Muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali, tescil ve bedel isteği-
Tasarrufun iptali istemiyle açılan davada; davalılardan biriyle borçlu arasında enişte-kayın ilişkisi bulunması ve işlemin kredi temini amaçlı muvazaalı olduğunun anlaşılması karşısında bu davalı yönünden davanın kabulü gerekirken reddedilmesinin hatalı olduğu; diğer iki davalı yönünden ise borçlu ile aralarındaki ticari ilişki, komşuluk ve aynı çevreden olma olguları gözetilerek, İİK'nin 280/1. maddesi kapsamında borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bilebilecek kişilerden olup olmadıkları hususunda eksik inceleme ile hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulması gerektiği-
Davacı şirketin %50 pay sahibi ortağı olan ve şirketi münferiden temsil yetkisi bulunan fer'î müdahilin yaptığı arsa satışının geçerli olup olmadığı- Dava konusu taşınmazdaki hisse satışının, davacı şirketin varlığını sona erdirerek şirketi fiilen tasfiye sürecine sokacak niteliği haiz hayati bir mal varlığı devrinden ziyade şirketin işletme konusu ile iştigal sahası kapsamında geçmiş dönemlerde yapılan iş ve işlemlerden farklı olmayan, taşınmaz hissesine icrai haciz şerhleriyle yansıyan şirket içi olumsuzluklar ile taşınmaza ilişkin olarak üstlenilen kat karşılığı inşaat taahhütlerinden doğan yükümlülükler bakımından ortaya çıkabilecek olası risklerin bertaraf edilmesi kapsamında, davacı şirketin mal varlığını korumaya yönelik olarak şirket idaresince alınan inisiyatif ile gerçekleştirilen bir satış olduğu, yapılan işlemin, devri gerçekleştiren müdürün olağan temsil yetkisi kapsamında bir işlem olduğu- Dava konusu taşınmaz hissesinin satışı geçerli olup bu satışın geçerliliğinin 6762 s. TTK m. 443/2 kapsamında davacı şirket nezdinde ortaklar kurulu kararı alınmasına bağlı olmadığı; fer'î müdahil müdür tarafından gerçekleştirilen hisse satışının, 6762 s. TTK m. 321 anlamında müdürün olağan temsil yetkisi dahilinde gerçekleştirilen geçerli bir devir olarak kabulü gerektiği- "Dava konusu taşınmazın şirketin varlığı ve faaliyetlerini sürdürme bakımından hayati öneme haiz bir varlık olduğu; taşınmazın şirkete ait tek mal varlığı değerini oluşturması ve satış sonrasında şirketin fiilen tasfiyeye sürüklendiği, bu satış işleminin yapıldığı sırada taşınmazdaki şirkete ait hisseler üzerinde hacizler bulunmasının taşınmazın şirketin varlığını ve faaliyetlerini sürdürme bakımından hayati öneme haiz olma niteliğini ortadan kaldırmadığı, şirketin taşınmazdaki hisselerinin cebri icra yoluyla satışının önlenmesi gayesiyle de olsa ortaklar kurulu kararı olmadan şirket müdürü (temsile yetkili bir ortağı) tarafından satılmış olmasının, bu satışı hukuka uygun hâle getirmeyeceği" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-
Taşınmazın davalıya devredilmesinden sonrada mirasbırakan ve eşinin tasarrufunda olduğu, mirasbırakan ve kiracısının davalının banka hesabına gönderdikleri ileri sürülen kira ödemelerinin ise düzenli olmadığı gibi, bir kısmının toplu olarak gönderildiği, satış bedelinin ödendiği ve mirasbırakanın ölene kadar oturduğu tek malvarlığını satmasını gerektirecek ölçüde borcu olduğu savunmasının kanıtlanamadığı, davalının mirasbırakanın eşi ile aynı köy nüfusuna kayıtlı oldukları; diğer taraftan, dava konusu taşınmazın mirasbırakan tarafından önce eşinin ölünceye kadar bakma akdi ile devredilip geri alındığı ve kısa bir süre sonra da davalıya temlik edildiği, dolayısıyla temlikin mirasbırakanın dava dışı eşi lehine evlatlığı olan davacıdan mal kaçırmak amaçlı yapıldığı iddiasının davacı tarafça ispatlandığı, bu nedenle davanın tapu iptal ve tescil isteği yönünden kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Davaya konu edilen arazi, Hazine arazisi olduğundan tapusunun davalı tarafından devrinin mümkün olmadığı-
