Borçludan taşınmazları ilk satın alan üçüncü kişi yönünden değerlendirme yapılmadan sadece 1,5 aylık süre içerisinde taşınmazın el değiştirmesi gerekçe gösterilerek ve sadece beşinci kişi yönünden değerlendirme yapılarak karar verilmesinin hatalı olduğu- Öncelikle borçludan taşınmazları ilk satın alan ve üçüncü kişi olan davalı ile borçlu arasındaki işlemlerin İİK 277 vd. uyarınca göre iptale tabi olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılması gerektiği- İptale konu tasarrufların yapıldığı tarihteki inşaat durumunun usule uygun tespiti ile her bir tasarruf yönünden elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değerinin tespiti gerektiği- Dava dışı diğer borçlunun adresinde yapılan hacze konu mahcuz malların satışının yapılıp yapılmadığı, satışı yapılmış ise davalı borçlunun sorumlu olduğu miktar da dikkate alınarak yapılacak değerlendirme ile sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Sonradan borçlu tarafından imzalanan tarihin, yine borçlu tarafından aksinin teyit edilmiş olmasına, davacının borcun doğumunun tasarruf tarihinden önce olduğunun somut delillerle ispatlanmamış olmasına göre davanın reddine karar verilmesi gerekeceği- Dava ön koşul yokluğundan reddedildiğine göre, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekeceği-
Davalılar arasındaki taşınır ve taşınmaz mal devirlerinin bir kısmında bedel farkı olduğu ve İİK’nın 280/3 maddesinde belirtilen ticari emtianın önemli bir kısmının devrinin işyeri devri niteliğinde olmasına rağmen yasada aranan devir koşullarının gerçekleştiğinin iddia ve ispat edilemediği, davalı üçüncü kişinin işyeri ruhsat alımının borçlunun hacizleri nedeni ile sağlanamamış olmasının da bu durumun niteliğini değiştirmeyeceği- İcra müdürlüğüne gelerek takibi kesinleştiren borçlu aynı gün borcu taksitle ödeme konusunda taahhütte bulunmuş ve bu taahhüdünü yerine getirmediği için alacaklının şikayeti üzerine ceza aldığından ve yine borçlu şirket aynı dosyadan yapılacak bir satışın iptalini istemi reddedildiğinden, davalılar arasında bir işbirliğinin aksine çekişmenin olduğu- Davalı üçüncü kişi satın aldığı malların bedelini ödemiş olmasına rağmen, gelen hacizlerle bu malları kaybetme riski ile karşılaştığı anlaşıldığından, borçlu ile yaptıkları sözleşmede ve beyanlardan borçlunun yükümlülük altına girdiği de görüldüğünden, alınan senetlerin muvazaalı olduğunun kabul edilemeyeceği ve davalı üçüncü kişinin bedelini ödeyerek satın aldığı malların, borçlunun alacaklıları tarafından haczedilerek elinden alınması durumunun söz konusu olduğu, aralarındaki alışveriş tutarı üzerinden yapılan takibin muvazaalı olup olmadığının tartışılması gerektiği- Tasarrufun iptali davalarında, diğer genel dava koşullarının yanında, tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olmasının da arandığı-
Davalılar arasındaki alacak borç ilişkisinin çekişmeli olduğu, uzun süredir devam eden çeşitli davalara konu edildiği gözetildiğinde, icra takibinin ve haciz işlemlerinin muvazaalı olduğu iddiasının doğru olamayacağı-
Mahkemece, davacının gerçek bir alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verildiğine göre davalılar yararına maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken, nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil bozma nedeni ise de, bu yanılgının giderilmesinin yargılamanın tekrarını gerektirecek nitelikte görülmediği-
Bononun, taraflar arasında her zaman düzenlenebilecek ve vadesi taraflarca belirlenebilecek nitelikte bir kambiyo senedi olduğu- Vekalet sözleşmesinin de adi şekilde hazırlanan ve taraflarca her zaman düzenlenebilecek nitelikte olduğu- Muvazaa nedeniyle iptal istemine ilişkin davada, davalı borçlu ile iş ortağının oğlu olan davalı üçüncü kişi ve davalı borçlunun avukatı olan diğer davalı üçüncü kişi arasında gerçek bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığı araştırılarak bonoların tanzim tarihi, takip tarihleri de dikkate alınarak ve tüm deliller birlikte değerlendirildikten inceleme yapılması gerektiği-
Dava dayanağı takip dosyasında alacaklı tarafından borçlunun adresinde haciz yapılmadığı ve aciz belgesi de sunulmadığı anlaşıldığından, tasarrufun iptali davasının dava şartının gerçekleşmediğinin kabulü gerekeceği, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptaline ilişkin davalarda geçici hukuki koruma yolu olarak sadece ihtiyati haciz talep edilebileceğinin benimsendiği, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için davanın tam olarak ispatlanması gerekmediği, yaklaşık ispat koşullarının yeterli olduğu, davacının dava açmakta haklı olup olmadığının yargılamayı gerektirdiği, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için davaya ilişkin tüm koşulların ispatlanmasının beklenemeyeceği- Dahili davalı "tasarrufun iptali davası sonucunda karar verilebilmesi için alacaklı tarafından takip konusu yapılmış olan alacağın da kesinleşmiş olması gerektiğini, alacağın varlığı, yokluğu, miktarı, konusu ve bu nedenle bu davanın açılabilip açılamayacağı konusu bir başka dosyasının kesinleşmesi ile belli olacağından bu dosyanın bekletici mesele yapılmasının zorunlu olduğunu, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmesi" gerektiğini ileri sürmüşse de, mahkemece tasarrufun iptali davasında geçici korunma olan ihtiyati haciz koşullarının mevcut olduğu benimsenerek ihtiyati haciz isteğinin kabulüne ve itirazın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
Tasarrufun iptali davalarında ihtiyati tedbir talebinde bulunulsa dahi bu istemin ihtiyati haciz talebi olarak değerlendirilerek müsbet ya da menfi bir karar verilmesi gerekeceği-
Davacı vekilinin dosyaya ibraz ettiği protokole göre, borçluya verilen borcun ne şekilde ödeneceğinin söz konusu protokol ile düzenlendiğinin, davalı borçlu tarafından düzenlenen ileri tarihli çeklerin davacıya verildiğinin anlaşıldığı, protokol öncesine dayalı davalı borçlu ile arasında herhangi bir ticari ilişki olduğunun iddia edilmemesi, borcun dayanağının davalı borçluya 17.07.2012'de verilen borç olduğunun belirtilmiş olmasına göre, dava konusu tasarrufun tarihi 01.08.2011 olduğu göz önüne alındığında, tasarrufun borcun doğumundan önce olduğunun kabulü ile dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
