Birleşen davanın konusu finansal kiralama sözleşmesinin haklı feshi, kiralama konusu malın aynen iadesi, iade mümkün olmadığı takdirde kira bedellerinin ödenmesi konusunda olup, sözleşme konusu kararın kesinleşmiş olması nedeniyle finansal kiralama sözleşmesinin finansal kiralama şirketi tarafından haklı feshedildiği, malın aynen iadesi veya bedelinin ödenmesi hususunda taraflar arasında sözleşme konusu bu davada iddialar yönünden kesin delil teşkil edeceğinin gözönüne alınması gerekeceği-
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama neticesinde, muacceliyet şartının geçerli nitelikte bir kayıt olduğu, davalı tarafından keşide edilen ihtarnamede; ödeme planı dahilinde ödenmeyen 10.102,02 Euro kira alacağının ödenmesi aksi halde sözleşmenin feshedileceği hususunun yer aldığı, sözleşmede muacceliyet kaydını taşıyan hüküm 70. madde olmakla işbu madde dahilinde atıf yapılan 23. madde uyarınca mükerrer temerrüt hali nedeniyle sözleşmenin fesih edilmesinin mümkün olduğu, 23 ve 70. maddeler nazarında mükerrer temerrüt hali bulunup bulunmadığına bakılacak olursa davacı tarafından gönderilen ihtarnamede her ne kadar ödenmeyen üç dönem kira borcu olduğu dile getirilmiş ise de ihtarname tarihi itibariyle sadece ödenmeyen 3.367,34 Euro'luk bir kira borcunun bulunduğu, 23. maddede yer alan mükerrer temerrüt kaydının somut olay yönünden gerçekleşmediği, sözleşmenin 70. maddesi kapsamındaki muacceliyet şartının da gerçekleşmemiş olduğunun kabulü gerektiği, davalının sözleşmeyi fesih tarihi itibariyle takip konusu senetler nazarında 3.367,34 Euro tutarındaki vadesi geçmiş senet yönünden ve takip başlangıç tarihine kadar da 3.368 Euro bedelli senet yönünden alacaklı olduğu, muaccel hale geldiği iddia olunan vadesi gelmemiş diğer bonolara ilişkin olarak ise itirazın iptali isteminin haklı ve yerinde olduğu kanaatine erişilemediği, davacı tarafça talep edilmiş ise de takibin kötüniyetle başlatıldığına dair dosyada somut ve açık bir delil bulunmadığı, kötüniyet tazminatı isteminin reddi gerektiği-
Varlık yönetim şirketlerinin açtıkları davalar nedeniyle her hangi bir yargı harcı istisnalarını bulunmadığı, istinaf mahkemesince harçtan muaf olmayan temlik alan - davalıdan istinaf kanun yoluna başvurma harçları alınmadan yargılamaya devam olunması doğru olmadığı gibi istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar verildiği halde yine davalının harçtan muaf olduğundan bahisle karar harcı alınmamasının doğru olmadığı-
Davalının, davacı hakkında yapmış olduğu ihtarı ile, talep etmiş olduğu ecrimisil alacağına ilişkin icra takibinde bulunması ya da dava açmasının mümkün olduğu- Menfi tespit davası açılabilmesi için çekişmeli alacakla ilgili mutlak olarak icra takibi veya dava açılması zorunlu olmayıp, böyle bir tehlike veya tehdidin varlığının yeterli olduğu- Davacının menfi tespit davası sonucu alacağı ilamla borçlu olmadığını ya da borçlu ise borçlu olduğu miktarı kesin olarak tespit ettirip davalının takip ve dava tehdidini kesin olarak ortadan kaldırabileceği- Sonuç olarak davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğu kabul edilerek, işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, hukuki yarar ve dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği-
Sahtecilik iddiasına dayalı olarak HMK'nın 209. maddesine göre talep konusu çekler hakkında 3. kişileri de kapsar şekilde teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesi istemine ilişkin davada, HMK'nın 392.maddesine göre, ihtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorunda olup, talebin resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanması yahut durum ve koşulların gerektirmesi halinde mahkemece gerekçesi açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verilebileceği- Somut olayda, HMK'nın 392. maddesindeki teminatsız ihtiyati tedbir verilmesi koşulları bulunmadığından, ilk derece mahkemesince %15 teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesinin de yerinde olduğu-
