Görevsiz mahkemede dava açıldıktan sonra ancak dosyanın görevli iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırılması durumunda arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olacağı-
Anonim şirket paydaşının zararlandırıcı eylemleri nedeniyle şirketten çıkartılması istemi- TTK m. 531/1 uyarınca haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini teşkil eden pay sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceği, mahkeme fesih yerine, davacı pay sahiplerine, payların değeri ödenerek davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun bir çözüme karar verebileceği, TTK sistematiğinde anonim şirketlerde sadece şirketin haklı sebeple feshi talebine olanak tanınmış olup, bir ortağın diğer ortağı haklı sebep olsa dahi ortaklıktan çıkartılmasını talep hakkının bulunmadığı, limited şirkete özgü hükümlerin ise anonim şirkete uygulanma kabiliyetinin bulunmadığı, kanunda düzenlenme olmayan konuda, diğer şirketlere ait hükümlerin kıyasen uygulanmasının mümkün olmadığı-
İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davalarının, borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açıldığı, oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladıkları- İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı açılmış tasarrufun iptali davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği- BK 19 muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı davalarda ise; 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerektiği- Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek bulunmadığı- İİK 277 ve devamına göre açılan tasarrufun iptali davalarında davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olmasının bir 'dava şartı' olduğu- Davanın dayanağı olan icra dosyasının, imha edilmek üzere ... Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiş olmasının mahkemece değerlendirilmesi gerekeceği-
Alacaklının, 634 s. K. m. 35 uyarınca site yönetimi hakkında takip yapabileceği gibi, aynı kanunun 20. maddesi uyarınca da takibe konu borcun yasal sorumlusu olan kat malikleri hakkında da takip yapabileceği- İcra takibine dayanak yapılan alacak "ortak alan elektrik giderleri, site yönetimi hizmet bedeli" olup her ne kadar, takipte borçlu olarak "....Sitesi" gösterilmiş ise de; takip talebinde ve ödeme emrinde site yönetimine ait vergi numarasının yazılı olduğu görüldüğünden; takibin borçlusunun "... Sitesi Yönetimi" olduğu ve takibin kesinleştiği uyuşmazlıkta; mahkemece "şikayetin kabulü" ile "takibin iptali" yönünde hüküm tesisinin hatalı olduğu-
Mahkemece gider avansının eksik olduğunun anlaşılması halinde, tamamlattırılması için HMK'nın 120/2. maddesi gereğince verilecek iki haftalık kesin süre ile birlikte, gider avansı net olarak belirlenmeli ve tarafa, avansın yatırılmamasının hukuki sonuçları konusunda uyarı yapılması gerekeceği, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmezse, ancak o takdirde davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmesi gerekeceği- Mahkemece, 1.450,00 TL gider avansının iki haftalık kesin sürede mahkeme veznesine yatırılması ihtarını içeren 14.05.2024 tarihli ara karar 19.05.2024 tarihinde borçlu ........... vekili sıfatıyla Av. ..............'e tebliğ edilerek verilen kesin sürede gider avansı eksikliğinin tamamlanmadığı gerekçesi ile sonuca gidilmiş ise de; adı geçen avukatın dosyada vekil tayin edildiğini gösterir bir vekaletname veya usulünce onaylanmış bir yetki belgesi olmadığı, bu haliyle vekil sıfatının bulunmadığı anlaşıldığından, yapılan tebliğ işleminin ve verilen kesin sürenin hukuki sonuç doğurmayacağının kabulü gerekeceği-
Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkacağı- Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğuracağı-Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmaması gerektiği-Hakim tarafından verilen kesin süre içinde ara kararı gereğini yapmayan veya gereken giderleri vermeyen taraf, sadece ara kararına konu edilen iş veya işlemin yapılması isteminden vazgeçmiş sayılacağı- Davadaki bütün istemlerinden vazgeçmiş sayılamayacağı-Bu olgunun sonucu olarak kesin süre içinde gereğinin yapılmaması halinde ara kararında belirtilen işlemin niteliği ve davanın sonucuna etkisi gözetilerek mevcut delillere göre karar verilmesi gerektiği- Kesin süre gereği yerine getirilmediği gerekçesiyle doğrudan davanın reddine karar verilemeyeceği- Kesin süreye uyulmamasının doğurduğu bu ağır sonuç gözetildiğinde, taraflara bir iş veya işlemin yapılması konusunda kesin süre verilebilmesi ve kesin süre gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi için öncelikle yapılması istenilen iş veya işlemin tarafların yükümlülüğünde olan belirli bir iş veya işleme ilişkin olması, kesin süre verilmesine ilişkin ara kararında yapılması gereken iş ve işlemlerin neler olduğunun açıkça ve ayrıntılı olarak belirtilmesi, gider için kesin süre veriliyorsa ara kararında hangi iş için, nereye ve ne kadar gider yatırılması gerektiğinin de açıkça ve ayrıntılı olarak gösterilmesi, verilen sürenin yapılması istenilen iş veya işlemin yerine getirilebilmesine yetecek uzunlukta olması, kesin süre gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının taraflara açıklanması ve tarafların bu konuda açıkça uyarılmış olması zorunlu olduğu-
İtirazın iptali davaları nitelikleri takibe sıkı sıkıya bağlı olduğundan takibe konu edilmeyen bir başka sözleşmede tahkim şartının esas alınamayacağı-Takibe dayanak sözleşmede MÖHUK m 47 çerçevesinde yabancı bir mahkemenin yetkili olacağının kararlaştırılmasının alacak iddiasında bulunan tarafın Türk icra organları eliyle takip başlatmasına engel olmayacağı, bu takibin yargılamaya konu edilmesiyle birlikte, mahkemenin usulüne uygun ileri sürülen yetki itirazını MÖHUK hükümleri kapsamında ve yalnızca kendisinin yetkili olup olmadığı bağlamında tartışabileceği- Temyiz incelemesine konu karar olmamakla beraber, ilk derece mahkemesinin "Londra icra dairelerinde takip yapılmadığından geçerli bir icra takibinin olmaması nedeniyle davanın usulden reddedilmesi" gerektiği yönündeki değerlendirmesinin, sonuç itibariyle yerinde olmadığı- Bölge Adliye Mahkemesi "HMK'da düzenlenen kesin yetki hâllerinden birinin varlığı durumunda HMK. m. 18 gereğince yetki sözleşmesi yapılamayacağı" gerekçesine dayanarak "takibin HMK. m. 14/2 gereğince şirket merkezinin bulunduğu icra dairelerinde başlatılması gerektiğini" belirtmişse de, milletlerarası yetki anlaşmasıyla yabancı mahkemenin yetkili kılınması durumunda, Türk hukukundaki kamu düzenine ilişkin yetki kuralının getiriliş şekli ve amacı göz önünde bulundurularak yapılacak bir incelemeyle ülke mahkemesinin münhasır yetkisinin söz konusu olduğu tespit edilmedikçe, salt HMK'da konuyla ilgili kesin yetki hâli öngörüldüğü şeklindeki bir gerekçeyle tarafların irade özgürlüğü çerçevesinde kabul ettikleri ve kanun koyucunun buna imkân verdiği yetkili çözüm yerini belirleme konusundaki anlaşmaları bertaraf edilemeyeceği, hâlihazırda aynı şirkette ortak olduğu anlaşılan taraflar arasındaki somut uyuşmazlıkta, ortakların kendi aralarındaki cezai şart istemleri konusunda devletin münhasır yetkisinin bulunduğundan söz edilemeyeceği- Takibe konu sözleşmedeki milletlerarası yetki anlaşması ve davalının Londra mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki itirazı üzerinde durularak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği- "Hukuk Genel Kurulunun mahkemenin yetkili olup olmadığı konusunda kesin bir sonuca varmasının mümkün olduğu, kararın bu yöne ilişkin bir tespiti de ihtiva eder şekilde farklı değişik gerekçeyle bozulması gerektiği" şeklindeki görüşünün "Bölge Adliye Mahkemesinin henüz kendisinin yetkili olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapmamış olması" nedeniyle HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Birden