İçerik Akışı
Kira ilişkisinden doğan alacak- Temerrüt nedeniyle tahliye-
Davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istekli olarak başlatılan icra takibinde, davalının ödediği 1.300,65 TL kira ücretinden bankanın 1,00 TL masraf kesmesi üzerinde davacının hesabına 1.299,65 TL olarak geçtiği ve 35 kuruş eksik ödendiğinin anlaşıldığı, mahkemece 0,35 TL eksik ödeme nedeniyle temerrüt gerçekleşmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davacı alacaklı tarafından başlatılan takip üzerine davalıya ödeme emri gönderildiği ve borcun ödenmesi için 30 günlük süre verildiği, davalı borçlunun borcu olmadığını belirterek borca itiraz ettiği ancak verilen bu 30 günlük süreye rağmen davacı hesabına eksik ödenen 0,35 TL'yi ödemediğinin anlaşıldığı, 30 gün içinde borcun tümü ödenmediğine göre temerrüdün gerçekleştiği, borcun miktarının az ya da çok olmasının temerrüt olgusunun gerçekleşmesini engellemeyeceği-
TBK 19'e dayalı iptal davası- Namı müstear- Harç- İhtiyati haciz-
TBK 19'e dayalı iptal davasında, harcı yatırılarak dava konusu edilmeyen davalının nam-ı müstear yoluyla edinmiş olduğu tüm malvarlığı (menkul, gayrimenkul ve 3. kişilerdeki hak ve alacaklar) üzerine ihtiyati haciz konulmasının mümkün olmadığı- Zaten hacizli olup istihkak davasında konu edilen mallara yeniden ihtiyati haciz konulmasında hukuki yararın bulunmadığı-
Görevli ve yetkili mahkemenin uyuşmazlıkta sonradan ortaya çıkan değişikliklerden etkilenmeyeceği-
Dava açmanın yargılama hukukuna ilişkin en önemli sonuçlarından birinin davanın açılması anında görevli ve yetkili olan mahkemenin artık sabit hale gelmesi olduğu ve bu ilkeye göre sonradan ortaya çıkan değişikliklerin görevi ve yetkiyi etkilemeyeceği- HSK Genel Kurul kararında, yargı çevresinin belirlenmesine ilişkin kararın 01/09/2021 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verildiği, görülmekte olan davaların devri ile ilgili bir düzenlemenin bulunmadığı, söz konusu genel kurul kararının görülmekte olan davaların da devredilmesi gerektiği şeklinde yorumlanarak kapsamının genişletilemeyeceği-
Poliçe teminatı- Gizlendiği iddia edilen hastalıkla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağı- İrade özgürlüğü- Bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık-
Poliçe teminat süresi içerisinde murisin vefat etmesi üzerine, poliçe teminatının ödenmesi için davalıya yapılan başvuru, "murisin yirmi yıl önce bir kalp rahatsızlığı geçirdiğini bankadan gizleyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı" gerekçesiyle reddedilmiş olup, Adli Tıp Kurumundan bir heyet raporu aldırılarak "sözleşme anında sigortalının savunmada geçen hastalığının bulunup bulunmadığı, sigortalı murisin tedavi gördüğü ve gizlendiği iddia edilen hastalıkla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, hastalığın gizlenip gizlenmediği", başka bir anlatımla "ölümün gizlenen hastalıktan meydana gelip gelmediği" tespit ettirilerek bir değerlendirme yapılması gerektiği- "Kredi sözleşmesinde müteveffanın hayat sigorta yaptıracağının düzenlenmiş olması ve kredi sözleşmesinin yapıldığı banka şubesi tarafından düzenlenen kredi hayat sigortaları başvuru formunun matbu olarak düzenlenerek müteveffanın kimlik bilgileri dışında diğer kısımların doldurulmamış olması da değerlendirildiğinde, sigorta ettirenin ihtiyaçlarından ziyade kredi veren kurumun, bankanın ihtiyaçları ve zorlaması ile ortaya çıkan bir sözleşme söz konusu olduğundan sözleşmelerde görülen irade özgürlüğü bulunmadığı, ayrıca eksik beyanda bulunulması hâlinde sigortalının hangi yaptırımlara maruz kalacağının kendisine bildirilmemesinin bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği, sigorta dosyasında yer alan bilgilendirme formunun müteveffa sigortalının imzasını taşımadığından, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Taşınmazın beyanlar hanesi- Satış protokolü- Elbirliği halinde mülkiyet- Zorunlu dava arkadaşlığı- Tahliye istemi- Menfi tespit- Tahliyenin tedbiren durdurulması-
Dava konusu taşınmazın davalının murisi adına beyanlar hanesine muhdesatı ile yazımının sağlandığı satış protokolünde zikredilmiş olup, davalının yanı sıra protokolün diğer tarafı olan dava dışı kişilerin de mirasçılar olmasına karşın, icra hukuk mahkemelerindeki tahliye davalarının sadece davalı tarafından açıldığı, elbirliği ile mülkiyet ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda tahliye davası açısından bu kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu ve bu nedenle menfi tespit davasında "tahliyenin durdurulmasına" yönelik ihtiyati tedbir talebinin kabulü gerektiği-
Temliken tescil talebi (TMK 724)- İyiniyet- Davalı belediyenin davacıyı, meşru beklenti içine sokması-
