100.000 EURO gibi yüksek bedelli bir bononun vade tarihinden 2,5 yıl sonra takibe konulmasının hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı, tarafların ortağı olduğu limited şirketin diğer ortağına karşı davalının yine 100.000 EURO bedelli bonoya dayalı olarak takip yaptığı, bu takibe itiraz eden diğer ortağın da davacı ile aynı iddiaları ileri sürdüğü, davalının aynı şirketin diğer iki ortağına aynı miktarda borç vermiş olmasının ve borcunu ödemeyen her iki ortak ile de şirketteki ortaklığını devam ettirmesinin de hayatın olağan akışına aykırı olduğu-
Davalı yanca bonoya dayalı olarak davacı şirket aleyhine girişilen icra takibi sırasında haciz tutanağı düzenlenmiş olup, bu haciz işlemi anında davacı şirket yetkilisi şirket borcuna şahsen icra kefili olduğundan; anılan belge içeriğine göre şirket yetkilisinin icra kefilliğinin şahsi sorumluluğunu gerektirdiği, yetkilisi bulunduğu davacı şirketi temsilen, şirketi bağlayıcı bir beyan olmadığının gözetilerek bir karar verilmesi gerekeceği-
Mahkemece her ne kadar “malen” kaydı bulunan takip konusu bono metnine göre malın teslim edilmediğinin ispat yükünün davacıya ait olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davalı vekilinin makinenin teslim edildiğine ve teslim belgesinin ekte sunulduğuna dair beyan dilekçesi gözetilip, dilekçe ekinde teslim belgesinin sunulmamış olduğu üzerinde değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekeceği-
İİK’nın 72/5.md. gereği davacı-borçluyu dava açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olması halinde davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedileceği düzenlenmiş olup davanın açıldığı tarihte takip mevcut olduğuna ve iş bu davada Korkuteli Şubesince kullandırılmış kredi karşılığında taşınmazın üzerinde ipotek tesis edildiği, takibin ise Yüzüncü Yıl Şubesi tarafından yapılmış olduğu, anılan şubeye davacının borçlu olmadığı tespit edildiğine ve davalı banka da Dairemiz Yerel mahkeme kararını onadıktan sonra takipten vazgeçtiğine göre davalı banka aleyhine %40 kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerekeceği-
6102 sayılı TTK'nın 818/1-s madde, fıkra ve bendi yollamasıyla çeklerde de uygulanması gereken 758. maddesi uyarınca dava sırasında çeki elinde bulunduranın bilinmesi halinde mahkemece bu kişi aleyhine istirdat davası açmak üzere süre verilip, dava açılması halinde önleyici önlemlerle ilgili bir karar verilmesi gerekeceği-
Davacı talebinin yargılama sırasında istirdat talebinin olduğu; kaldı ki davacı vekilinin bu yönde bir istemi olmasa dahi, İİK'nın 72/7. maddesi gereği açılan menfi tespit davasında borç ödenmiş olursa davanın kendiliğinden istirdat davasına dönüşeceği-
Verilen tedbir kararı ile yargılama süresince davalı alacaklının alacağını tahsil edemediği, İcra ve İflas Kanunu'nun 72 / 4 maddesine göre davanın reddine karar verilmesi, başka bir anlatımla davanın lehine sonuçlanması halinde alacaklının, ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alacağı, bu zararın aynı davada takdir olunarak karara bağlanacağı ve her halde % 40'dan az olamayacağı-
Mahkemenin gerekçesine konu menfi tespit davasının tarafı ihtiyati haciz isteyen banka olmadığından tedbir kararının adı geçen bankayı bağlayıcı bir yönünün bulunmadığı; öte yandan alacaklı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilmiş olsa dahi bu hususun tek başına ihtiyati haciz kararı verilmesine de engel olmadığı-
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK'nun 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır” hükmüne göre, somut olayda, dava konusu edilen bono, 6102 sayılı TTK'nun 776 vd. maddelerinde düzenlenmiş olduğundan davanın ticari dava olduğunun kabulünün ve görev, kamu düzenine ilişkin olup, davanın her safhasında re'sen gözetilmesi gerekeceği-
Dava konusu alacağın dayanağı genel kredi sözleşmesi olup, ticari nitelikteki bu sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinin görevine girmediği-
