Davacı TMK nun 683. maddesinden doğan mülkiyet hakkına dayalı olarak talepte bulunduğuna, davalı da kiracılık savunmasında bulunduğuna; esasen mahkemece de taraflar arasındaki kiracılık ilişkisi saptandığına göre, davalının fuzuli şağil sıfatıyla değil; bir hukuki ilişkiye dayalı olarak çekişmeli yeri tasarruf ettiği kabul edilerek, HMK'nun (Hukuk Muhakemeleri Kanununun) 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesi gereğince sonuca gidilerek davanın esastan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Hakim, HMK'nun 26. maddesi gereğince tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğinden ve asıl şikayet dosyasında, borçlu şirketin, çek tazminatına ilişkin bir şikayeti bulunmadığından, asıl dosya yönünden çek tazminatının iptali yönünde hüküm tesisinin yerinde olmadığı-
Davalının taşınmazın bedeline yönelik usulüne uygun harçlandırarak açtığı bir dava bulunmadığı halde mahkemece taleple bağlılık ilkesi de aşılmak suretiyle taşınmazın ihale bedeline de hükmedilmesinin doğru olmadığı- Dava gayrimenkulün aynına ilişkin olduğu ve mahkemece yapılan keşif sonrası belirlenen taşınmazın değeri üzerinde harç ikmali yapılmadan yargılamaya devam edilmesinin isabetsiz olduğu-
Takip alacaklıları ödeme emrinde yabancı para alacağının faizsiz olarak fiili ödeme günündeki döviz alış kuru üzerinden tahsilini talep ettiklerine göre, mahkemenin takibin devamına karar verdiği Euro miktarı üzerinden takibin devamına karar vermesi gerekirken Euro olarak talep edilen miktarın Türk Lirası'na çevrilerek hüküm altına alınmasının TBK. mad. 99/3'e aykırı olduğu- Faiz talep edilmemesine rağmen işleyecek faize hükmedilmesinin de HMK. mad. 26'ya aykırı olduğu-
Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de TMK. mad. 706, TBK. mad. 237 (Bk. mad. 213) ve Tapu Kanunun mad. 26 uyarınca şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebileceği- Her ne kadar resmi akitte gösterilen bedel akit tarihindeki gerçek bedelden düşük ise de, salt bedeller arasındaki oransızlığın tek başına muvazaanın delili olamayacağı- Davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasının yanlış olduğu gibi, kabule göre de tazminat istenmediği halde istek dışına çıkılmak suretiyle bedele hükmedilmesinin isabetsiz olduğu-
Talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmedilmesinin mümkün olmadığı-
Somut olayda, borçlu, konulan hacizlerin 5393 sayılı Yasa'nın 15. maddesi 6. fıkrası kapsamında da usulsüzlüğü ve kaldırılması talebinde bulunduğu, mahkemece, haczedilmezlik şikayetine konu mahcuzlar borçlu tarafa açıklattırılıp, nitelikleri de göz önünde bulundurularak, anılan yasa kapsamında inceleme yapılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesinin doğru olmadığı-
Mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, talebin dayanağı olan hukuki sebep gözardı edilerek tapulu taşınmazın haricen satışının geçersiz olduğu gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
Davacı tarafından maluliyet tazminatı talep edilmediği halde, talep aşılarak kalıcı iş göremezlik (maluliyet) zararı olarak bir miktara hükmedilmesinin hatalı olduğu-
Paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkin davada, davacının talebi 2010 yılı ürün bedeli üzerinden 1 yıllık ecrimisil olduğu halde, davacının miras payı gözetilmeksizin 5 yıl için hesaplanan ecrimisilin hüküm altına alınmasının hatalı olduğu-