fazla alacaklı bulunması ve ihale bedelinin alacağı karşılamaması durumunda, İİK'nın 140. maddesi gereğince sıra cetveli yapılması gerektiği, somut olayda, icra dairesinin 08.08.2024 tarihli kararı ile satış bedeli paylaştırılan taşınmazda, satış tarihi itibariyle sadece şikayet olunanın haczi bulunup, satış bedelinden şikayet olunanın alacağı ödendikten sonra, kalan satış tutarının şikayetçi borçluya iadesine karar verildiği, icra dairesinin 08.08.2024 tarihli kararı sıra cetveli olmayıp, söz konusu işlem karar başlığında belirtildiği gibi satış sonrası paylaştırma kararı olduğu, İlk Derece Mahkemesinin işlemi sıra cetveli ve derece kararı olarak nitelendirmesinin doğru olmadığı, diğer taraftan şikayetçinin, taşınmazın güncel tapu kaydındaki takyidatlar ile hacizlerin düşüp düşmediği dikkate alınarak sıra cetveli düzenlenmesi gerektiğini ileri sürmüşse de, şikayetçi borçlunun başkaca hacizlerin varlığı araştırılarak sıra cetveli düzenlenmesi gerektiği isteminde hukuki yararı bulunmadığı, bu nedenle mahkemece HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca hukuki yarar yokluğundan şikayetin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, icra dairesinin sıra cetveli düzenlemediği ve taraf sıfatının da şikayet şartı olmayıp itiraz olduğu gözetilmeden aktif husumet yokluğu nedeniyle şikayetin usulden reddine karar verilmesinin doğru görülmediği-
İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılamada sonucunda da dava şartlarına aykırı bir durumun varlığı tespit edilmediği, İlk Derece Mahkemesinin ...2017 tarihli kararında yer alan her iki davanın kabulüne ilişkin hükmün, taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiği hususunda tereddüt bulunmadığı- Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin ...2017 tarihli kararı ile verilen boşanma davalarının kabulüne yönelik hükmün kesinleştiği gözetilerek konusu kalmayan boşanma davaları hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi ve tarafların boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışlarını belirlemek suretiyle, tespit edilen bu kusurlu davranışlar uyarınca boşanmanın eki niteliğindeki tazminat ve nafaka talepleri yönünden olumlu olumsuz hüküm kurulması gerektiği- "Boşanma davalarında verilen hüküm sonucu ile gerekçenin bir bütün olduğu ve bölünemeyeceği, dolayısıyla boşanmaya esas alınan kusur belirlemesinin istinaf edilmesi hâlinde kesinleşmiş bir boşanma hükmünün varlığından söz edilemeyeceği, eldeki davada da İlk Derece Mahkemesi kararının taraflarca kusur belirlemesi bakımından istinaf edildiği gözetildiğinde ortada kesinleşmiş bir boşanma hükmünün bulunmadığı, dolayısıyla derece mahkemeleri tarafından davaların esası hakkında karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, bu yöne ilişkin direnme kararının onanarak, sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Uygulamada çıkış kodunun gerçeğe aykırı olarak SGK'ya bildirildiği iddiasıyla işveren aleyhine açılan davalar, "çıkış kodunun düzeltilmesi davası" olarak adlandırılmakta ise de davanın SGK’ya yöneltilemediği de dikkate alındığında "tespit davası" niteliğinde olduğu- Davacı tarafından işe iade, bir kısım işçilik alacaklarının tahsili ve işten çıkış kodunun düzeltilmesi talepli açılan davada, mahkemece işten çıkış kodunun düzeltilmesi talebi yönünden tefrik kararı verildiği, temyiz incelemesine konu çıkış kodunun düzeltilmesi talepli davada yapılan yargılamada, bu tespit davasının açılmasında davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiği, davacının işten çıkış kodunun düzeltilmesi gerektiğinin tespitine ilişkin davayı açmakta güncel hukuki yararı bulunduğu, mahkemece işin esasına girilerek dosya kapsamına ve yer alan delillere göre bir karar verilmesi gerekirken hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle davanın usulden reddi hatalı olup bozmayı gerektirdiği-