Alacaklı yana istihkak davası açmak için süre verilmesi yani haczin yapılış şekline ilişkin şikayet, terditli olarak da üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi istemi- Şikayetin kısmen kabulüne karar verilmesine rağmen terditli talep olan istihkak iddiasının reddi davası ile ilgili inceleme yapılıp olumlu-olumsuz bir karar verilmeksizin sonuca gidilmesinin hatalı olduğu-
Davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesiyle bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı uyuşmazlıkta, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınmayacağı- İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada; HMK m. 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmişse de bu hususun usule ilişkin nispi bir istinaf sebebi olduğu,  bölge adliye mahkemesinin bu sebepleri kendiliğinden araştıramayacağı-
İlk Derece Mahkemesinin Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılan ilk kararına karşı alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulmaması borçlu lehine usuli müktesep hak oluşturmayacağı gibi alacaklının istinafa cevap dilekçesinde ödeme emri tebligatının öğrenme tarihinin 05/04/2019 olarak benimsenmesinin de şikayetin 16/04/2019 tarihinde yapılması karşısında 7 günlük yasal sürede yapıldığının kabulü anlamına gelmeyeceği, bu durumda, öğrenme tarihi kabul edilen, bilirkişi raporunun tebliğ tarihi olan 05/04/2019 tarihine göre, 16/04/2019 tarihinde yapılan ödeme emri usulsüz tebligat şikayetinin İİK'nun 16/l. maddesi gereğince öğrenme tarihinden itibaren yedi günlük sürede yapılmadığının anlaşıldığı- Borçlu tarafından her ne kadar şikayet dilekçesinde hacizlerin kaldırılması talep edilse de istinaf dilekçesinde açıkça talep edilmediği halde Bölge Adliye Mahkemesince talep aşılarak hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesinin yerinde olmadığı-
Takip talebinde harca esas değerin TL karşılığının gösterilmediğinden bahisle kamu düzenine ilişkin olan bu husus re'sen nazara alınarak itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerektiğine yönelik gerekçesi yerinde ise de; icra mahkemesine yapılan başvuru, itirazın kaldırılması ve tahliye talebine ilişkin olup şikayet niteliğinde olmadığından, mahkemece, itirazın kaldırılması ve tahliye isteminin reddi ile yetinilmesi gerekirken, re'sen takibin iptaline de hükmedilmesi doğru bulunmadığı-
Direnmeye konu anlaşmazlıkta istinaf mahkemesinin İİK'nın 45/1. maddesiyle sağlanmak istenen kamu düzenini esas alıp usuli kazanılmış hakkın doğmayacağını kabul ederken temyiz mahkemesinin aleyhe değiştirme yasağıyla korunan usuli kazanılmış hakka ilişkin kamu düzeni amacını üstün tuttuğu- Maddi hukuka ilişkin bir emredici hüküm olan önce rehne başvuru zorunluluğu, alacaklı-borçlu ilişkisinde salt borçlunun menfaatini değil bundan öte, borçlunun diğer alacaklılarının da muhtemel menfaatlerini koruma amacını taşıması nedeniyle kamu düzeninden kabul edildiği- Ancak yargı organları eliyle bu korumanın sağlanabilmesi için öncelikle medeni usul hukukuna temel olan tasarruf ilkesi gereği ilgilisinin korunma talebi bulunması gerekeceği- Tarafların söz konusu emredici kuralın aksi yönde bir anlaşma yapmaları mümkün olmamakla hükümsüz olduğu- Şayet borçlu şikâyet yoluna başvurursa hükmün korumak istediği kamu düzeni gereği şikâyet süreye tâbi olmayacak, ödeme emrine itiraz eder ve duran takibin devamı için konu itirazın iptali davasıyla mahkeme önüne taşınırsa hâkim, borçlu tarafından ileri sürülmemiş bile olsa kendiliğinden bu yasağı dikkate alabilecekse de borçlu, önce rehne başvuru zorunluluğuna aykırı şekilde başlatılmış takibe itiraz etmez yahut şikâyet yoluna başvurmazsa bu normun korumasından istifade edemeyeceği- Karşı tarafın kanun yoluna başvurmadığı bir mahkeme kararıyla elde edilen hukuki konumun hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesi gereği aleyhe hüküm verme yasağı kapsamında korunmasıyla sağlanmak istenen kamu düzeninin, maddi hukuka ilişkin bir emredici norm olan önce rehne başvuru zorunluluğu kuralıyla sağlanmak istenen ve borçlu yanında muhtemel diğer alacaklıları da gözeten kamu düzeni amacından üstün olduğu-
