Davacı taraf arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesinde kendisine ait bağımsız bölümlerin tespiti ve bu taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını mı veya aynı sözleşme çerçevesinde tapu iptali ve tescili ile birlikte hacizlerin kaldırılmasını mı yoksa mülkiyet tespiti ya da tapu iptal ve tescil istemeden inşaat bedelini mi istediği açıklığa kavuşturulduktan sonra tapu iptal ve tescil ya da mülkiyet tespiti ile birlikte hacizlerin kaldırılması talep ediliyorsa dava konusu tüm bağımsız bölüm malikleri ile geçerliliğini koruyan haciz alacaklılarının davalı tarafta yer alması sağlandıktan sonra her iki dava hakkında esas hakkında hüküm kurulması gerektiği-
Dava konusu taşınmaza ilişkin ikame edilen tapu iptal ve tescil davasında; hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğü gereğince, davacı Orman İdaresinden dava konusu edilen yerin açıklattırılması, dava konusu yere ilişkin kayıtların dosya arasına alınması, getirtilen kayıtlar ile dosya arasında mevcut olan kayıtlar arasında farklılık bulunması halinde bu hususun açıklığa kavuşturulması, dava konusu yerin tereddüte mahal vermeyecek şekilde belirlenmesinden sonra işin esası incelenerek davanın sonuçlandırılması gerektiği-
Kanun yoluna başvuru harcı yatırılmak suretiyle süre tutum dilekçesi veren davacı, gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra süresi içinde sunduğu karar düzeltme talepli dilekçesinde; yerel mahkeme kararının bozulmasını gerektiren sebeplerin bildirildiğinden, dilekçe başlığında "karar düzeltme talebi" yazılmışsa da, özü itibariyle direnme kararına karşı verilen temyiz dilekçesi niteliğinde olduğu- İnanç sözleşmesi ilişkisinin varlığı kural olarak yazılı veya kesin delillerle ispatlanması gerektiği- Yazılı belge ile akdi ilişkinin varlığını kanıtlayamayan davacı açıkça yemin deliline dayandığından, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ile yargılamanın sevk ve idaresi çerçevesinde, mahkemece davacı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerektiği- 03.03.2017 T. 2/1 s. İBK kararının HMK'nın yürürlüğe girmesinden sonra açılmış olan davalarda tarafların dava ve cevap dilekçeleri ile delil listelerinde "sair deliller, her türlü delil, ve sair deliller" gibi ibarelerin bulunması hâlinde, tarafların yemin deliline başvurmuş sayılamayacakları ve bu kapsamda hâkimin ispat yükü kendisine düşen tarafa "yemin teklifinde bulunma hakkı"nı hatırlatamayacağı hususunda olduğu, somut olayda bu İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanma imkanının bulunmadığı- "Yürürlükten kalkan HUMK 344'de düzenlenen yemin; taraf yemini ve re'sen yemin olarak ikiye ayrılmış iken, HMK'nın 227. maddesinde tarafın karşı tarafa yemin teklifinin düzenlendiği, buna göre delil listesinde yemin deliline dayanan tarafın iddia veya savunmasına dayanak yaptığı bir vakıayı yemin ile ispat etmek istiyorsa bizzat kendisinin karşı tarafa yemin teklif edeceğini bildirmesi gerektiği, hâkimin ispat yükü kendisine düşen tarafın iddia ve savunmasına dayanak yaptığı vakıaları ispat edememesi durumunda karşı tarafa yemin teklif etme hakkını hatırlatmasının taraflarca getirilme ilkesine (HMK 25) aykırı olduğu, hâkimin yemin teklif etme hakkını hatırlatmasının "hâkimin davayı aydınlatma ödevi" (HMK 31) kapsamında olmayıp iddia ve savunmanın ispatına ilişkin bir husus olduğu; tarafların iddia ve savunmasına dayanak yaptıkları vakıaları hangi delille ispat edeceklerini bildirmek zorunda oldukları (HMK. 194/2), iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği hususunun (HMK. 119-f) dava dilekçesinde, savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği hususunun (HMK. 129-e) cevap dilekçesinde gösterilmesi gerektiği, tarafların iddia ve savunmasına dayanak yaptığı vakıalardan bir yada birkaçını veya tamamını doğrudan karşı tarafa yemin teklif etmek suretiyle ispat edeceğini bildirmediği sürece, hâkimin davaya müdahale sayılacak şekilde taraflardan birine karşı yemin teklif etme hakkını hatırlatmasının hâkimin tarafsızlığı ve HMK'nın düzenlediği taraf yemini ile bağdaşmadığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Mahkemece, davanın kabulü ile verilen karar, davalılar tarafından temyiz edilmiş ise de, temyiz dilekçesinin mahkeme harç ve masrafları, vekalet ücretine ilişkin olması, husumet yönünden temyiz itirazının bulunmaması nedeniyle, söz konusu bedelden davalılarında sorumlu olduğuna ilişkin davacı taraf yararına usuli kazanılmış hakkın oluştuğu-
