TBK m. 19'da tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemi- Dava konusu taşınmazlardan birinin davalı üçüncü kişi tarafından dördüncü kişiye devredildkten sonra yargılama devam ederken yeniden davalı üçüncü kişite satıldığı anlaşıldığından bu taşınmaz yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken bedele hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu- Somut olayda, davalı borçlunun dava açıldıktan sonra vefat ettiği, mirasçılarının davaya dahil edildiği, ancak mirasçılarının mirası reddettiği anlaşıldığından, davalı mirasçılar hakkındaki davanın pasif husumetten reddi ile borçlu mirasçıları aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği- Dava konusu iki taşınmaz davalı dördüncü kişi tarafından devreidlmişse de, bu taşınmazlar yönünden davalı dördüncü kişi aleyhine tazminata hükmedilerek davanın beşinci kişiye yöneltilmesi talep edildiğinden, bu taşınmazlar yönünden davalı dördüncü kişi aleyhine tazminata karar verildiğine göre, davalı beşinci kişi aleyhine de yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği-
Muvazaalı işlemin iptali için salt bedel farkı yeterli olmayıp işlemin iki tarafının da fikir birliği içinde olması gerekeceği- Dava konusu taşınmaz davalı üçüncü kişi şirket tarafından davalı dördüncü kişiye devredilirken davalı üçüncü kişi şirketin yetkilisine davalı borçlunun vekillik etmiş olduğu anlaşılmış ise de sadece dava konusu taşınmazın devri için verilmiş olan bu vekaletname davalı üçüncü ve dördüncü kişilerin borçlunun mal kaçırma kastını bildiğini göstermeyecek olup, dosya içeriğinden davalı borçlu ile üçüncü ve dördüncü kişinin birbirlerini tanıdıkları veya yakınlıklarının olduğunun da ispat edilemediği-
Davalıların 5.300.346,15 TL gibi yüksek meblağa ulaşan temlik alacağı için aralarındaki hukuki ilişkiyi açıklayamadığı, davalılardan temlik alacaklısı olan ............'in 5.300.346,15 TL'lik alacağının nereden kaynaklandığına ilişkin belgeleri sunmadığı, 5.300.346,15 TL'nin nakden ödendiğine ilişkin varsa banka dekontu vb. belgenin sunulması gerektiği, davalı ............'un ........ Ltd. Şti. nin ortağı olduğunun, diğer davalı temlik alacaklısının büyük otellerin hakim hissedarı olduğunun davalı ............. vekilince belirtildiği nazara alındığında, temliğe dayalı alacağın şirket veya davalıların defter belge ve kayıtlarında yer alması gerektiği, davalıların bu hususları ortaya koyamadığı, davalıların para transferine ilişkin her hangi bir delil sunmadıkları, davalıların temliknameye esas hukuki ilişkiyi açıklayıp ispat etmedikleri gibi söz konusu tutarda bir paranın elden transferinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yine ekonomik olarak sıkıntıda bulunan davalı ...........'un 5.300.346,15 TL gibi bir tutarı temlik etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu kapsamda davalıların davacının alacağına ulaşmasını engellemek için birlikte hareket ettikleri ve dava konusu temliknamenin muvazaalı olduğu, davalılar arasında gerçek bir alacak borç ilişkisi bulunmadığı, gerçek bir alacak-borç ilişkisini davalıların ispatlayamadığı gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
TBK m. 19a dayalı tasarrufun iptali davalarında satış silsilesinde yer alan tüm alıcıların davalı olarak gösterilmesi ve taşınmazı devir silsilesindeki tüm satış işlemlerinin muvazaalı olduğunun kanıtlanması gerektiği, bu davalarda talep sonucunun nakden tazmine dönüştürülemeyeceği, İİK m. 283/2'nin kıyasen uygulanamayacağı- Üçüncü kişinin taşınmazı yargılama devam ederken dördüncü kişilere devrettiği ve bu kişilerin davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlandığı, ancak son kayıt malikine yapılan temlikin muvazaalı olup olmadığı hususunda mahkemece yeterince araştırma yapılmadığı- Davacı tarafça katılma alacağından doğan dava sonuçlarından kurtulmak için davalı borçlu tarafından taşınmazın devredildiğinin iddia edildiği, taraflar arasındaki aile mahkemelerde görülen dosyalarının derdest olduğu, bu dosyaların bekletici mesele yapılarak, davacının bir alacağının olduğunun tespiti halinde TBK m. 19. maddesi gereğince davalılar arasındaki tasarrufun iptale tabi olup olmadığının değerlendirilmesi ve iptale tabi olması halinde davacı yararına hükmedilecek alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak ve İİK m. 283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış yetkisi verilmeli, aksi durumda davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği- Mahkemece, kolluk aracılığıyla dava konusu taşınmazın devirden sonra kim tarafından kullanıldığının araştırılarak, taşınmazın bağ niteliğinde olduğu gözetilerek ilgili meslek odalarından davalılar tarafından taşınmazın kullanıldığına dair kurumlarında evrak bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği-