Cezai şart istemine ilişkin olarak belirlenen miktardan, davalının malî yapısı nazara alınarak yapılması gerektiği değerlendirilen %50 oranındaki indirimin dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden mi yoksa tespit edilen cezai şartın tamamı üzerinden yapılması gerektiği- Kısmî davada alacağın tamamı bakımından verilecek tespit kararı, sonrasında aynı alacak için açılacak ek dava bakımından kesin hüküm oluşturarak hem usul ekonomisi ilkesi hem de hukuki güvenlik ilkesine uygun kararların verilmesine hizmet edeceği- Davacı tarafça talep edilebilecek cezai şart miktarının belirlenmesi bağlamında; aradaki sözleşme ve eki protokole göre talep şartlarını haiz olduğu belirlenen 100.000 USD cezai şarttan TBK'nın 182/3. maddesi kapsamında yapılması gerekli olduğu değerlendirilen %50 oranındaki takdiri indirimin kısmen talep edilen 10.000 USD üzerinden değil alacağın tamamı olan 100.000 USD üzerinden yapılarak HMK'nın 26. maddesi kapsamında bir karar verilmesi gerektiği- "Kısmî davada alacağın tamamının dava konusu edilmediği, davacının bu hususta bir ıslah dilekçesi sunmadığı, %50 oranında yapılması gerektiği değerlendirilen indirimin alacağın tamamı yerine talep edilen miktar üzerinden yapılması gerektiği,  aksinin kabulünün gizli talep aşımı oluşturacağı, bu şekildeki bir kararın sonradan açılacak ek davanın fonksiyonunu sağlayacağı, davalıyı def'ileri ileri sürmekten mahrum bırakarak hak ihlâline neden olacağı" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Takip talebinde harca esas değerin TL karşılığının gösterilmesine karşın ödeme emrinde gösterilmemesi sebebiyle geçerli bir ödeme emri bulunmadığından bahisle kamu düzenine ilişkin olan bu husus re'sen nazara alınarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminin reddine karar verilmesi gerektiğine yönelik gerekçesi yerinde ise de; icra mahkemesine yapılan başvuru, itirazın kaldırılması ve tahliye talebine ilişkin olup şikayet niteliğinde olmadığından, mahkemece, itirazın kaldırılması ve tahliye istemi ile borçluların tazminat taleplerinin reddi ile yetinilmesi gerekirken, ödeme emrinin iptaline de hükmedilmesi doğru olmadığı-
Davacı 3. kişinin dava dilekçesi içeriği, netice ve talep kısmından anlaşılacağı üzere talebi doğrudan istihkak davası olup, terditli olarak açılmış bir dava bulunmadığından şikayet ve terditli olarak açılan istihkak davası olarak nitelendirilmesinin doğru görülmediği-
Arabuluculuk Anlaşma Tutanağında "işin yapılması için anlaşma tarihinden itibaren 30 günlük süre tayin edildiği" belirtilmiş ise de; icra emrinin ''B'' bölümünde 30 günlük sürenin yazılmamasının ilama aykırılık teşkil edeceği ve  icra emrinin iptaline karar verilmesi gerektiği-
Davacının ortağı olduğu iddia edilen dava dışı kollektif şirketteki ortaklık kayıtları getirtilerek bu şirketteki ortaklık sürelerinin netleştirilmesi gerektiği, şirketin faaliyet durumu araştırılarak 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık statüsünün değerlendirilmesi gerektiği, davacının 1479 sayılı Kanun'a tâbî sigortalı olduğunun anlaşılması durumunda dava konusu dönemde 506 sayılı Kanun kapsamında yapılan bildirimlerin denetim raporunda 1479 sayılı Kanun'a göre sigortalı olduğu, 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olamayacağı belirtilmekle birlikte davacının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığı ile ilgili bir belirleme yapılmadığı dikkate alınarak mahkemece davacının ilgili döneme ilişkin hangi sigortalılık statüsünde olduğunun tespitini talep ettiği yönünde beyanı alınarak dava konusunun belirlenmesi gerektiği, talebin 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık sürelerin tespitine ilişkin olduğunun anlaşılması hâlinde ilgili şirket kayıtları getirtilip eksiklikler tamamlandıktan sonra davalı Kurum işlemi ile İlk Derece Mahkemesi kararındaki tespitler irdelenip davacının talebi çerçevesinde karar verilmesi gerektiği, bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince davacının 506 sayılı Kanun kapsamında bildirilen ve Kurumca iptal edilen sigortalılık sürelerinin geçerli sayılmasını talep ettiği, taleple bağlılık kuralı gereği bu yönde inceleme yapılarak karar verildiği şeklindeki gerekçe ile sosyal güvenlik hakkının vazgeçilmez ve devredilemez anayasal bir insan hakkı olduğu gözden kaçırılarak somut olayda uygulanma yeri olmayan HMK’nın 26. maddesine vurgu yapılarak verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmadığı-