İçerik Akışı
Temyiz kesinlik sınırının belirlenmesi-
İşyeri hekimliği ücret alacağına ilişkin davada temyiz incelemesine konu miktar direnme kararının verildiği tarih itibariyle kesinlik sınırının altında kaldığından, temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesinin gerektiği- "Kesinlik sınırı belirlenirken sadece direnme konusu uyuşmazlığa değil hükmedilen tüm alacakların toplam miktarına bakılması gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Muris muvazaası- Ölünceye kadar bakma sözleşmesi-
Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davada, murisin taşınmazını sadece bir görünüş yaratmak için değil de samimi olarak bakım temini için ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devrettiği, diğer mirasçılarından mal kaçırma amacını taşımadığı, bakım borçlusu olan davalının da babasına bakarak karşı edimini ifa ettiği anlaşılmakta olup, gerçek bakım karşılığı yapılan sözleşmenin muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğundan söz edilemeyeceği- Karşı oy yazısında miras bırakanın vefatına kadar önemli sağlık problemi yaşamadığı, payını mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak oğlu davalıya temlik ettiği, murisin mal varlığının tamamına yakın bölümünün devredilmiş olduğu dikkate alındığında akitte bakım amacının değil mal kaçırma amacının üstün tutulduğu, murisin mal kaçırma iradesinin tespiti bakımından mutlaka mirasçıları ile arasında bir dargınlık bulunması gerekmediği gibi murisin daha çok sevdiği, korumak istediği mirasçısına kazandırma yapabileceği, mal kaçırma amacıyla temlik yapan muristen sağlığında bakım yapılmadığı yönünde dava açmasının beklenmeyeceği hususuna dikkat çekildiği-
Rekabet yasağı- Hizmet sözleşmesi- Cezai şart
Rekabet sözleşmesine aykırılık sebebiyle cezai şart talepli davada, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olacağına dair TBK.’nin 420/1 maddesi hükmünün, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesine uygulanma imkânının bulunmadığı- "Taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesi, bünyesinde barındırdığı unsurlar itibariyle davacı ile davalı arasındaki hizmet/iş sözleşmesinin eki/devamı niteliğinde olduğundan, sözleşme metninin hizmet sözleşmesinden ayrı düzenlenmiş olmasının, anılan rekabet yasağı sözleşmesini hizmet sözleşmesinden bağımsız bir sözleşme niteliğinde olduğunu kabul için yeterli olmadığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Menfi tespit davası- Davacının sahte imzayla çek tedavüle koymayı alışkanlık haline getirip getirmediği-
Davacı şirketin müşterek imzalardan birisi sahte olarak atılmış 7 adet çek bedelini imza itirazında bulunmaksızın ödemesinin davacının sahte imzayla çek tedavüle koymayı alışkanlık haline getirip bu durumu benimsendiği şeklinde yorumlanamayacağı- Söz konusu çeklerden her biri davacı şirket adına müstakil bir borç ikrarı niteliğinde olduğundan, davacı şirketin sahtecilik suretiyle düzenlenen davaya konu çek nedeniyle sorumlu addedilemeyeceği ve sahtecilik iddiasının herkese karşı ileri sürülebileceği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Ödeme emrinin tebliğ edilmemesi- Savunma hakkının ihlali-
Taraflar arasındaki "itirazın kaldırılması ve tahliye” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, borçlunun tüm itirazlarını icra dosyasına sunduğu, itirazın kaldırılması talebinde de kendisine ödeme emri tebliğ edilmediğini, tebliğ edilseydi başka itirazlarını da ileri süreceğini savunmadığı, borçluya ödeme emri tebliğ edilmemesine rağmen kendiliğinden takip dosyasına borca itirazlarını bildirdiğinden itirazın kaldırılmasının istenebileceği gerekçesi ile direnme kararının uygun olduğu görüşünün doğru olmayacağı- Karşı oy yazısında borçlu kiracının, kendiliğinden ödeme emrine itiraz ettiğine ve dosyada da ödeme emri tebliğ edilmediğini, edilseydi başka itirazları da bulunduğunu savunmadığına göre, savunma hakkının ihlâl edildiği de söylenemeyeceğinden, borca itirazın kaldırılması ve tahliye talebinin değerlendirilebilmesi gerekeceği hususuna dikkat çekildiği-
Usulsüz tebligat- Öğrenme tarihi- WhatsApp yazışmaları-
Usulsüz tebligat halinde, TK. m. 32 uyarınca tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak bildirilen tarih olarak düzeltilmesine karar verilmesi gerektiği- İlamsız icra takibinde itirazların, düzeltilmesine karar verilen tebliğ tarihinden itibaren yedi günlük süre içerisinde icra dairesine yapılması gerektiği- Alacaklının sunduğu WhatsApp yazışma içeriği belirsiz olduğundan ve ayrıca öğrenme tarihinin belirlenmesi açısından şikayetçi borçlunun bildirdiği tarihin esas olduğu, bu tarihin aksinin karşı tarafça ancak yazılı belge ile ispatlanabileceği-
