6100 sayılı HMK'nın "Hakimin Davayı A.latma Ödevi" başlıklı 31. maddesi kapsamında, davacının mirasçılarından murislerinin, sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışacağına dair dilekçeleri gözetilerek talepleri açıklattırılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu-
Mahkemece; öncelikle 6100 sayılı HMK'nın "Hakimin Davayı A.latma Ödevi" başlıklı 31. maddesi kapsamında, davacının talebinin açıklattırılması, hangi kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının tespitini istediğinin belirlenmesi, ancak 30.5.1995 tarihli prim kesintisinin varlığı ve bu tarihte 506 saylı Kanun kapsamında herhangi bir çalışmasının bulunmadığı gözetildiğinde, 01.6.1995 tarihinde 2926 sayılı Kanun kapsamında tarım Bağ-Kur sigortalılığının başladığının kabul edilmesi gerektiğinin dikkate alınması gerekeceği; sonrası hakkında yapılacak değerlendirmede ise, 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığa dair şahsi dosyasının getirtilmesinin, bu sigortalılığın muhtarlık faaliyetine tabi olması halinde, muhtarlık "kamu görevi" cümlesinden olup, nitelik itibariyle ifa önceliği bulunduğunun, diğer bir anlatımla, kişi muhtar seçildikten sonra sair işini-gücünü bir yana bırakıp (mesaisini) tüm emek ve çalışmalarını öncelikle bu kamu (muhtarlık) görevinin yerine getirilmesine hasredeceğinin, bu açıdan muhtarlık görevinin gerektirdiği çalışmaların ön planda tutulmasının ve zorunlu oluşu karşısında muhtarların, muhtarlık göreviyle ilgili çalışmalarının asıl ve baskın nitelikte, muhtarlık dışındaki sosyal ve ekonomik faaliyetlerinin ise, tali (ikincil) nitelikte kabul edilmesinin doğru olacağının gözetilmesi gerekeceği, 18.10.1995 tarihinden itibaren başlayan ve çakışan kesintili 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalılık sürelerinin varlığı karşısında ise, davaya konu dönemde tarımsal faaliyetin sürekliliği hakkında yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde araştırma yapılması, çakışmaların makul süreyi aştığı sonucuna varıldığında, yeniden sigortalılık için kayıt ve tescil, ya da tescil yerine geçen iradi prim ödemesi veya prim tevkifatının esas alınması gerektiği gözetilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği-
Davacı üçüncü kişinin talebi mahkemece HMK. mad. 31 uyarınca açıklattırılarak, bildireceği marka, model ve seri numaralı makine esas alınmak suretiyle yeni bir bilirkişi heyetine inceleme yaptırılarak, haczedilen enjeksiyon makinasının davacının dayandığı faturada belirtilen makine olup olmadığı, bu faturanın davacının ticari defterlerine işlenip işlenmediği, işlenmişse bu defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığı, açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılıp yapılmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması, bu inceleme neticesinde davacı defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı, açılış ve/veya kapanış tasdiklerinin yapılmadığının tespit edilmesi durumunda ise; bu sefer, dava dışı satıcı firmanın (Türkiye'de yerleşik bir firma ise) ilgili yıla ait ticari defter ve kayıtları ile ilgili fatura dipkoçanı getirtilerek bunlar üzerinde inceleme yaptırılması ve bundan sonra dosyadaki diğer bilgi ve belgeler de dikkate alınarak uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerektiği-
HMK. mad. 31 uyarınca, davacı Hazine vekilinin hangi taşınmaz aleyhine dava açtığı açıkça sorulup netleştirilerek karar verilmesi gerektiği-
