Taşınmaz üzerindeki ipotek bedeli bu şekilde dikkate alındığında fahiş bedel farkının olmadığı- Dördüncü kişi konumundaki davalı yönünden ivazlar arasındaki fahiş fark yeterli olmayıp kötü niyetinin ispatlanmış olması gerektiği, bu davalı yönünden İİK. m. 280/3 hükmünün de uygulama yeri olmadığı- Davalıların davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğunun davacı tarafından somut deliller ile de ispat edilemediğinden davanın reddi gerektiği-
Dava konusu  tasarrufların birden fazla olduğu, borçlu tarafından diğer davalı (üçüncü kişi) (H)'ye devredilen taşınmazların, davalı (H) diğer davalı (dördüncü kişi) (Y)'ye devredildiği, bu durumda davalı (H)'nin İİK m.283/2 gereği tasarrufa konu malları elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak nakden tanzimle sorumlu tutulması gerekirken, taşınmazları elinden çıkarmamış gibi yazılı şekilde iptal kararı verilmesi de isabetli değildir.
İptal davalarının ayni hak değil kişisel hakka dayanan davalar olması sebebi ile davanın konusu taşınmaz bile olsa 6100 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin uygulanma imkânı olmayacağı- 2004 sayılı Kanun'un 282 nci maddesi gereğince davalı borçlu ile doğrudan veya dolaylı işlem yapan üçüncü kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan ve zorunlu dava arkadaşları usul işlemlerini birlikte yapmak zorunda olduklarından yetki itirazının davalılarca birlikte ileri sürülmesi gerekeceği- Yalnız bir davalı tarafından ileri sürülen yetki itirazı hukuki sonuç doğurmayacağı- Beşinci kişi olan davalının yerleşim yerinin ....Bursa olduğu ve yasal cevap süresi içerisinde usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunduğu anlaşılmış olup buna göre uyuşmazlığın Bursa Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerektiği-
İİK m. 277 vd. dayalı davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği- İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılacağı, ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabileceği- Yapıldığı iddia edilen mirasın taksim sözleşmesi taraflar arasında her zaman düzenlenebilecek belgelerden olup işbu belge resmi nitelikte bir belge olmadığından tarafların varlığı iddia edilen sözleşmeyi muvazaalı şekilde boşanma ve katılma alacağı davasından önce mal kaçırma amacıyla tanzim edip etmedikleri yönündeki iddia yeterince ve usulünce araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmediği-
TBK'nın 19. maddesine muvazaa hukuksal olgusuna dayanılarak tasarrufun iptali davası açılabilmesi için davacının tasarrufu yapan kişiden bir alacağı bulunması dolayısıyla dava açmakta hukuki yararı bulunması gerekir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK'nın 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekir. Yine bu davalarda taşınmazın birden fazla devir görmesi halinde taşınmazları devir silsilesi içindeki tüm satışların muvazaalı olduğunun ispatlanması gerekir. Bu halde ise dava konusu  taşınmazları devir alan dava dışı kişilerin, yine bu kişiler tarafından da devredilmişse son devre kadar tüm kişiler davaya dahil edilerek, taraf delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi, davaya dahillerinin talep edilmemesi halinde ise bu taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir. TBK'nın 19 maddesi ile  tasarrufun iptali davalarının kabulü halinde harç ve vekalet ücreti hakkında, takip konusu alacak ile iptal edilen tasarruf konusu şeyin değerinden hangisi az ise o değer üzerinden hükmedilir.
İİK. 277 vd. dayalı davaların dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK'nin 277 m.) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nin 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. İİK'nin 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. İlk derece mahkemesinin kararı hem maddi olay, hem de hukuka uygunluk yönünden incelenmiş olup, kararda esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de usule aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiştir
İİK'nin 282. maddesi gereğince davalı borçlu ve borçlu ile doğrudan veya dolaylı işlem yapan 3. kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır.Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici  aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması ve davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. İİK'nın 280/1 md.si kapsamına göre; tasarrufun iptali davalarında ispat yükü davacı üzerindedir. Davacı davalıların kötüniyetli olduğunu ve alacaklılara zarar verme kastı ile hareket ettiğini ispatlamakla yükümlüdür ve hatta davacının ıspat yükü iki davalı içinde geçerledir. Başka bir anlatımla davacı yalnızca borçlu-davalının kötü niyetini değil, aynı zamanda 3. kişi konumunda olan davalının da kötü niyetini ve ızrar kastını ıspatlaması gerekmektedir.
Borçlunun arkadaşının babası olan ve aralarında ticari ilişki bulunan kişi üçüncü kişi hakkındaki tasarrufun iptali davasının kabulü gerektiği- Kendi savunması ile o bölgede arazi satın alan kişi olduğunu belirten davalı dördüncü kişinin P.lı ilçesinde borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğunun kabul edilemeyeceği- Davalı dördüncü kişi ile davalı borçlu arasında iş, arkadaşlık, tanıdıklık, akrabalık gibi herhangi bir ilişkinin veya kötü niyetinin olduğunun, davacı tarafından ispatlanamadığı anlaşıldığından onun yönünden davanın reddine, davalı üçüncü kişinin mirasçıları yönünden ise; dava konusu gayrimenkulün davalı üçüncü kişi tarafından diğer davalıya devredildiği tarihteki gerçek değeri üzerinden icra dosyasındaki alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere tahsiline karar verilmesi gerektiği-
TBK m. 19 uyarınca açılan davada, İİK 283'de yer alan sadece "davacıya haciz ve satış isteme yetkisinin" kıyasen uygulanabileceği, yoksa TBK m. 19 uyarınca açılan davada üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olmasının mümkün olmadığı- Davacının açtığı TBK m. 19'a dayalı açtığı tasarrufun iptali davasında, dava konusu taşınmazın dava tarihinden önce dava dışı bir başka kişiye devredildiğinden, dava konusu taşınmazla ilgili satışın iptaline karar verilebilmesi için taşınmazın devir silsilesi içindeki tüm satışların muvazaalı olduğunun kanıtlanması ve bu kapsamda taşınmazı devir alanların tamamının davaya dahil edilmesi gerektiği (Y.4.HD. 2021/1890 E. 2021/7420K.)-  Somut olayda davacı "davaya mevcut davalılara karşı tazminat davası olarak devam edileceğini" açıkladığından, davanın reddine karar verilmesi gerekeceği- Mahkemece "borçlu ile damadı arasında yapılan taşınmaz satışının iptali ile davacının alacaklı olduğu icra dosyasındaki alacak ve ferilerinin tahsili  ile sınırlı olmak üzere .... TL'nin davalı üçüncü kişi damattan tahsil edilmek üzere davacıya cebri icra yetkisi verilmesine" şeklinde karar verilmesinin hatalı olduğu-
Haciz tutanaklarının İİK'nın 105 inci maddesi anlamında aciz belgesi niteliğinde olduğu- Yargılama sırasında takip konusu borcun ödenmiş olmasından ötürü davanın konusuz kaldığı, dolayısıyla karar verilmesine yer olmadığı-