Davalı borçluya ait bilinen adreste tutulan haciz tutanağının İİK. m. 105 kapsamında geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu- İptali istenilen taşınmazın 111.760,00 TL bedelle üçüncü kişiye, onun tarafından da satın aldıktan 3 gün sonra 112.000,00 TL bedelle dördüncü kişiye devredildiği, bilirkişi raporuna göre dava konusu gayrımenkulün davalılara devredildiği tarihteki gerçek değerinin ise 325.000,00 TL olduğu- İİK m.  278/III-2'de edimler arasındaki aşırı farkın bağışlama hükmünde sayılıp yapılan tasarrufun iptale tabi olduğu- Üçüncü kişi tarafından taşınmazın tasarruf tarihindeki bilirkişilerce belirlenen gerçek değerinin ödendiği yasal ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması ve edimler arasında fahiş farkın bulunduğu hallerde üçüncü kişinin iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceği- Mahkemece davalı üçüncü kişiye yapılan tasarruf yönünden; misli aşan bedel farkının bulunmasına göre davanın kabulüne, davalı dördüncü kişi ile davalı borçlu arasında iş, arkadaşlık, tanıdıklık gibi herhangi bir ilişkinin, kötü niyetinin olduğu davacı tarafından ispatlanamadığından, davalı dördüncü kişi yönünden davanın redddine, İİK m. 283/1 gereğince de; dava konusu gayrımenkulün davalı üçüncü kişi tarafından davalı dördüncü kişiye devredildiği tarihteki gerçek değeri olan 325.000,00 TL'nin icra dosyadaki alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere davalı üçüncü kişiden tahsiline karar verilmesi gerektiği-
Tasarruufun iptali davasında ilk derece mahkemesince kurulan hükmün (istinaf dairesince bozulan) "...38.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak dahili davalılar ... ve ...'e verilmesine" kısıma dair, dahili davalılarca alacaklı hakkında vekalet ücreti yönünden icra takibi başlatılması üzerine, davacı alacaklı tarafından istinaf dairesince bozmaya konu edilen vekalet ücretinin davacı alacaklı tarafından takip dosyasına 44.777,69 TL olarak yatırıldığı, istinaf dairesinin bu kararıyla davacı alacaklıyı aynı konu hakkında ikinci defa vekalet ücreti ödemek zorunda bıraktığı, bozma ilamı sonrası davalı ... vekili tarafından davacı alacaklıya haksız yere daha önceden ödemiş olduğu vekalet ücretinin tahsili için takip dosyası ile aynı konu hakkında ikinci defa icra takibi başlatılmış olduğu, infaz edilen icra dosyalarını incelemeden bir karar vermesinin doğru olmadığı" iddiasıyla yapılan temyiz istemi- İİK m. 40/II ve III uyarınca davacının hakkına zayi gelmeyeceğinden temyiz isteminin reddi gerektiği-
Dava konusu taşınmazın davaya konu hisse devrinin 18.07.2018 tarihinde yapıldığı, talimat ile alınan teknik bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın devir tarihi itibariyle bedelinin 800.000,00 TL olduğu, bunun hisseye tekabül eden miktarının dosyadaki tarafların murisine ait veraset ilamındaki paya göre 1/3'nün 266.666 TL civarında olduğu, dava konusu taşınmazın tarafların arasındaki satıma konu bedelinin ise 90.000,00 TL bedel ile yapıldığı, buna göre dava konusu tasarrufun davalı borçlunun davacı kuruma borcunun doğduğu tarihten sonra ve davalı borçlu tarafından kız kardeşi olan diğer davalıya yapıldığı, bedelinin tasarruftan önce diğer davalı tarafından ödendiği beyan edilmiş ise hayatın olağan akışına uygun olmayan ve ispat edilmiş sayılmayan bu savunmaya itibar edilmemiş, her ne kadar mali müşavir bilirkişi davacı kurum alacağının tasarruf tarihinden sonra kesinleştiğini belirtmiş ise de, celbedilen kurum kayıtlarından alacağın bir kısmının doğduğu tarihin 2016 yılına dayandığı