Sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin kural ve yöntemler ile dava konusuna ilişkin hukuki nitelendirme hakim tarafından yapılması gerektiğinden, davacının talebi kira parasının uyarlanmasından çok “kira parasının tespiti” olduğundan, mahkemece kira tespitine ilişkin esas ve usullere göre inceleme yapılması gerekirken yanlış nitelendirme ile “kira uyarlama davası” olarak görülen davada davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu-
Temsil yetkisinin TMK'nın 2. maddesindeki genel ilke uyarınca dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılması gerektiği, yoksa bu kurala aykırı olarak kullanılan ve bu yüzden hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunan bir kullanımın (temsilcinin amaca ve temsil olunanın çıkarlarına aykırı davranışı, temsil yetkisinin temsil olunanın çıkarlarına hizmet etmesi, temsilcinin 3. kişiyle amaca ve temsil olunanın çıkarlarına aykırı sözleşme yapması vb.) hukuk düzeni tarafından korunmayacağı-
Ecrimisil davalarında davalının uzun süreli kullanımı söz konusu ise, bu kullanıma ses çıkarmayan davacının zımni muvafakatinin var olduğu yönünde "fiili karine" oluşacağı ve bu karinenin aksi davacı tarafından kanıtlanmadıkça, ecrimisil talep edilmesinin TMK. mad. 2'de yer alan dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği-
11. HD. 11.07.2014 T. E: 7344, K: 13053-
Şirket ortaklarının taahhüt ettikleri sermayeyi henüz ödemedikleri ve şirketin öz kaynak yetersizliği nedeniyle borçlarını ödeyemediği iddiasıyla, tüzel kişilik perdesinin aralanarak ortakların şahsen sorumlu tutulması istemiyle açılan davada; mahkemece sermaye taahhüdü borcunun vadesinin henüz gelmediği ve yasal koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği- Karşı oy yazısında "şirketin içinin boşaltıldığı, sermayenin yetersiz bırakıldığı ve kötü yönetim sergilendiği gerekçeleriyle TMK m. 2 uyarınca perdenin aralanması gerektiği" fikrinin savunulduğu-
Taraflar arasında, davaların görüldüğü sırada da devam eden bir hukuki danışmanlık sözleşmesinin mevcut olması ve özellikle bu sözleşmedeki "...müvekkilin dava ve takip işleri, danışmanlık hizmetine dahil değildir. Bu işlere ait ücretler, dava ve takip konularının içeriklerine göre taraflarca değerlendirilecek, karşılıklı mutabık kalınması halinde, ayrıca ücretlendirilecektir..." şeklindeki özel düzenleme karşısında, davacı ve davalı arasında hiçbir yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığının kabul edilemeyeceği- Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini, “danışmanlık hizmeti” ile “dava ve işler” şeklinde, birbirinden bağımsız olarak değerlendirmenin isabetsiz olduğu- Davalar yönünden vekalet ilişkisinin, taraflar arasındaki “danışmanlık hizmeti” konusundaki ilk ve esas sözleşmede yer verilen özel bir düzenleme sonucunda gerçekleştiği açık olup “Hizmet Hukuk Müşavirliği” olarak adlandırılan, hizmet ve vekalet sözleşmelerinin unsurlarını kapsayan, karma nitelikteki bu tip danışmanlık sözleşmelerinin, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesinde öngörülen sınırlandırmalardan bağımsız olarak geçerli olarak kabul edildiği ve bu konudaki ihtilafların da, tarafların serbest iradeleri ile düzenledikleri ve geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği- Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi bütün olarak değerlendirip, dava konusu uyuşmazlığın da, sözleşmedeki özel düzenleme esas alınarak çözümlenmesi gerektiği- Tahkim davalarını takip edip sonuçlandıran davacı avukatın, vekalet ücretine hak kazandığı ancak gerek danışmanlık sözleşmesinin gerekse bu sözleşmedeki özel düzenlemenin gereğini yerine getirmeyen, davalı müvekkiline ücret konusunda bilgi ve hesap verip, olası bir mutabakat sağlamayan davacının, edimlerini ve vekalet sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmasının, kendi lehine sonuçlar doğurması kabul edilemeyeceğinden, mahkemece, söz konusu tahkim davalarında, davacı avukatın, davalıya sağladığı hukuki yardım nedeniyle sarf etmiş olduğu emek ve mesaisine karşılık, hak ve nesafete göre alması gereken vekalet ücreti tespit edilip, tespit edilecek bu miktar üzerinden hüküm kurulması gerektiği-
Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, davalının ticaret unvanında AYKON kelimesinin haksız bir şekilde kullanıldığı ve her iki şirketin tescilli ticaret unvanlarının karıştırılmaya müsait olduğu, davacının AYKON ibaresinin kullanımı bakımından üstün hakkının bulunduğu, davada TMK mad. 2 kapsamında bir dürüstlük kuralına aykırılıktan söz edilemeyeceği, tarafların faaliyet alanları itibariyle de benzerliğin bulunduğu gerekçesiyle, açılan davanın kabulü ile davalının ticaret unvanında yer alan AYKON ibaresinin TTK’nın 54. maddesi kapsamında (yeni TTK.56) silinmesine karar verildiği-
Davacı, tam ehliyetli kişilerin dahi her zaman yararlanma olanağı bulamadıkları şekilde bankadan yetkilisi olduğu şirket adına krediden yararlanmış, diğer kredilerin yanı sıra yetkilisi ve ortağı olduğu şirket adına taşıt kredisi ile arazi aracı almış ve bu suretle bir menfaat elde etmiş olduğundan, davalı bankanın ödeme talebine kadar tam ehliyetli biri gibi hareket edebilen davacının, borcun ifası istendiğinde ehliyetsizliğini ileri sürerek ifadan kaçınması hakkın kötüye kullanılmasının tipik bir örneği olduğu- Adli Tıp Kurumunun uyuşmazlık konusunu oluşturan ipotek sözleşmesi itibarıyla fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığını tartışması ve değerlendirmesi gerektiği-
TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının korunmayacağına ilişkin hükmün marka hükümsüzlük davalarında da dikkate alınması gerekeceği-
Davacının talebi doğrultusunda işlem yapıldıktan sonra dönüp yeniden kendi istediği faiz oranın fahiş olduğu iddiası ile lehine hak doğmasını sağlamaya çalışmasının hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilmesi gerekeceği-
