Davalı tarafından davacının taşınmazına yapılan el atmanın açıkça saptanması, fen bilirkişi raporunda el atılan kısımların ayrıntılı olarak gösterilmesi, ileri sürülen isteklerden el atmanın önlenmesi isteği ile ilgili olarak zemin değerinin hesaplanması, davacıya el atmanın önlenmesi, yıkım ve eski hale getirme tazminatı istekleri yönünden ayrı ayrı dava değerini bildirmesi için süre verilmesi, bildirilen dava değeri üzerinden varsa eksik kalan peşin harcın alınması ve bilirkişi raporu ile saptanan dava değeri üzerinden harç alınmak suretiyle hüküm kurulması gerektiği-
Davalıya kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca verilmesi gereken dairelerin ve 1 adet dükkanın değeri esas alınarak tazminata hükmedilmesi gerekirken, bilirkişi tarafından numaratajda değişiklik yapıldığı, blokların yerlerinin değiştiği belirtilerek hesaplanan değerleri üzerinden tazminata hükmedildiği anlaşıldığından, öncelikle numaratajda değişiklik yapılan taşınmazların kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve projeye göre davalıya bırakılanların aynı olup olmadıklarının açıkça tespiti, farklı taşınmazlar olduğunun saptanması halinde sözleşmede belirtilen taşınmazların değerlerinin saptanarak bu değer üzerinden tazminata hükmedilmesi gerektiği- HMK. mad. 240/2 uyarınca, ikinci tanık listesi verilemeyeceği- Eldeki davayla birleştirilmesine karar verilip daha sonra tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilen birleşen dosya ile ilgili hüküm kurulmasının hatalı olduğu-
Tavzih yoluyla hüküm değiştirilemeyeceği gibi, hakimin tavzih ile de hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip, bunu hükmüne ekleyemeyeceği, somut olaya gelince mahkemece, davacının tavzih talebi üzerine davalılar aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin ve harcın değiştirildiği anlaşıldığından, davalılar aleyhine hükmedilen vekalet ücretine ve harca ilişkin hükmün tavzih yolu ile değiştirilmesinin isabetsiz olduğu-
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceğinin, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiğinin, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceğinin vurgulandığı, ecrimisilin, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azının kira geliri karşılığı zarar olduğu, bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan malik ya da zilyedin yoksun kaldığı faydanın (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirleyeceği, haksız işgalin, haksız eylem niteliğinde olduğu, 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık sürenin dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlayacağı-
E.tmanın önlenmesi bir haksız eylem olduğundan devam ettiği veya yenilendiği müddetçe her zaman yeni bir davanın konusunu teşkil edebileceği, kesin hükmün ancak hüküm anındaki durumu tespit edeceği ve hükümden sonraki döneme etkili olmayacağı-
Bilindiği üzere; dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesinin tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucu olduğu, usul hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceğinin kabul edildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 125. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemlerin düzenlendiği-
Paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi isteğine ilişkin davada, öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durularak, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanıp mirasçıların kullanımına bırakılan yerler belirlendikten sonra varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerektiği-
Taşınmazın aynına ilişkin iptal tescil istemli eldeki davada öncelikle keşfen saptanan ya da saptanacak dava değeri üzerinden peşin harcın alınması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerektiği-
İ.lı işlem iddialarının 5.2.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği; böyle bir belgenin yokluğu sebebiyle inançlı işlem iddiası kanıtlanamıyorsa, yazılı delil başlangıcı sayılacak nitelikteki bir olgunun varlığı halinde buna itibar edilmesi gerekeceği, şayet, T.M.K.'nun 6. maddesi hükmü uyarınca ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışma, gibi birtakım belgeler var ise ancak bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın tanık dahil her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği, eğer böylesi bir yazılı delil başlangıcı sayılacak bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu-
Taraflar arasında imzalanan elektrik trafosunun kullanımına ilişkin protokolün, davacı şirketi temsile yetkili kişilerden izin alınmaksızın yapıldığı, davalının geçersiz olan protokole göre davacının taşınmazı üzerinde bulunan elektrik trafosundan yaptığı elektrik kullanımının haksız olduğu-