Borçlunun adına kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ............ bağımsız bölümünün 29.12.2015 tarih ve ................ yevmiye numaralı işlem ile 100.000,00 TL bedel ile diğer davalı ' ye satış sureti ile intikal ettirdiği, davalılarca satış bedelinin 220.000,00 TL olduğu, 100.000,00 TL bedelin tapuda ödediği, bakiye 120.000,00 TL lik miktarın posta çek hesabı ile ödendiği iddiasında bulunduğu, posta çek hesabına ilişkin hesap hareketlerinin incelendiği ve 120.000,00 TL'lik miktarın davalı ....' ye gönderildiğinin anlaşıldığı, taşınmazın tespit edilen bedeli ile bildirilen satış bedeli arasında misli fark bulunmadığı, davalılar arasında ev sahibi kiracı ilişkisi olup, dinlenen tanık beyanları ile tespit edilen diğer olgular dikkate alındığında yapılan satış işleminde davalı ............'nin borçlu davalının içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastını bilerek taşınmazı satın aldığına dair mahkememizde yeterli kanaat oluşmadığı-
Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunlu olduğundan, borçlunun temliknameye dayalı olarak alacağını babasına temlik etmesi işleminin İİK 278/III-1 gereği bağışlama hükmünde kabul edilemeyeceği- Borçlunun temliknameye dayalı olarak alacağını temlik ettiği babası (üçüncü kişi), İİK m. 279/son borçlu oğlunun vaziyetini bilmediğini ispat edemediğinden iptal davasının kabulü gerektiği- Alacağın temliki işlemi, dava dışı şirketlerle yapılmadığından, ticari örfe dayalı ödeme olgusunun somut olayda uygulanmasının mümkün olmadığı, dava dışı şirketlerin ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak temlik işleminden öncesinde ve sonrasında devam eden bir ilişki olup olmadığının incelenmesinin gerekmediği- Temlik işleminin tarafı dava dışı şirket ile davalı üçüncü kişi olmadığından, bu yönde bir araştırma yapılmasına yer olmadığı ve temlik işleminin İİK m. 280/1 ve 3 gereği de iptale tabî olduğu-
Dava konusu gayrımenkulün tasarruf tarihindeki gerçek değeri ile tapuda gösterilen değeri arasında misli aşan fark olduğunun anlaşılmasına, gerçek bedelinin ödendiğinin de ispat edilememiş olmasına, davalı borçlu şirketin yetkilisi ile davalı 3. kişinin aynı ilçede, aynı mahallede ikamet ettiğinin belirlenmesine göre mahkemece verilen "davanın kabulüne" ilişkin kararda isabetsizlik bulunmadığı-
İİK m. 277 vd.'na göre açılan tasarrufun iptali davasında borçlu hakkında kesinleşmiş bir takibin olması ve bu takibin yargılamanın devamı boyunca varlığını devam ettirmesi gerektiği- Borçlunun finansal kiralama ile kiraladığı makineler üzerine iştirak haczi konulduğundan ve bu hacizle ilgili olarak, istihkak iddiası yok ya da reddedilmiş ise davacı-alacaklı bu makineler üzerinde haczi nedeni ile satış isteme yetkisi olacağından, davacı alacaklının bu makineler yönünden dava açmakta hukuki yararı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği- Borçlu tarafından 198.000 metre kumaşın davalı şirkete devrinin iş yerinin önemli bir kısmının devri olarak kabul edilmesinin hatalı olduğu- Davalı borçlu ile anılan üçüncü kişi şirket arasında önceye dayalı ve borçluya ait kumaşların üçüncü kişi tarafından boyanması dahil olmak üzere bir ticari ilişki olduğu, üçüncü kişi şirketin ... tarihi itibari ile borçlu şirketten alacaklı olduğu uyuşmazlıkta, dava konusu kumaşlar, borçlunun bir başka alacaklısının, yaptığı hacizde üçüncü kişi elinde haczedildiğinden, kumaşlar üzerinde borçlu şirketin etiketinin olduğu tesbit edilmişse de, bu kumaşların hangi gerekçe ile orada bulunduğu netleşmediğinden ve davacı alacaklının alacağa mahsuben üçüncü kişinin elinde bulunduğu iddiası davalı şirket A.Ş tarafından kabul edilmediğinden (mahkemece böyle bir tespit de yapılmadığından, mahkemece dava konusu kumaşların üçüncü kişi elinde bulunma sebebi beyan ve gerekirse ticari defterler üzerinde yapılacak araştırma ile tespit edilerek, borçludan üçüncü kişiye yapılmış bir devir niteliğinde ise, bu kez kumaşın devir tarihindeki değeri ve borçlunun o tarihteki aktif sermayesinin ne olduğu belirlenerek, oranlamak sureti ile borçlunun ticari emtiasının önemli bir kısmının devri niteliğinde olup olmadığının araştırılması ve emtianın önemli bin kısmının devri niteliğinde değilse ve alacağa mahsuben yapılmış bir devirse, borçlu ve üçüncü kişi arasındaki iştigal konuları dikkate alındığında, bunun mutad ödeme olarak kabul edilmesi gerektiği-
