Miras bırakanın sağlığında hak dengesini gözeten paylaştırma savunmasının ancak mirasçılar arasında söz konusu olabileceği ve davalıların da mirasçı olmadığı dikkate alındığında bu savunmaya değer verilemeyeceği- Murisin sağlığında tüm mirasçılarını kapsar şekilde yapılan bir taksim işleminin olmaması, torun olan davalıların temlik sırasında yaşlarının oldukça küçük olması ve alım güçlerinin bulunmaması gibi olgular, miras bırakan tarafından yapılan temliklerin küs olduğu mirasçısı davacıdan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ortaya koyduğu-
Somut olayda, dava dilekçesinde davanın hem TBK'nin 19. maddesine göre tasarrufun iptali davası hem de İİK'nin 277 ve devamı maddelere göre açılan tasarrufun iptali davası olarak talepte bulunulduğu, aşamalarda dava dilekçesinin açıklattırılmadığı, Mahkemece davanın İİK'nin 277 ve devamı maddelere göre açılan tasarrufun iptali davası olarak kabul edilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Bilindiği üzere, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Dairemizce benimsenen uygulamasına göre İİK'nin 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davaları ile TBK'nin 19. maddesine göre açılan tasarrufun iptali davaları birlikte görülemez. Dolayısıyla mahkemece davacıya HMK'nin 31. madde kapsamında talebinin açıklattırılarak davasının İİK'nin 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali mi yoksa TBK'nin 19. maddesine göre mi talepte bulunduğunun belirlenmesi ve belirtilen hukuki nitelemeye uygun olarak yargılama yapılarak hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu şekilde hukuki nitelemenin doğru yapılmaması kaldırma nedeni olarak kabul edilmiştir.
Tasarrufun iptali istemine ilişkin olarak açılan eldeki davada takip konusu toplam alacak miktarının 6.497,64 TL olduğu ve bu miktarın tasarrufa konu taşınmaz paylarının tasarruf tarihindeki değerleri toplamından düşük olduğu, dava değeri olarak dikkate alınması gereken bu alacak miktarının ise kesinlik sınırı (17.830,00 TL) altında kaldığı anlaşılmakta olduğundan, 6100 sayılı HMK'nin 6763 sayılı Kanun ile değişik 341/2. maddesi uyarınca istinaf kesinlik sınırı altında kalması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı anlaşıldığından, "istinaf dilekçesinin reddine" karar verildiği-
Tasarrufların iptali bunun mümkün olmaması halinde TBK. m. 19 gereği devir işlemlerinin muvazaalı olduğunun tespiti istemi- Borçlunun kardeşine yaptığı taşınmaz hisse devrinin iptale tabi olduğu- Diğer taşınmaz devri yönünden davalı üçüncü kişi ile davacının hac arkadaşı olmasının, davalı üçüncü kişi tarafından davalı borçlunun durumunun bilindiğinin kabulü için yeterli olmadığı-
Öncelikle, borcun satış işleminden önce doğmuş olduğunun davacı alacaklı tarafından ispatlanması gerekeceği, mahkemece, davacıdan borcun hangi tarihte doğduğuna ilişkin açıklama ve delilleri istenerek, bu yönde yapacağı araştırma sonucunda, borcun muvazaalı işlemden sonra doğduğunun anlaşılması halinde, davanın ön koşul yokluğundan reddine, aksi durumda yani borcun önceden doğduğunun ispatlanması halinde ise, kabul kararı verilen 918 ada 8 parsel ve 1801 ada 1 parselle ilgili olarak ihalede satıldığı iddia edildiğinden, bu hususun da araştırılarak, konusuz kalıp kalmadığına göre karar verilmesi gerekeceği-
Bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı- Davalı şirketin adına tescili gereken taşınmaz payını dava dışı 3. kişilerle yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca davalı şirket adına tescil edilmesi gerekirken şirket adına tescil edilmeksizin doğrudan şirket ortağı tarafından davalı üçüncü kişiye (şirket ortağının oğluna) devredildiği, davalı üçüncü kişinin taşınmazı devrettiği dördüncü kişinin davalılarca el ve işbirliği içerisinde hareket ettiği hususunun kanıtlanmadığı- Muvazaanın, muvazaanın tarafı olmayan üçüncü kişiler (davacı-alacaklı) bakımından haksız fiil niteliğinde olduğu, buna göre borçlu ile muvazaalı hukuki ilişki içine giren kişinin (üçüncü kişinin) muvazaalı işlemden zarar gören üçüncü kişinin (alacaklı) zararından sorumlu olduğu (TBK 49 vd)- "Muvazaa nedeniyle iptali istenen taşınmazın dördüncü kişi tarafından dava dışı kişilere satılarak elden çıkarıldığı bu kişilerin davaya dahil edilmediği gibi dördüncü kişinin el ve işbirliği içinde hareket etmediğinin tespit edilmesi ve bu kişiye karşı davanın reddine karar verilmesine ve muvazaalı tasarrufun iptalinin mümkün olmaması, TBK m. 19'a dayalı tasarrufun iptali davalarında İİK 283/2. maddesinin uygulanmasını öngören hiçbir yasal bir düzenlemenin olmaması karşısında borçlu ve üçüncü kişi aleyhine alacağın tazminata çevrilerek verilen hükmün bozulması gerektiği" görüşünün kabul görmediği-
TBK'nın 19. maddesine dayalı tasarrufun iptali davasında dava değerinin davacının icra takibine konu kesinleşen alacak miktarı ile iptali istenilen tasarrufların tasarruf tarihindeki değerinden hangisi az ise o değer üzerinden belirlenmesi gerektiği-Anayasa Mahkemesinin 01/02/2024 tarih ve 2023/110 Esas ile 2024/35 Karar sayılı ilamıyla “varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemlerin ve bunlarla ilgili düzenlenen kâğıtların 492 sayılı Kanuna göre ödenecek harçlardan süresiz olarak istisna tutulmuş olması, varlık yönetim şirketlerine diğer teşebbüslerin aleyhine olacak nitelikte önemli bir avantaj sağlamaktadır. Bu avantaj, varlık yönetim şirketleri bakımından giderlerinin azaltılması suretiyle kâr oranlarının artması anlamına gelmektedir. Bu şirketlerin kurulmasının teşvik edilmesi için kuruluştan itibaren belirli süre ile sınırlı olarak bunlara harç istisnası tanınması kabul edilebilir, fakat bunun sürekli hale getirilmesi diğer teşebbüsler aleyhine orantısız bir avantajın oluşmasına yol açacaktır. Bu değerlendirmeler ışığında, ticari hayatta kârlılık esasına göre faaliyet gösteren teşebbüsler arasında varlık yönetim şirketleri lehine süreklilik arz eden bir farklılığın orantılı olmadığı sonucuna ulaşılarak, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 143. maddesinin 7338 sayılı kanunun 58. maddesi ile ibare değişiklikleri yapılan altıncı fıkrasında yer alan "...492 sayılı Harçlar Kanunu'na göre ödenecek harçlardan,..." ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olduğu-
Dava, 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca açılan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir...
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir...
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir...