TMK 724'e dayalı temliken tescil talebine ilişkin davada, öncelikle, iyiniyet ve bu iyiniyetin inşaatın başından beri mevcut olup olmadığı hususunun araştırılması gerektiği- Davaya konu inşaatın davalı belediyeden alınan ruhsata dayandığı, taşınmazın davacıya teslim edildiği ve davalının bu inşaata bir itirazının bulunmadığı uyuşmazlıkta, davacı söz konusu taşınmazı, davalının çıkarmış olduğu ihale suretiyle satın almış ve satım bedeli de davalı tarafından tahsil edilmiş olduğundan, davalı belediyenin davacıyı, "davaya konu taşınmazı sahiplendiği" hususunda inandırdığı, meşru beklenti içine soktuğu ve inşaatın yapılmasında açık rızasının bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği ve bu durumda davacının iyiniyetli olduğunun kabulüyle, TMK 724'deki diğer koşullarının mevcut olup olmadığının araştırılması gerektiği- "Davaya konu taşınmazın geçerli bir belediye meclis kararına dayanmaksızın encümen kararıyla ihale edildiği, açılan tapu iptali ve tescili davasında da yapılan ihalenin tapu devrine esas alınamayacağının kesin olarak karara bağlandığı, bu durumda davalı Belediyenin açık rızasının bulunduğundan bahsedilemeyeceği, takip eden süreçte davacının kira bedelini ödediği hususları dikkate alındığında, inşaatın başından beri iyiniyetin bulunduğu ve korunduğu hususunun ispatlanamadığı, iyiniyet olmadan TMK 724'deki diğer koşullarının araştırılmasına gerek bulunmadığı ve davanın reddine gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Tebliğ mazbatasındaki imza- İspat külfeti- İmzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı hususunda kanaat bildirilememesi-
"Tebliğ mazbatasındaki imzanın kendisine ait olmadığını" ileri süren borçlunun bunu ispat etmesi gerektiği- (Adli Tıp Kurumu ve Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı) Bilirkişi raporlarında "imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirmenin mümkün olmadığı" sonucuna ulaşıldığından, mazbatadaki imzanın kendisine ait olmadığı hususunun borçlu tarafından ispatlanamamış olduğu-
Yapı kayıt belgesi- Kültür ve tabiat varlıklarını koruma- Sit alanı-
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında kalıp, Kültür ve Turizm Bakanlığınca satışı uygun görülmeyen, korunan yerler açısından, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'ndan izin alınmadan inşa edilen yapılar hakkında yapı kayıt belgesi düzenlenemeyeceği, düzenlenmiş olması halinde de bu belgenin, ilgililere herhangi bir hak bahşetmeyeceği ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca tesis edilen idari işlemleri hukuka aykırı hale getirmeyeceği-
Göçmen kaçakçılığı- Kayıt dışı işçi çalıştırma-
Yasal olmayan yollardan Türkiye’ye giren, ikamet ya da çalışma izni olmayan, başka bir ülkeye gitme amacı bulunmayan ve ülkemizde sürekli olarak kalmak istediği anlaşılan Afganistan uyruklu göçmeni, kaçak olduklarını bildiği hâlde istihdam etmek ve bu şahsın ülke içerisinde bir yerden başka bir yere gitmelerine aracı olmak suretiyle göçmenlerin yasal olmayan yollardan ülkede kalmalarına imkân sağlaması, kayıt dışı olarak çalıştırdığı göçmen yönüyle sigorta ve vergi masrafları yükümlülüğünün bulunmaması, haksız bir şekilde işlerine son vermesi hâlinde kaçak işçilerin sınır dışı edilme korkusuyla haklarını arayamayacak olmaları ve bu sayede tazminat ödeme gibi yükümlülüklerden kurtulması gibi avantajlar sayesinde doğrudan ve dolaylı olarak menfaat elde ettiğinden, TCK’nın 79. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki göçmen kaçakçılığı suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu- Karşı oy yazısında, Afganistan uyruklu kişilerin ülkemizde yaygın olarak köylerde çobanlık yapmaları, sanığın köyde yaşayan ve çiftçilik işi ile uğraşan bir kişi olması, yanında çalıştırdığı Afganistan uyruklu kişinin yurda ne şekilde girdiğini, çalışma veya oturma izni olup olmadığını bilmediğini, yurda kaçak olarak girdiğini öğrenince de işine son verdiğini beyan etmesi, dosyada savunmasının aksine herhangi bir delil bulunmaması, olay nedeniyle ne şekilde maddi menfaat sağladığı yönünde herhangi bir araştırma yapılmamış olması, suçun manevi unsur ve maddi menfaat unsurları yönüyle oluşmadığı hususuna dikkat çekildiği-
Sözleşmenin feshi- İfa imkansızlığı- İbraname-
Geçerli sözleşmenin ifasının imkânsız hâle gelmesi nedeniyle sözleşmeye konu taşınmazın rayiç bedelinin tahsili istemiyle açılan dava yönünden, sözleşme çerçevesinde ödediği bedelin kendi talebi üzerine davacıya iade edilmiş olması ve bu ödeme sırasında herhangi bir ihtirazî kayıt konulmaması durumunda, dava konusu borcu sona erdiğinin kabul edileceği- "Son içtihatlarda hak sahiplerine taşınmazın rayiç değerinin ödenmesi gerektiğinin kabul edildiği, davacıya sözleşmenin geçersiz olduğu şeklindeki bir kabulle sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde ödediği bedelin iadesi yönünde yapılan ödemenin taraflar arasındaki borç ilişkisini tümüyle sona erdirmediği, davalının geçerli sözleşmenin kendi kusuruyla ifasını imkânsız hâle getirmesi nedeniyle davacıya karşı taşınmazın rayiç bedeli nispetinde sorumluluğunun devam ettiği, davacının sözleşmeyle ödediği bedelin kendisine iade edilmesi yönündeki başvurusunun ibra niteliği taşımadığı, sözleşmeye dayalı olarak gerçek zararın tazminini isteyen davacının kısmî ödeme sırasında ihtirazî kayıt sunmamış olmasının davalıyı borç yükünden kurtarmayacağı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