Taşınmazın tescili- İmar-ihya suretiyle iktisap-
Taraflar arasındaki tespit harici bırakılan taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda çekişmeli taşınmazın dört tarafındaki taşınmazların kadastro tespitlerinin tarla vasfı ile yapıldığı, parsellerin davacıya, davacının eşine ait olduğu, kuzeydeki taşınmazların geldisi olan taşınmazın kadastro tespit dayanağı tapu kaydının dava konusu taşınmaz yönünü davacının kayınpederinin okuduğu, davacının aynı çalışma alanında 100 dönümü aşan belgesiz taşınmaz ediniminin söz konusu olmadığı, dosya içerisinde yer alan davacının eşinin davacı olarak yer aldığı tescil davalarına konu yerlerin, eldeki davadaki dava konusu yer ile aynı yer olmadığının bilirkişi ek raporu ve söz konusu dava dosyalarındaki fen bilirkişisi raporlarının incelenmesi ile anlaşıldığı, söz konusu taşınmazın imar-ihya edildiği tarih ile imar planına alındığı 2013 tarihine kadar 20 yıl süreyle, çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla zilyet bulunduğu, sonuç olarak dava konusu taşınmazda imar-ihya suretiyle iktisap koşullarının davacı yararına gerçekleşmiş olduğu- Karşı oy yazısında; Hazinenin Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi ile yargı harçlarından muaf tutulduğu, ancak davalının muaf olmadığı, yasa koyucu yargılama giderlerinden sorumlu olan tarafı harçtan muaf tutmuş ise, bu husus harcın diğer taraftan alınacağı şeklinde yorumlanamayacağı, ancak bakiye karar ve ilam harcının davalıdan hiç alınmayacağı gibi, davacı tarafından peşin yatırılan karar ve ilam harcının da iade edileceği şeklinde yorumlanıp uygulanması gerektiği hususuna dikkat çekildiği-
Davacı aleyhine değişiklik içermekte olan iş yönetmeliğinin davacı işçiyi bağlayıp bağlamadığı-
İşyeri uygulamalarının yürürlükte bulunduğu dönemle sınırlı olmak üzere kapsam içi işçilerin işkolunda geçerli toplu iş sözleşmesinde düzenlenen ücret zammı oranlarının kapsam dışı personele uygulanması gerektiği- İş sözleşmesi ile değişikliğe rıza gösterilmiş olan davacının yürürlükten kalkmış olan çalışma esaslarından kaynaklı fark ücret, ikramiye ve ilave tediye alacağı talep hakkı bulunmadığı- "Davacının en son iş sözleşmesini imzaladığı tarihte henüz aleyhe olan yeni Esasların yürürlükte bulunmadığı, imzalanan iş sözleşmesinde atıf yapılan eski Esaslar olduğu, yeni düzenlemenin davacıya hangi tarihte tebliğ edildiğinin de belli olmadığı, iş sözleşmesinin imzalandığı tarihte henüz yürürlükte olmayan değişikliğe davacının yazılı onay verdiğini söylemenin mümkün olmadığı, bu durumda davacının aleyhine olan yeni yönetmeliğe dayalı çalışma koşullarını kabul ettiğinden söz edilemeyeceği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Mülga 743 s. MK m. 552.'nin çeviri hatasıyla yasalarımıza işlenmesi- Ölenin en yakın mirasçıları tarafından red edilen mirasın tasfiyesi- Borçlar ödendikten sonra geriye kalan kısmın akıbeti-
Mülga 743 s. MK.'nun 552. maddesinin eski İsviçre Medeni Kanununun 553. maddesinden çevrilmesi sırasında hatalı çeviriyle yasalarımıza işlediği- İlgili İsviçre Medeni Kanunu maddesinde “en yakın kanuni mirasçıların hepsi tarafından reddolunan miras, iflas dairesinde tasfiye olunur. Borçların ödenmesinden sonra tasfiye bakiyesi, red vaki olmamış gibi hak sahiplerine ait olur” hükmüne bakılarak, yanlış çevrilen kanun maddesinin değil zikredilen kanun hükmünün, "ölenin en yakın mirasçıları tarafından red edilen mirasın tasfiye edileceği, borçlar ödendikten sonra geriye kalan kısmın bulunması halinde, red vaki olmamış gibi hak sahibi olanlara verileceği şeklinde yorumlanması gerektiği" şeklinde yorumlanması gerektiği-
Muvazaa- Çek- Ticari defter- Ortaklık-
Davalı üçüncü kişinin ödeme amacı ile verdiği çeklerin borçluların ortağı olduğu şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edilmiş olduğundan, taşınmaz satışı vadeli olduğu için satıcılar lehine ipotek verilmesi, satıcı için garanti niteliğinde olduğundan, salt çeklerin satıcılardan biri adına düzenlenmesi ve onun tarafından her iki satıcının ortağı olduğu şirkete ciro edilmesi ödeme yerine geçmeyeceği sonucunu doğurmayacağı- Davalı üçüncü kişi ile borçlular arasında akrabalık veya tanışıklık olmadığı, ivazlar arasında önemli bir oransızlık olmadığı, iptal nedenlerinden hiçbirinin somut olarak ispatlanamamış olduğu gözetildiğinde, davalı üçüncü kişiden yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
