'nin İİK m.283/2 gereği tasarrufa konu malları elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak nakden tanzimle sorumlu tutulması gerekirken, taşınmazları elinden çıkarmamış gibi yazılı şekilde iptal kararı verilmesi de isabetli değildir.
İptal davalarının ayni hak değil kişisel hakka dayanan davalar olması sebebi ile davanın konusu taşınmaz bile olsa 6100 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin uygulanma imkânı olmayacağı- 2004 sayılı Kanun'un 282 nci maddesi gereğince davalı borçlu ile doğrudan veya dolaylı işlem yapan üçüncü kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan ve zorunlu dava arkadaşları usul işlemlerini birlikte yapmak zorunda olduklarından yetki itirazının davalılarca birlikte ileri sürülmesi gerekeceği- Yalnız bir davalı tarafından ileri sürülen yetki itirazı hukuki sonuç doğurmayacağı- Beşinci kişi olan davalının yerleşim yerinin ....Bursa olduğu ve yasal cevap süresi içerisinde usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunduğu anlaşılmış olup buna göre uyuşmazlığın Bursa Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerektiği-
İİK m. 277 vd. dayalı davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği- İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılacağı, ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabileceği- Yapıldığı iddia edilen mirasın taksim sözleşmesi taraflar arasında her zaman düzenlenebilecek belgelerden olup işbu belge resmi nitelikte bir belge olmadığından tarafların varlığı iddia edilen sözleşmeyi muvazaalı şekilde boşanma ve katılma alacağı davasından önce mal kaçırma amacıyla tanzim edip etmedikleri yönündeki iddia yeterince ve usulünce araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmediği-
TBK'nın 19. maddesine muvazaa hukuksal olgusuna dayanılarak tasarrufun iptali davası açılabilmesi için davacının tasarrufu yapan kişiden bir alacağı bulunması dolayısıyla dava açmakta hukuki yararı bulunması gerekir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK'nın 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekir. Yine bu davalarda taşınmazın birden fazla devir görmesi halinde taşınmazları devir silsilesi içindeki tüm satışların muvazaalı olduğunun ispatlanması gerekir. Bu halde ise dava konusu  taşınmazları devir alan dava dışı kişilerin, yine bu kişiler tarafından da devredilmişse son devre kadar tüm kişiler davaya dahil edilerek, taraf delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi, davaya dahillerinin talep edilmemesi halinde ise bu taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir. TBK'nın 19 maddesi ile  tasarrufun iptali davalarının kabulü halinde harç ve vekalet ücreti hakkında, takip konusu alacak ile iptal edilen tasarruf konusu şeyin değerinden hangisi az ise o değer üzerinden hükmedilir.