Davanın, davalı alacaklı tarafından davacı borçlular aleyhinde başlatılan 80.000,00 TL'lik takibe karşı 50.000,00 TL’lik açılmış menfi tespit davası olduğu, mahkemece davacı borçluların talebi üzerine takibin 50.000,00 TL’lik kısmı için takdiren teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verildiği ve bu kararın dava konusu takip dosyasına intikal ederek icra müdürlüğü tarafından düzenlenen karar tespit tutanağı ile kayıt altına alındığı ve böylece uygulandığı, İİK'nın 72. maddesine göre mahkemece sadece veznedeki paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilebileceği halde takibin durdurulmasına karar verildiği, bu hususun itiraza tabi ise de fiilen uygulanmış bir ihtiyati tedbir olduğu, icra müdürlüğünce, mahkeme kararı gereğince takibin 50.000,00 TL için durdurulup 30.000,00 TL için devamı gerekirken böyle bir ayrıma gitmeden karar verilmesi şikayete tabi olup, bütün bu olguların ihtiyati tedbirin hukuki ve fiilen uygulandığını gösterdiği, bu itibarla ilk derece mahkemesi kararı yerinde olup istinaf mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekeceği-
İİK'nin 89/3 maddesine dayalı menfi tespit istemi-
Encümen tarafından yapılan kamu alacaklarının tahakkuk ve takibi, itirazların incelenmesi gibi idari tasarruflar aleyhine 6183 sayılı Yasa hükümlerince gerektiğinde tasarrufu gerçekleştiren idareye, bunların verdiği kararlar aleyhine de İdari Yargı Mercilerine başvurulması gerekeceği-
İşçinin, kendisinden işveren tarafından iş ilişkisinin başlangıcında teminat olarak alınan bono ile ilgili olarak borçlu bulunmadığının tespitini ve kötü niyet tazminatını talep ettiği davanın, her ne kadar bono bir kıymetli evrak olarak TTK'da düzenlenmiş ve Ticaret Mahkemesini ilgilendiriyor ise de, işçi işveren arasındaki ilişkilerde ispat kurallarının daha geniş kapsamlı olduğu ve işçinin senedin geçersizliği yönündeki iddiasını her türlü delille ispatlayabileceği düşünülerek İş Mahkemelerinin görevinde olduğunun kabulü gerektiği-
İflas idaresi tarafından verilmiş bir vekaletnamesi olamayan avukatın müflis şirket adına yaptığı temyiz başvurusunun reddi gerektiği- Temsilcisi olmadığı halde davacı şirket adına imzası bulunan bonolar bakımından kişinin bizzat sorumlu olması gerektiği (eTTK. 590; TTK. 678), kaşe üzerinde aynı kişiye ait çift imza olması halinde, diğer imzanın aval imzası olarak kabul edilemeyeceği-- Davacının, şirket kaşeleri üzerine attığı imzaları şirketi temsilen attığının kabulü gerektiği, davacının kaşe üzerindeki ikinci imzasının avalist imzası olduğu anlamına gelmeyeceği, şirket kaşesi dışında bulunan imzaların aval imzası olduğu, bu durumda,  avalistlerin şekil noksanlığı dışında sorumluluklarının sona ermeyeceği (eTTK. 614/2 ,TTK. 702/2)-  Davacının şahsen sorumlu olduğu bonolar bakımından teminat iddiasının değerlendirilmesi gerektiği- Davalı tarafından reddedilmeyen ''Şartlı Teminatlı-Ortaklık Senedi'' başlıklı belgede tahrifat olmadığı uzman bilirkişi raporu ile belirlenmiş olup bu durumda belgede sözü edilen bonoların dava konusu edilen bonolar olup olmadığı araştırılıp şayet dava konusu bonolar ise davalıya teminat altına alınan alacağını kanıtlama imkanı sağlanarak bir karar verilmesi gerekirken yorum yoluyla söz konusu belgenin sonradan dosyaya sunulmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunun kabul edilmesinin hatalı olduğu- Davacının avalist olduğu bonolar yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesi doğru olup hiç imzasının olmadığı bonolar ile  kaşe üzerinde imzası bulunana bonolar nedeniyle herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı- Cirolanması yasaklanan bonoların cirolanarak 3. kişiler tarafından icra takibine konu edilmesi nedeniyle davacının uğramış olduğu gerçek bir zararın bulunup bulunmadığının saptanması gerektiği-