Ortaklığın giderilmesi davalarında, davacının, dava konusu taşınmazların paydaşlarını her zaman bilmek ve tanımak zorunda olmadığından, dava dilekçesinde bilebildiği bilgiler ve tapu kayıtlarını esas alarak tarafları göstermek dışında bir yükümlülüğe zorlanamayacağı- Mahkemece, mirasçılık belgelerini temin etmek üzere mirasçılara verilen yetki belgesinin, sürenin bitimine yakın düzenlenmiş olması nedeniyle davacı vekilinin ara karar doğrultusunda işlem yapması oldukça zor olmakla beraber, mirasçılık belgesi alınacak kişilerin sayıca fazla oluşu ve dava açma hazırlıkları gözetildiğinde de verilen süre yetersiz olduğu- Usulüne uygun olmayan ara karar sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediği-
Mahkemece HMK'nın 31. maddesi gereği yargılamaya hakim olan ilkelerden Hakimin ''Davayı aydınlatma ödevi'' gereği davacı vekilinden davalı olarak dilekçede taraf gösterilen şirket hakkındaki istek ve iradesi aydınlatılıp, oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerekli olduğu- Birleşen davada, davalı taraf olarak gösterilen ............ Belediye Başkanlığı hakkında hüküm kurulmasına rağmen, hüküm başlığında isminin yazılmamasının hatalı olduğu-
Davacı borçlunun maaşı üzerinde ilk sırada bulunan haciz alacaklısının alacağının muvazaalı olduğunu ileri sürdüğü davanın genel muvazaa iddiasına dayalı iptal istemine ilişkin olduğu ve husumetin borçlu ile birlikte, mecburi dava arkadaşı olan, alacağının muvazaalı olduğu ileri sürülen alacaklıya karşı yöneltilmesi gerektiğinin kabulü gerektiği- Aleyhine muvazaa iddiasında bulunulan eski eşe husumet yöneltilmemiş olmasının kabul edilebilir yanılgı olduğu (HMK. 124/4)- Mahkemece "sıra cetveline itiraz davasında takip borçlusunun davalı sıfatı olmadığından bahisle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine" karar verilmesinin hatalı olduğu-
 İtirazın iptali ve tahliyeye ilişkin davada, mahkemece, Harçlar Kanunu'nun 30 ve 32. maddeleri uyarınca eksik yatırıldığı tespit edilen nispi peşin harcın tamamlanmasına ilişkin davacı tarafa kesin süre verilmesi, tamamlanması gereken harç miktarının yıllık kira bedeli göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmesi, açık ve anlaşılır şekilde gösterilmesi, verilen sürenin yeterli olması, ayrıca süreye uyulmamasının sonuçlarının hâkim tarafından açıkça anlatılarak bu konuda tarafların uyarılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği- Ayrıca davalı vekilinin ödeme ve yıllık kira bedelinin ...TL olduğu savunması üzerinde durularak oluşacak sonuca göre alacak talebiyle ilgili olumlu-olumsuz bir karar verilmesi gerektiği-
Dava dilekçesinde ipoteğin terkini talebinin dayanağı olarak "borcun ödendiği" vakıasına değil, "baştan itibaren ipotek tesisinin geçersiz olduğu" vakıasına dayanıldığı gözetildiğinde, davanın TMK 883 uyarınca "ipoteğin terkini" davası olarak değil, "İİK. 150 uyarınca borçlu bulunmadığının tespiti davası olarak nitelendirilmesi" ve buna göre çözüme kavuşturulması gerektiği- İİK’nın 150. maddesinin eldeki davaya uygulanmasının, taleple bağlılık ilkesine aykırılık oluşturmayacağı- İpotek, "muris ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkinin teminatı" olarak tesis edildiğinden, murisin ölüm tarihi itibariyle davalı şirkete borcu olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmekte ise de, davalı vekilinin "ipoteğin, dava dışı üçüncü bir kişinin borcu için tesis edildiğine" ilişkin beyanı da gözetilerek, ipotek tesisine ilişkin vekâletnamede vekile tanınan yetkiler de gözetilmek suretiyle varılacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerektiği- Mahkemece ipotek tesisinin hukuken geçerli olup olmadığı tartışıldıktan sonra, bu ipoteğe bağlı olarak yapılan icra takibi nedeniyle davacıların borçlu olup olmadıklarının hakkında bir karar verileceği- "Davalı vekilinin beyanı karşısında bozma kararında belirtildiği gibi bir araştırma yapılmasına gerek olmadığı, davalı tarafça sunulan cari hesap ekstrelerine göre ipoteğin üçüncü bir kişinin borcu için tesis edildiği, ikrar kesin delil olduğundan davanın kabulünün gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka usulî kazanılmış hak dendiği (Bknz. 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)- İlk bozmanın mahkemece delillerin eksik toplanması nedeniyle delil toplanmasına ilişkin olduğu, akabinde yapılan ikinci bozmanın ise delillerin değerlendirilmesine ve işin esasına yönelik bir bozma olduğu, bu kapsamda ilk bozma ile usulî kazanılmış hak oluşmadığı- Öte yandan, fazla çalışma yapıldığı olgusuna mahkemece tanık beyanlarından ulaşıldığı- Hükme esas alınan bilirkişi raporunda fazla çalışma konusunda hesaplama yapılırken davacı tanık anlatımlarının esas alındığı ancak davalı işyerinde belirli tarih aralığında çalıştığı anlaşılan davacı tanıklarının anlatımından hareketle, davacının tüm çalışma süresince fazla çalışma yaptığı varsayımının kabul edilemeyeceği- Bu itibarla, davacı tanıklarının davacı işçiden daha önce işyerinden ayrıldığı gözetildiğinde davacı tanıklarının işyerinde çalıştığı dönemle sınırlı olarak beyanlarına itibar edilmesi ve birlikte çalışılan dönemle sınırlı olarak fazla çalışma ücret alacağına hükmedilmesi gerektiği-