Küçüğün büyük annesi ve büyük babası olan davacıların torunlarını sevme, onunla kişisel ilişki kurulmasını isteme, en doğal hakları olup; baba ve davacılar arasında anlaşmazlık bulunmasının, davacıların torunları ile kişisel ilişki kurmasına engel teşkil etmeyeceği- Annesini kaybetmiş çocukların eksikliğini gidermesi için büyükanne ve büyükbaba ile vakit geçirmesi ve kurulacak kişisel ilişkinin çocukların yas sürecindeki ruhsal durumunu da destekleyeceği ve onların yararına olacağı- "..Dini bayramlarda ve her ayın 4. Pazar günü yatısız olarak..." şeklinde kişisel ilişki süresinin az olduğu-
Çeklerin sözleşme borcuna karşılık keşide edilmesine rağmen inşaat borcunun yerine getirilmediği, muhatabın temel ilişkiden sorumlu olduğu, asıl sözleşme borçlusu, davalının babası olması nedeniyle davalının iyiniyetli sayılmayacağı gerekçesi ile; davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de çek bir ödeme vasıtası olup, sebepten mücerret ve var olan bir borcun ödendiğini gösterdiğinden, hangi borca ilişkin bir ödeme olduğunu çeki veren şahsın ispat etmesi gerektiği- Delil olarak dayanılan çeklerde, çekin veriliş nedenine ilişkin herhangi bir şerh bulunmadığından davacının, dava konusu çekleri iddia ettiği sebeplere göre davalıya verdiğini yazılı belge ile ispat etmesi gerektiği-
Dava konusu taşınmaza; davalı ve davacıların murisi 1/2’şer payla malikken, açılan ortaklığın giderilmesi davası sonucu ihale ile davacılar satın aldığından mülkiyetin ihale tarihi itibariyle geçeceği ve ihale tarihi itibariyle taşınmaza tam malik olup, bu husus gözetilmeden, davacıların ½ pay sahibi olduğu kabul edilerek ecrimisil hesap edilmesinin doğru olmayacağı- Ecrimisil davalarında talep olması halinde, bilirkişi tarafından her yıl için saptanan ecrimisil miktarına tahakkuk tarihleri olan dönem sonlarından (her yıl için 31 Aralık tarihinden) itibaren yasal oranda faize hükmedilmesi gerekeceğinden toplam ecrimisil bedeli için, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesinin doğru olmadığı-
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlü olduğundan; ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen bir kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekeceği ve ispat yükünün, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşeceği- Ziynet eşyalarının, davalıya özgü ziynet eşyaları olup olmadığına yönelik yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı- Evlilik birliği içinde ödenen banka kredisinin taksitlerinin, kişisel mal (ziynetler) ile ödendiğinden; artık değer, dolayısıyla katılma alacağı olmayacağı belirtilerek kuyumcuya teslim edilen ziynet eşyalarının tamamının kişisel mal kabul edilemeyeceği- Kadına özgü ziynet eşyaları, eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış ve artık onun kişisel malı niteliğinde olacağı, ancak eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen malların, onların paylı mülkiyetinde sayılacağı-
Bir kimse, kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça niteliğinde yapı inşa edip, imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmışsa; kendi iradesinin dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamayacağı için, yasa koyucunun imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğu duyduğu- Çekişme konusu taşınmazın, imar öncesi parselde davalının, mülkiyet ya da sınırlı bir ayni hakkının veya tahsisten kaynaklanan kişisel bir hakkının bulunup bulunmadığının saptanması, davalının korunmaya değer bir hakkının tespiti halinde yapıların kaim bedelleri depo edildikten sonra elatmanın önlenmesine ve kal’e karar verilmesi; davalının imar öncesi korunmaya değer bir hakkı bulunmadığı takdirde bedel depo edilmeksizin elatmanın önlenmesine, kal’e ve ecrimisile karar verilmesi gerektiği-
Miktar ve değeri, temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararların, HMK'nun geçici 3. maddesi uyarınca ve uygulanmasına devam olunan mülga HMUK'nun 427. maddesine göre; temyiz edilemeyeceği, kesinlik sınırının kamu düzeni ile ilgili olduğu, temyiz kesinlik sınırı belirlenirken; yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değerinin dikkate alındığı; faiz, icra (inkar) tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin hesaba katılmadığı-
"Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceği, ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağına” ilişkin HMK’nin 177. maddesinde -28.07.2020 tarihinde- yapılan değişikliğin derdest davalarda da uygulanacağı- Bozma sonrası "davacı vekilince son celse mazeret bildirmelerine rağmen bu konuda hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden hüküm kurulması" nedeniyle temyiz edilen ve "adil yargılanma kuralına uyulmaması" nedeniyle tekrar bozulan karar üzerine, bozma sonrası davacı vekili, "(ilk) Yargıtay bozma ilamında ancak bedel talep edilebileceği belirtildiğinden, taleplerini ıslah ederek dava konusu taşınmazın değerinin 1/2’sini edinilmiş mal rejiminin tasfiyesi ve katılım alacağı olarak talep ettiklerini" belirtmiş ve mahkemece "bozma sonrası ıslah yapılamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, (ilk) bozma ilamı araştırmaya yönelik olup tahkikat devam ettiğinden, davacının ıslah dilekçesi dikkate alınarak yargılama yapılıp sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
6100 sayılı HMK'nun geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı HUMK'nun 440/III-1 maddesinde öngörülen karar düzeltme parasal sınırının 01.01.2019 tarihinden itibaren 19.680,00 TL olarak belirlendiği-
Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu belirtilmiş ise de itirazın iptali davalarında davaya konu edilen icra takibinde istenilen alacak tutarı ile bağlı olan mahkemece dava reddedilmiş olup direnmeye konu olan bu miktar kararın verildiği tarih itibariyle temyiz kesinlik sınırının altında olduğundan, anılan karara karşı temyiz yasa yoluna gidilmesinin miktar itibariyle mümkün olmadığı-
Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının, temyizi üzerine Yargıtayca verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilmesinin mümkün olmayacağı- Karar düzeltme talebinin kötüniyetle yapıldığı anlaşıldığı takdirde Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre bir miktar disiplin para cezası ile cezalandırılması gerektiği-