Çakışan dönemde 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılık şartlarının varlığı halinde; 01.10.2008 tarihi öncesi dönem yönünden sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığın söz konusu olmaması nedeniyle, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin kişinin hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı hususunda, anonim şirkete ait vergi ve maliye kayıtları getirtilmek, belirtilen dönemde beyan edilen gelirler saptanmak suretiyle bu çerçevede davacı; emek ve mesaisini ağırlıklı olarak hangi sigortalı çalışmaya tahsis ediyorsa, ekonomik yönden geçimini hangi çalışmadan sağlıyorsa o çalışmaya üstünlük tanınması, davalı Kuruma 506 sayılı Yasa kapsamında bildirilen hizmetlerin eylemli olup olmadığının araştırılması, davacının ekonomik yönden yaşamına etkin olan çalışmanın hangisi olduğu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, varılacak sonucuna göre çakışan dönemde davacının tabi olduğu sigortalılık belirlenerek, tahsis şartlarının varlığı bu çerçevede değerlendirilerek, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerektiği- Davacı "temizlik işçisi olarak alındığını ancak hasta taşıma, çay yapma, bulaşık yıkama gibi işleri de yaptığını" iddia etmiiş, Davalı, "davacının kayıtlarında temizlik işçisi olarak göründüğünü, alındığı iş dışında çalıştırılmadığını" savunmuş, davacı tanığı "davacının temizlik hizmeti dışında hasta taşıma, evrak götürme, yatak düzeltme gibi işler yaptığını, hem üniversiteden hem de şirketten talimat aldıklarını" beyan etmiş, davalı tanığı ise, "davacının temizlik işçisi olarak alındığını ve çalıştığını" beyan etmiş olup, davacının muvazaa tespiti yapılan dönem sonrası işe girdiği ve davacının SGK kayıtlarında genel temizlik hizmetlerinde çalıştırıldığı görüldüğünden ve davacının baskın olarak alındığı iş dışında başka işlerde çalıştığını ispatlayamadığı, dosyadaki deliller karşısında davacı tanığının soyut ifadesi ile alacağın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu-
Kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı davada, keşif sırasında dinlenmiş olan yerel bilirkişilerin takas hususunda ayrıntılı bilgileri bulunmadığı gibi, tanık beyanlarının da yetersiz olduğu anlaşıldığından, takas iddiası yeterince araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olup,  mahkemece, keşif mahallinde mahalli bilirkişiler ve HMK. mad. 31 uyarınca, hakimin davayı aydınlatma görevi kapsamında taraflara gerektiğinde yeni tanık bildirme hakkının hatırlatılması suretiyle tarafların bildireceği tanıklar hazır olduğu halde yeniden keşif yapılarak, davacının iddia ettiği şekilde taşınmazın takas edilip edilmediği, takas varsa karşılığında hangi taşınmazın kimlere verildiği, bu taşınmazların kimler adına hangi nedenle tespit ve tescil edildiği kesin olarak belirlenmesi, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişkiler giderilmeye çalışılması, çelişkinin giderilememesi halinde hangi beyanlara neden üstünlük tanındığı kararda tartışılıp gerekçelendirilmesi, buna yönelik araştırma sonucunda karar verilmesi gerektiği-
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, kadim kullanma hakkına ya da tahsise dayanılabiliceği- Kadimlik iddiası var ise, bu hususun araştırılması, gerektiğinde köylerin kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorularak kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması, ayrıca yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmesi gerekeceği- Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi; keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, tarafsız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekeceği-
Mahkemece; hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğünden hareketle, dava dışı sigorta şirketinin, yangından doğan zarara ilişkin olarak davacıya toplam ne kadar ödeme yaptığını ve bu ödemenin hangi zarar kalemleri için yapıldığının (emtia, demirbaş, tefrişat gibi) tereddüte mahal vermeyecek şekilde ayrı ayrı tespit edilerek, tefrişat zararı için sigortadan ödeme yapılmadığının tespiti halinde, tefrişat zararından yalnızca esnaf kusur oranı düşülerek, belirtilen olgular dikkate alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği-
Dava  dilekçesinin içeriği  ve  yargılama aşamasındaki beyanlardan davacı tarafın isteğinin  hangi malvarlığına ilişkin  olduğu  açık olmadığı; HMK. mad. 31 uyarınca hakimin davayı  aydınlatma görevi kapsamında davacı tarafın  talebi  açıklattırılıp, davacı tarafın gösterdiği tanıkların da ifadelerine başvurulması ve buna göre hüküm tesis edilmesi gerektiği-