HMK m. 341/2 kapsamında direnme kararının verildiği tarihi itibariyle miktar yönünden kesinlik sınırının tespitinde, (m. 362/1-a'nın değil) m. 341/2'nin uygulanması gerektiği- Kanun yolu başvuru sınırlarının, başvurulacak kanun yoluna göre değil kararı veren mahkemeye göre belirlenmesi gerektiği- "Yargıtay bozma ilâmına karşı gerek bölge adliye mahkemesi gerekse kanuni düzenleme gereği ilk derece mahkemesinin vereceği uyma veya direnme direnme kararlarına karşı gidilebilecek olan kanun yolunun temyiz kanun yolu olduğu, kanun yolu başvuru sınırlarının kanun yoluna göre değil de kararı veren mahkemeye göre tespit edilmesi gerektiği görüşünün hukuki bir dayanağının bulunmadığı" şeklindeki görüşünün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği- Davalının evlilik birliği devam ederken satın almış olduğu arabanın nereden elde edilen parayla alındığı hakkında mahkemeye bilgi sunmadığı, davacının düğünde takılan ziynetlerin varlığını ve davalı tarafından alınarak bozdurulduğunu şüpheye yer vermeyecek şekilde kanıtladığı anlaşıldığından, ziynet alacağı istemine ilişkin eldeki davanın kabulüne karar verilmesi gerektirdiği-
Eser sözleşmesi niteliğindeki kamu ihale sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında; hükmedilen bedel bakımından davalı ODTÜ’nün de sorumlu olduğu belirtilerek, asıl davanın kısmen kabulü ile hükmedilen bedelin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş ise de davalı ODTÜ’nün TBK 66/2 kapsamında öğretim görevlisinin düzenlediği rapor üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğü ve yetkisinin bulunmadığı, davalı ODTÜ’nün raporu düzenleyecek olan kişiyle talepte bulunan PTT A.Ş. arasında sadece aracılık yaptığı, ilgilinin düzenleyeceği raporu ve rapor düzenleyecek kişinin denetimi ve gözetim yetkisi bulunmadığı, raporun düzenlenme biçimi ve içeriği hakkında talimat verme yetkisinin de bulunmadığı mahkeme tarafından görevlendirilen nitelikte bir bilirkişi olmadığı, dikkate alındığında davalı ODTÜ bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
4. HD. 19.06.2023 T. E: 5526, K: 8090
Hesap bilirkişi raporunda davacının talep edebileceği maddi tazminatın 85.865,01 TL olarak hesaplandığı, ilk derece mahkemesince bu rapor hükme esas alınarak davacının 85.865,01 TL maddi tazminat alacağı bulunduğu tespiti yapılıp taleple bağlı kalınmak suretiyle 1,00 TL maddi tazminatın hüküm altına alındığı, kararı davacılar vekilinin davalı TTK Genel Müdürlüğünün sorumluluğu noktasında temyiz ettiği, maddi tazminat miktarına ve hesap bilirkişi raporuna yönelik bir temyiz itirazının bulunmadığı, hükmün Özel Dairece davalı TTK Genel Müdürlüğünün sorumlu olup olmadığının tespiti yönünde araştırmaya yönelik bozulduğu - Temyizi kabil uyuşmazlık konusunu oluşturan davacı eş yönünden tespit edilen maddi tazminatın miktarı ile ilgili olarak davalı TTK Genel müdürlüğü lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu - Taraflar yönünden açıklanan usuli kazanılmış haklar değerlendirilip gözetilerek davalıların davacının maddi tazminat alacağından sorumluluğu konusunda karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak ile dava konusu şeyin değerinden hangisi az ise o değer oluşturdupundan dosya içeriğine göre; davacının icra takibine konu toplam alacağı 487.583,01 TL, dava konusu taşınmazın tasarruf tarihi itibariyle gerçek değeri 63.602,35 TL olup, dava değeri daha düşük olan 63.602,35 TL olduğundan temyize konu edilen bu miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmakta olduğundan "temyiz dilekçesinin reddine" ilişkin kararda isabetsizlik bulunmadığı-
Asıl davada ve davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olan birleştirilen davada hükmedilen bu tutarlar ayrı ayrı Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararını verdiği 17.06.2020 tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 72.070,00 TL'nin altında kaldığından, Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı miktar itibariyle kesin niteliktedir.
Bölge adliye mahkemesinin , ihtiyatı haczin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararı İİK'nın 265/son maddesine göre kesin olup HMK'nın 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi gereğince temyiz edilemeyeceği-
Taraflar arasında imzalanan 2016 yılı protokolü gereğince davacı eczacı hakkında uygulanan cezai şart, uyarı ve reçete bedelinin tahsiline ilişkin cezai işlemin iptalinin istenildiği, davacı eczacı ve çalışanlarının sahte reçete veya sahte rapor düzenlenmesine iştirak ettikleri veya Kurumu zarara uğratmak kastı ile hareket ettiklerinin ispatlanamadığı hususunun çekişmesiz olduğu somut olayda, kimlik kontrolü yükümlülüğünün yerine getirilmediği değerlendirilmesiyle protokolün bu yönden ihlal edildiği, dolayısıyla protokolün 4.3.6 ncı maddesine göre Kurumun yersiz ödemelerini geri isteme hakkı olduğu gerekçesiyle reçete bedelinin tahsiline ilişkin tesis edilen işlemin iptali talebinin reddinin gerekip gerekmediği
HGK. 05.04.2023 T. E: 2022/11-922, K: 292
İlk derece mahkemesince bozmaya uyularak işin esasına girilmiş ve yazılı şekilde karar verildiği, ancak aslen temyize konu davadaki özel daire bozma hükmünün, Bölge Adliye Mahkemesince işin esası hakkında ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi kapsamında verilmiş olan karara yönelik olduğundan, özel daire bozma ilamı sonrası yargılama ve hüküm tesis etme yetkisinin Bölge Adliye Mahkemesine ait olacağı - İlk derece mahkemesince yazılı şekilde verilen kararın kaldırılarak, özel daire bozma ilamı sonrasında yargılama yapmak ve bir karar vermek üzere, dosyanın ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi gerektiği-