On yıl süreli 600 adet otobüs durağı kent mobilyası niteliğindeki kira sözleşmesi hususunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı,davacı alacaklı belediye vekilinin, davalının brüt reklam gelirleri üzerinden değil net reklam geliri üzerinden ödeme yaptığını iddia ettiğini ve aylık reklam gelirlerine ait brüt fatura bedeli ile net fatura bedelleri arasındaki farkın tahsili istemi ile takip yaptığı, bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporunda; brüt gelirin işletmenin esas faaliyetleri çerçevesinde satılan mal ya da hizmetler karşılığında alınan ya da tahakkuk ettirilen toplam değerleri kapsadığı, satılan mal ve hizmetlerle ilgili sübvansiyonlar, satış tarihindeki vade farkları, ihracatla ilgili dönem içinde ortaya çıkan kur farkları, vergi iadelerinin brüt satışlar içinde gösterileceği- Hesaplanan katma değer vergisinin matraha dahil edilmeyeceğinin hüküm altına alındığı, dava konusu borca esas alınan faturalarda yer alan gelirlerin brüt gelir ve KDV'den oluştuğunun görüldüğü ancak brüt satışlara KDV'nin dahil edilemeyeceği, sözleşmede yer alan brüt gelir ifadesi ile KDV'siz fatura bedelinin (gelir) kastedildiğinin kabul edilmesi gerektiği, dava dosyasına sunulan tablolara göre, davalının sözleşme süresince elde etmiş olduğu brüt gelirler (KDV'siz tutar) üzerinden sözleşmede düzenlenen oran üzerinden hesaplama yaparak kira ödemelerini gerçekleştirdiği, davalının davacıya karşı sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirdiği ve herhangi bir kira borcunun bulunmadığının belirtildiğine ilişkin başvurunun esastan reddedilmesi gerektiği-
Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince dava İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali davası olarak tanımlanmış ise de, dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre davanın niteliği itibarıyla TBK'nın 19 uncu maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olarak nitelendirilmesi gerektiği, ancak davalılar arasında yapılan devrin muvazaalı olarak yapıldığı ispatlanamadığından kararın sonucu itibarıyla doğru olduğunun anlaşılmasına göre "davanın reddine" ilişkin verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Dava konusu taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile 1/3'er hisse şeklinde davacı Meliha ve davalı A. adına tesciline karar verildiği, kalan 1/3 payın ise kimin adına tescil edildiğinin belirtilmediği, ayrıca dava konusu 1320 parsel sayılı taşınmazda muristen davalıya intikal eden payın 1/2 oranında olmasına rağmen taşınmazın tamamının davalı adına kayıtlıymış gibi tapu iptal kararı verildiği, verilen kararın infaza elverişli bir karar olmadığı-
TBK'nın 19. maddesine göre açılmış muvazaalı işlemin iptali istemi-
Taşınmazın dava tarihindeki değeri olan üzerinden harç alınması gerekirken dava dilekçesinde gösterilen bedel üzerinden harç alınması doğru olmadığı- Davalıların akraba oldukları, tapudaki satış bedeli ile tasarruf tarihindeki saptanan gerçek değerleri karşılaştırıldığında; bedeller arasında fahiş fark bulunduğu, davalıların satışın gerçek olduğunu ispatlayamadıkları- TBK 19 maddesi gereğince işlemin muvazaalı olduğu ve dava konusu taşınmazın devrine ilişkin satışın iptali ile İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak davacı alacaklının icra dosyasındaki asıl alacak miktarı ile sınırlı olmak üzere dava konusu yapılan taşınmaz üzerinde cebri icra yetkisi verilmesi gerektiği-
Davacı bankanın ipoteği fek etmeden taşınmazın satışını her zaman talep edebilme imkanı varken bu imkanını kullanmayıp ipoteği fek etmiş olması karşısında akabinde tasarrufun iptali davası açmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde sayılacağı-
Tasarrufun iptali davası veya TBK'nun 19. maddesi gereğince açılan muvazaa davası TTK’nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğine haiz olmadığından 6100 sayılı HMK’nun 2. maddesi gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanında kaldığı-
Kapatılan özel eğitim kurumlarından mülkiyeti kendine ait olan taşınmazların 01.01.2014 tarihi ile kapatılma tarihi arasındaki süreçte 3.kişilere devredilmiş olması ve kapatma tarihine kadar faaliyete devam edilmiş olması koşuluyla devir işleminin muvazaalı kabul edileceği- Davalı vekilinin işyerinde daimi çalışanına usulünce tebliğ edildiği, istinaf başvurusunun ise 11.04.2019 tarihinde yasal 2 haftalık istinaf süresi geçtikten sonra yapıldığı, davalı tarafça katılma yoluyla istinaf isteminde de bulunulmadığı anlaşılmakla süresinden sonra yapılan istinaf başvurusunun usulden reddi gerektiği-
Somut olayda miras bırakanın davaya konu temlikleri mirasçılarından mal kaçırma amacıyla yaptığı dinlenen tanıklar tarafından ifade edilmediği gibi çocuklarından birini diğerine göre üstün tutarak mal kaçırmasını gerektirecek herhangi bir olumsuz ilişkisi, miras bırakan ile davacı oğlu arasında temlik tarihinde mal kaçırmayı gerektirecek bir husumetinin ortaya konulmadığı, miras bırakanın davalılara yaptığı kazandırmalar dışında davacıya taşınmazını devrettiği, adına kayıtlı olup mirasçılarına intikal eden dava dışı taşınmazlarının bulunduğu, her iki taraf tanıklarınca mal kaçırma kastından söz edilmediği hususları bir arada değerlendirildiğinde, ara malikler kullanmak suretiyle yapılan temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu söylenemeyeceği ve davacının iddiasını ispat ettiğinden bahsedilemeyeceği-
Miras bırakanın 2001 yılında maliki olduğu üç parça taşınmazdaki payların ölünceye kadar bakma akdi ile, 2009 yılında ise bir parça taşınmazdaki payının ise bağış akdi ile davalı kızlarına devredildiği, miras bırakanın geride paydaşı olduğu bir parça taşınmazının kaldığı anlaşılmakta olup miras bırakanın bakım ihtiyacını daha az sayıda taşınmaz paylarını vererek karşılaması mümkün iken makul sayılabilecek nispetten çok daha fazla taşınmazını temlik ettiği, ölümünden kısa bir süre önce verdiği vekâletname ile bir taşınmazının da aynı davalılara bağış yoluyla devredildiği, devredilen taşınmazların toplam değerlerinin, geride kalan taşınmazının değerine olan oranı gözetildiğinde makul sınırın aşıldığı gözetildiğinde miras bırakanın temliklerdeki irade ve amacının mirasçılarından mal kaçırmak olduğunun davacı tarafça ispat edildiği-