Ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık sürenin dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlayacağı- Çekişme konusu taşınmazlardan 124 ada 37 sayılı parselin bahçeli kargir ev, 274 ada 1 sayılı parselin bir dükkan ve üstü bir daire, 274 ada 2 sayılı parselin ise kargir dükkan niteliğinde olduğu ve kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması dikkate alınmadan intifadan men koşulunun aranmasının hatalı olduğu; ne var ki, adı geçen taşınmazların tapu kayıtlarındaki eksiklikler nedeniyle davacılar ile tapu kayıt malikleri arasında bağlantı kurulamadığından, çekişmeli 124 ada 37, 274 ada 1 ve 2 sayılı parseller yönünden tapu kayıt malikleri ile davacılar arasında bağlantı kurdurulması halinde taşınmazların niteliği ve 124 ada 37 sayılı parselde davalının kendisinin ikamet ettiği de dikkate alınarak intifadan men koşulunun aranmadığı gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile davalının intifadan men edilmediği gerekçesiyle adı geçen taşınmazlar yönünden davanın reddedilmesinin hatalı olduğu- 
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabileceği; bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera,orman vb) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel su olduğu ve bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabileceği- Genel suların taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemeyeceği- Dava konusu suyun genel nitelikte olduğu- Dosya içeriğinden davalı köyün suya ihtiyacının olup olmadığı yönünde bir araştırma yapılmadığından, suların en az olduğu dönemde mahallinde ziraatçi ve jeoloji mühendisi bilirkişiler hazır bulundurularak yeniden keşif yapılarak davalının hangi miktarda su ihtiyacının bulunduğu bilimsel verilere uygun olarak tespit ettirilmeli, davalıların kullanabilecekleri suyu şebeke suyu veya başka kaynaktan karşılayıp karşılamadıkları araştırılmalı, gerekirse içme suyu ihtiyacının sulama suyu ihtiyacına nazaran öncelikli olduğu da gözetilerek herkesin ihtiyaçları oranında yararlanabileceği bir su rejimi kurulması yoluna gidilmesi gerektiği- 
Kaynakların arazinin bütünleyici parçası olduğu ve bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği(TMK. mad. 756)- Dava konusu su, davalıya ait tapulu taşınmaz içinden çıkmakla birlikte mevcut debisi ve öteden beri kullanım şekli itibariyle genel yeraltı kaynak suyu niteliğinde olduğu- Genel sulardan kadim ve öncelik hakkı nazara alınmak koşulu ile herkes ihtiyacı oranında yararlanabileceği ancak, davada tarafların suya olan ihtiyaçları ayrıntılı olarak tespit edilmediği, yapılan keşiflerde suyun kullanım biçimi hususunda mahalli bilirkişi dinlenmediğinden, suların en az olduğu dönemde mahallinde ziraatçi bilirkişi ve jeoloji mühendisinin bulunduğu bilirkişi heyetiyle keşif icra edilerek suyun kullanım biçimine ilişkin mahalli bilirkişiler dinlenmeli, davacının ve davalının suya ihtiyaç durumu ziraat bilirkişisine bilimsel verilere uygun olarak tespit ettirilmeli, davalının başka kaynaktan ihtiyacını karşılayıp karşılamadığı araştırılmalı, kadim ve öncelik hakları gözetilerek içme suyu ihtiyacından fazlasının bulunduğunun saptanması halinde bu sudan yararlanma şekil ve şartları belirlenmek suretiyle su rejiminin oluşturulması gerektiği- 
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkının herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği; korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak olmadığı-
Arzın mütemmim cüz'ü (bütünleyici parçası) olan muhtesatların, zeminin mülkiyetine tabi olmaları nedeniyle (TMK. mad. 684) yıkım istekli davalarda, davanın binanın ana nüvesinin üzerinde bulunduğu taşınmazın tüm maliklerine yöneltilmesi zorunlu olduğu- Dosyada bulunan kayıt ve belgelerden, 16/05/1997 tarihli gayrımenkul satış vaadi sözleşmesi ile 42 parsel sayılı taşınmaz maliklerinin taşınmazı dava dışı ...’a satmayı vadettiği, 42 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki yapı ile ilgili dava dışı kayıt malikleri tarafından 28/09/1998 tarihinde yapı ruhsatı alındığı, davalıların resmi belgelerde isimleri geçmese de taşınmazı haricen satın alıp, üzerindeki binanın kendileri tarafından yapıldığı savunmasında bulundukları, Belediye’nin 19/04/2012 tarihli yazısında, 133 ada 41-48 parsele kadar olan bölümde zeminde yapılmış olan yapıların kadastral parsel sınırına uygun yapılmadığı, parsel maliklerinin muvafakat vermeleri halinde 15 ve 16.madde gereği tevhit, ifraz ve sınır tashihi yapılabileceği, re’sen imar uygulaması yönünden inceleme yaptıklarını ancak sözkonusu parsellerin imar uygulaması sonucu oluşan parseller olduğundan 2005 tarihli uygulama imar planına göre ikinci kez DOP payı kesilemeyeceği, ayrıca müstakil parsel tapusu olan şahısların paydaş olması durumunda farklı çözümsüzlükler olabileceğinden 18 uygulaması yapılmasının mümkün olmadığının belirtildiğinden, öncelikle 42 parsel sayılı taşınmazın paydaşlarının davada yer almalarının sağlanması, tecavüzlü durumun imar uygulamasıyla oluşup oluşmadığının açıklığa kavuşturularak varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerektiği- 
Birleştiren davanın davacısının ecrimisil talep ettiği üç davalı arasında zorunlu dava arkadaşlığı ve müteselsil sorumluluk söz konusu olmayıp müştereken talep edildiğinin kabulü gerekip davalı dışındaki diğer iki davalı yönünden davanın reddedilmiş olmasına bu hususun kesinleştiğinden hesaplanan ecrimisilden davalının 1/3 oranında sorumlu olacağı-
Alınan jeolog bilirkişi rapor ve ek raporunda, davalının yaptığı taş tahkimatın dere yatağını daraltmadığı, davacıya ait taşınmaza bir tehlike oluşturmadığından davacının elatmanın önlenmesini talep edemeyeceği-
Davacıya ait taşınmaza davalının haklı ve geçerli bir neden olmaksızın harita bilirkişisi raporunda gösterilen kısma duvar inşa etmek suretiyle müdahale ettiği gözetilerek el atmanın önlenmesi ve eski hale getirme isteklerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olduğu- Maliğin, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebileceği-
E.tma haksız eylem olup elatmanın önlenmesi davalarının da haksız eylemi gerçekleştiren kişi ya da kişiler aleyhine açılabileceği- Davacıyla davalı eski eşi ve reşit oğlu arasında taşınmazı kullanmalarını haklı kılacak bir akdi ilişki olduğu savunulup bu konuda bir delil bildirilmiş olmadığından, taşınmazda oturduğu kanıtlanamayan davalı yönünden davanın reddinin isabetli olduğu, diğer davalılar bakımından davacının TMK. mad. 683'den kaynaklanan mülkiyet hakkına üstünlük tanınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği-