Davalı-davacı kadının karşı boşanma davası hakkında olumlu-olumsuz karar verilmemesinin doğru olmayıp bozmayı gerektirdiği-
Davacı, temyiz dilekçesiyle davadan feragat ettiğini bildirdiğinden bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasının gerektiği-
Davalı-davacı (kadın) bu davada kendisini vekille temsil ettirdiğine göre, ayrıca davacı-davalı (koca)'nın açtığı boşanma davasının reddi sebebiyle de karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca yararına maktu vekalet ücreti takdir ve tayini gerekirken, bu hususun nazara alınmamasının doğru olmadığı-
Feragat tarihinden önceye ait affedilen ve hoşgörü ile karşılanan olaylar nedeniyle davalı koca yararına manevi tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirdiği-
2828 Sayılı Yasa uyarınca 2011 Doğumlu Ada Su'nun koruma altına alınması istemine ilişkin davada, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 26. maddesinin üçüncü fıkrasında, çocuk mahkemeleri ile Çocuk ağır ceza mahkemelerinin ve gerektiğinde çocuk hakiminin bu Kanunda yazılı koruyucu ve destekleyici tedbirlerle ilgili olarak da karar verebileceği-
Yargılama giderinin haksız çıkan taraftan alınacağı, davacı kocanın vekil ile temsil edildiği ve boşanma davasının kabul edildiği, davacının kabul edilen boşanma davasında vekalet ücreti ve yargılama giderinin davalı kadından alınarak davacı kocaya verilmesi gerekirken yazılı şekilde yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasının ve davalı kadın yararına vekalet ücreti takdirine karar verilmesinin bozmayı gerektirdiği-
Tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmekte olduğundan, yanlışlık ancak temyiz/kanun yoluna başvurulması ve kararın bozulması halinde düzeltilebileceğinden, tefhim edilen ve duruşma tutanağına geçirilen hüküm sonucu ile gerekçeli karar arasındaki aykırılığın diğer yönler incelenmeden tek başına bozma sebebi olduğu-
Davacı, davasından feragat etmiş olduğundan, feragat konusunda bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasının gerektiği-
Her ne kadar Almanya Fürstenfeldbruck Mahkemesi'nin verdiği boşanma kararı kesinleşmiş ve verildiği ülkede kesin delil ve kesin hüküm olarak kabulü sonucunu doğurabilmekte ise de, kararın Türkiye’de uygulanabilmesinin ancak, bir tanıma kararı verilmesi halinde mümkün olabileceği-
Davalı-davacı kadının açtığı boşanma davasıyla ilgili olarak davacı-davalı kocaya delil gösterme imkanı tanınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulmasının "hukuki dinlenilme hakkına" (HMK. md. 27) aykırılık oluşturan önemli bir usul hatası olup, bozmayı gerektireceği-