Miras bırakanın eşinin 03.03.2012 tarihinde öldüğü ve Bağcılar ilçesinde eşine ait bir taşınmaz bulunduğu, bu taşınmazdan kira geliri elde ettikleri, miras bırakan ve eşinin ekonomik durumunun iyi olduğu, miras bırakanın asıl irade ve amacının, tek oğlu olan ve ikinci evliliğini yapmayı planlayan oğluna dava konusu taşınmazı devrederek diğer mirasçılardan mal kaçırmak olduğu, muvazaa yönündeki iddianın davacı tarafça ispatlandığı, davalının ise savunmasını usulünce kanıtlayamadığı anlaşıldığından davanın kabulü gerektiği-
Miras bırakanın davaya konu temliki mirasçılarından mal kaçırma amacıyla yaptığı dinlenen tanıklar tarafından somut olgularla ifade edilmediği gibi çocuklarından birini diğerine göre üstün tutarak mal bırakmamasını gerektirecek herhangi bir olumsuz ilişkisi ya da miras bırakan ile davacı arasında temlik tarihinde mal kaçırmayı gerektirecek bir husumeti ortaya konulmadığı, davanın kabulü halinde hak sahibi olacak olan davalı tanığının "satışın muvazaalı olmadığı, murisin kendisine ve diğer çocuklarına da yardım yaptığı ve mal verdiği, kardeşlerinin babalarıyla birlikte çiftçilik yaptığı ve geçimlerini bu şekilde sağladıkları, murisin erkek çocuklarını kız çocuklarından ayırt etmediği" yönünde beyanda bulunduğu, miras bırakanın geriye mal varlığı bırakması tek başına mal kaçırma iradesi olmadığını göstermese de, davacı kızından isteyen bir kişinin hiç mal bırakmama ya da mal varlığına oranla daha az miktarda bir mal bırakma eğilimi ile hareket edeceği, davacının geriye on dört parça taşınmazının kaldığı, tüm dosya kapsamıyla bir arada değerlendirildiğinde; davacı tarafın miras bırakanın mal kaçırma kastı ile hareket ettiğini kanıtladığını söyleyebilme olanağının bulunmadığı- "Davalıların temlik tarihlerindeki yaşları ve ekonomik durumlarının dava konusu taşınmazı edinmeye elverişli olmaması, her iki temlikin murisin altı erkek çocuğuna yapıldığı, davalı tanığı "mirastan pay aldığı için satışa karşı çıkmadığını" belirttiğinden beyanına itibar edilemeyeceği, murisin en kıymetli taşınmazını kız çocuklarından mal kaçırmak için altı erkek çocuğuna paylaştırdığı, yapılan devrin bedelsiz, mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu kanıtlandığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Miras bırakanın sağlığında hak dengesini gözeten paylaştırma savunmasının ancak mirasçılar arasında söz konusu olabileceği ve davalıların da mirasçı olmadığı dikkate alındığında bu savunmaya değer verilemeyeceği- Murisin sağlığında tüm mirasçılarını kapsar şekilde yapılan bir taksim işleminin olmaması, torun olan davalıların temlik sırasında yaşlarının oldukça küçük olması ve alım güçlerinin bulunmaması gibi olgular, miras bırakan tarafından yapılan temliklerin küs olduğu mirasçısı davacıdan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ortaya koyduğu-
Somut olayda, dava dilekçesinde davanın hem TBK'nin 19. maddesine göre tasarrufun iptali davası hem de İİK'nin 277 ve devamı maddelere göre açılan tasarrufun iptali davası olarak talepte bulunulduğu, aşamalarda dava dilekçesinin açıklattırılmadığı, Mahkemece davanın İİK'nin 277 ve devamı maddelere göre açılan tasarrufun iptali davası olarak kabul edilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Bilindiği üzere, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Dairemizce benimsenen uygulamasına göre İİK'nin 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davaları ile TBK'nin 19. maddesine göre açılan tasarrufun iptali davaları birlikte görülemez. Dolayısıyla mahkemece davacıya HMK'nin 31. madde kapsamında talebinin açıklattırılarak davasının İİK'nin 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali mi yoksa TBK'nin 19. maddesine göre mi talepte bulunduğunun belirlenmesi ve belirtilen hukuki nitelemeye uygun olarak yargılama yapılarak hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu şekilde hukuki nitelemenin doğru yapılmaması kaldırma nedeni olarak kabul edilmiştir.
Tasarrufun iptali istemine ilişkin olarak açılan eldeki davada takip konusu toplam alacak miktarının 6.497,64 TL olduğu ve bu miktarın tasarrufa konu taşınmaz paylarının tasarruf tarihindeki değerleri toplamından düşük olduğu, dava değeri olarak dikkate alınması gereken bu alacak miktarının ise kesinlik sınırı (17.830,00 TL) altında kaldığı anlaşılmakta olduğundan, 6100 sayılı HMK'nin 6763 sayılı Kanun ile değişik 341/2. maddesi uyarınca istinaf kesinlik sınırı altında kalması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı anlaşıldığından, "istinaf dilekçesinin reddine" karar verildiği-
Öncelikle, borcun satış işleminden önce doğmuş olduğunun davacı alacaklı tarafından ispatlanması gerekeceği, mahkemece, davacıdan borcun hangi tarihte doğduğuna ilişkin açıklama ve delilleri istenerek, bu yönde yapacağı araştırma sonucunda, borcun muvazaalı işlemden sonra doğduğunun anlaşılması halinde, davanın ön koşul yokluğundan reddine, aksi durumda yani borcun önceden doğduğunun ispatlanması halinde ise, kabul kararı verilen 918 ada 8 parsel ve 1801 ada 1 parselle ilgili olarak ihalede satıldığı iddia edildiğinden, bu hususun da araştırılarak, konusuz kalıp kalmadığına göre karar verilmesi gerekeceği-