Borçlu şirketin iflasına karar verildiği, şirketin tasfiyesinin kapatıldığı, iflas sürecinde alacaklı tarafın İİK m. 245 uyarınca yetki belgesi aldığı yönünde bir iddia olmadığı, alacaklının ancak bu takdirde dava açabileceği veya açılmış bir davayı takip edebileceği, dolayısıyla alacaklının dava hakkının iflas idaresi tarafından kendisine devredildiğini belgelemesi gerektiği, tasfiye sonucu alacağını alamamış olan davacıya aciz vesikası verilse de, müflis hakkında yeniden takip yapılmasının yeni mal edinmesi şartına bağlı olması dikkate alındığında, davacının borçludan istenebilir bir alacağı olmaksızın TBK m. 19 uyarınca muvazaalı işlemin iptali davası açılamayacağı-
Terditli olarak açılan, İİK m. 277 vd.na göre tasarrufun iptali olmadığı takdirde TBK'nun 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemlerin iptali isteğine ilişkin davada, mahkemece öncelikle İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre değerlendirme yapılması, bu dava koşullarının olmadığının tespiti halinde TBK'nın 19. maddesine göre değerlendirme yapılması gerekirken, bu yönde açılmış bir dava yokmuş gibi karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Takibe dayanak senetlere ilişkin defterler ibraz edilmediğinden mali müşavir tarafından bilirkişi incelemesi yapılamadığı uyuşmazlıkta davacı davaya konu senetlerin davalıya satılan dava konu iki adet taşınmazın bedeli olarak alındığını iddia etmiş ise de taşınmaz bedelini nakden ve tamamen alındığı resmi devir kayıtlarından anlaşıldığından, davaya konu senetlerin davalı borçluya satılan dava konu iki adet taşınmazın bedeli olarak alındığını iddiasına itibar edilmediği- Hiç kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı- Davacının borçludaki alacağının gerçek olması dava ön koşulu şartının mevcut olmadığından tasarrufun iptali davasının reddi gerektiği-
Davacı, "davalı şirket ile diğer davalının el ve işbirliği içinde hareket ettiğini, davalı şirketin asıl hak sahibinden mal kaçırmak ve üzerine düşen borçtan kaçınmak için dava konusu bağımsız bölümü danışıklı olarak davalıya devrettiğini" ileri sürdüğünden, davacının bu davayı açmaktaki amacının, danışıklı olduğunu ileri sürdüğü hukuki işlemlerin kendisi yönünden geçersizliğini sağlayarak taşınmazına kavuşmak olduğu ve bu sebeple TBK. m. 19 ile TMK m. 1023 kapsamında davalı yüklenici şirket tarafından davalıya yapılan devrin muvazaalı olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği- "Satıcı konumundaki davalı şirketin davacı tüketici ile yaptığı sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmediği, taşınmazı baskılar sebebiyle davalıya devrettiğini açıkladığı, davalı şirketin savunması dikkate alındığında 6502 sayılı TKHK'nın 41/1. maddesinin somut olayda uygulanamayacağı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Takip konusu borcun doğum tarihinin senetlerin tanzim tarihi olan 10.03.2016 ve 11.05.2016 tarihi olduğu, dava konusu tasarruf tarihinin borç doğum tarihi sonrası 27.09.2016 ve 03.05.2017 olduğu, söz konusu taşınmazlar yapılan keşif sonucu alınan raporda satış bedeli ile rayiç bedelleri arasında fahiş fark olmadığı, takibe konu senetler ve alacağın varlığına ilişkin yapılan defter incelemelerinde, davalı .................'a yapılan satışların ticari defterlere kaydının yapıldığı, davacı ile davalı alacaklı arasında herhangi bir ticari ilişkiye rastlanmadığı, takibe konu senetlerin ticari defterlere işlenmediği, senetlerin karşılığına ilişkin bir muhasebe kaydının bulunmadığı, gerek TBK 19 hükmü uyarınca gerekse de İİK 277 vd maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davalarının dava şartlarından olan alacağın gerçek olması şartının dosya kapsamında mevcut olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