Taşınmazların sahibi davalı-borçlu ............. aleyhine, davalı şirket lehine tesis edilen dava konusu ipoteklerin tesis edildiği 15.12.2008 tarihi itibariyle davalı şirketin davalı-borçlu ...........’den herhangi bir alacağının olmadığı, ipotek tesis tarihi itibariyle davalı-borçlu ..............’in davalı şirkete verdiği çeklerden 41 adedinin henüz vadesinin gelmemiş olduğu, davalı-borçlu ...............’in davalı şirkete ipotek tarihi itibariyle muaccel hale gelmiş borcunun bulunmaması, bilakis davalı şirketten 187.499,88 TL tutarında alacaklı olması karşısında, davalı şirket lehine bu şekilde tesis edilen ipoteğin ticari hayatın olağan akışına uygun olmadığı- Davalı şirketin ipotek tesis tarihi itibariyle alacağı olmamasına rağmen davacıdan mal kaçırmak amacıyla taşınmazlar üzerine ipotek tesis ettiği kanaatine varıldığı, davalı şirketin davalı-borçlu ..............'den ipotek ve satış işlemlerinden çok çok sonraki bir tarih olan 25.11.2009 tarihinde sadece 684.700,00 TL tutarında alacaklı olduğu, bu alacak miktarı (684.700,00 TL) baz alındığında dahi taşınmazların yerel mahkemeden talimatla aldırılan bilirkişi raporu ile ipotek tesis tarihine en yakın tarih olan 27.02.2009 satış tarihi itibariyle belirlenen toplam değeri olan 1.241.355,00 TL’ye oranlaması yapıldığında; fahiş miktarda düşük kaldığı, aralarında neredeyse 2 kata yakın bir farkın bulunduğu, bu haliyle dahi ipoteğe konu alacak miktarının üzerine ipotek tesis edilen taşınmazın değerine göre orantısız miktarda düşük olduğu, yani makul olmadığı- Davalı alıcının aynı zamanda lehine ipotek tesis edilen davalı şirketin sahibi (yönetim kurulu başkanı ve genel müdürü) olması nedeniyle davalı-borçlu ..........’in durumunu bilmiyor olmasının ticari hayatın teamüllerine aykırı olduğu- İİK.’nun 279. maddesi uyarınca gayrimenkul devrinin mutad bir ödeme aracı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, vadesi gelmemiş alacak için yapılmış olan satışın batıl olduğu, İİK.’nun 279’a göre bu şekilde yapılmış tasarrufların tamamının iptale tabi olduğu- Alıcının ödemesi gereken tapu harcının dahi davalı şirketçe davalı-borçlunun cari hesabına borç olarak kaydedilmesinin hayatın olağan akışına uymadığı-
"Satıştan bir gün önce eş tarafından çekilen paranın satış için ödenmiş olacağı" yönündeki mahkemenin kabulünde isabetsizlik bulunmamadığı-
Dava konusu taşınmazın tapuda gösterilen devir değeri ile bilirkişi raporunda belirlenen gerçek rayiç değeri arasında mislini aşan fark olmamasına, davalı borçlu ile davalı 3. kişi şirketin yetkilisinin kardeşi evli ise de, tasarruf tarihinden çok önce boşandıklarının anlaşılmasına göre, "davanın reddine" ilişkin kararın usul ve kanuna uygun olduğu-
Tapudaki satış bedeli dışında yapılan ödemelerin davalı üçüncü kişi tarafından devir tarihi veya devir tarihine yakın tarihli banka hesap hareketleri, banka ödemesi, kredi kullanımı gibi delillerle ispatlanması mümkün olup bu belgelerdeki meblağların tapudaki bedele eklenerek bedel farkının varlığı değerlendirilmesi gerekeceği-
Dava konusu parselin davalı şirkete bedeli karşılığında devredilmesine rağmen parselin üzerinde bulunan yüksek meblağlı tesisin bedelsiz olarak bağış suretiyle davalı köy tüzel kişiliğine devredilmesinin alacaklılardan mal kaçırma amacına yönelik olduğu-
Davalı borçlu ile davalı üçüncü kişinin ortağı oldukları şirketlerin ticari faaliyet alanlarının farklı olduğu, bunun yanında aralarında ticari bir ilişkinin de bulunmadığı, dolayısıyla davalı üçüncü kişinin davalı borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve borçlunun alacaklıya zarar verme kastını bildiği veya bilmesi gereken kişilerden olduğu ispat edilemediğinden İİK m.280 koşullarının somut olayda gerçekleşmediği- Haczin 22.03.2017 tarihinde, iptali istenilen tasarrufun ise 27.09.2012 tarihinde yapılmış olması ve dolayısıyla İİK'nın 278/3 maddesinin 2. fıkrasında belirtilen iki yıllık sürenin geçmesi nedeniyle anılan hükme göre bedel farkından ötürü iptal koşullarının oluşmadığı-