görülmekle bilirkişinin bu tespiti dosya kayıtlarına nazaran bu şekliyle kabul edilmiş, bu haliyle yapılan tasarrufun iptale konu tasarruflardan olduğu, gerek taraflar arasındaki hukuki ilişki, gerek satıma konu bedel gözetilerek ivazlı bir tasarruf olarak görülemeyeceği kabul edilerek davacının davasının kabulü ile davaya konu İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 1080 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz üzerine kurulu yapının 6. kat 59 bağımsız bölüm nolu taşınmazdaki davalı borçlunun diğer davalıya 18.07.2018 tarihli mülkiyet hissesine ilişkin tasarrufun iptali ile davacıya tasarrufa konu mülkiyet hissesi bakımından cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmesinin yerinde olduğu-
Takip konusu borcun doğum tarihinin senetlerin tanzim tarihi olan 10.03.2016 ve 11.05.2016 tarihi olduğu, dava konusu tasarruf tarihinin borç doğum tarihi sonrası 27.09.2016 ve 03.05.2017 olduğu, söz konusu taşınmazlar yapılan keşif sonucu alınan raporda satış bedeli ile rayiç bedelleri arasında fahiş fark olmadığı, takibe konu senetler ve alacağın varlığına ilişkin yapılan defter incelemelerinde, davalı .................'a yapılan satışların ticari defterlere kaydının yapıldığı, davacı ile davalı alacaklı arasında herhangi bir ticari ilişkiye rastlanmadığı, takibe konu senetlerin ticari defterlere işlenmediği, senetlerin karşılığına ilişkin bir muhasebe kaydının bulunmadığı, gerek TBK 19 hükmü uyarınca gerekse de İİK 277 vd maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davalarının dava şartlarından olan alacağın gerçek olması şartının dosya kapsamında mevcut olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Bedeller arasındaki farkın tek başına muvazaanın kanıtı olamayacağı, davalı üçüncü kişi ile davalı dördüncü ve beşinci kişiler arasında arkadaşlık, iş ortaklığı, akrabalık gibi yakın bir ilişkinin bulunmadığı-
Dava konusu gayrımenkulün 31.10.2019 tarihinde 240.000,00 TL bedelle devredilmiş olmasına, tasarruf tarihindeki gerçek değerinin ise 309.949,96 TL olduğunun belirlenmesine, gayrımenkulün gerçek değeri ile tapuda gösterilen değeri arasında misli aşan farkın bulunmamasına, davalı borçlunun davalı 3. kişinin babasının yanında tasarruf tarihinden 11 ay sonra çalışmaya başladığının belirlenmesine, davalıların tasarruf tarihinden öncesine ait tanışıklık ilişkisi olduğunun somut deliller ile ispat edilememiş olmasına göre "davanın reddine" dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Dava konusu gayrımenkullerin davalı üçüncü şahsa devredildiği tarih itibari ile davalı borçlunun doğmuş vergi aslı borcu ve ferileri belirlenerek, bu miktarlarla sınırlı olarak, tazminattan sorumlu olması gerektiği-
Davacı kuruma yazılan müzekkereye verilen 24.02.2021 tarihli cevabi yazıda davalının borcunun 449.899,61 TL olmadığı, davacı kurumun hatası sonucu 449.899,61 TL yazıldığı, gerçek borcun 7.620,93 TL olduğu ve bu borcun da 24.02.2021 tarihinde ödendiği, davacının hatası sonucu davalıya 449.899,61 TL borç tahakkuk ettirildiği, bu durumda davalının kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ve davacının yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasına karar verildiği-
Tasarrufun iptali davasında; borçlu ile üçüncü kişi konumundaki davalı arasında kayınpeder-damat ilişkisi bulunmasının İİK m. 278/3-1 uyarınca bağışlama hükmünde sayılacağı ve bu derece hısımlar arasındaki ivazlı tasarrufların batıl kabul edilmesi gerektiği, borçlunun mal kaçırma kastıyla hareket ettiği ve davalı tarafından ileri sürülen alacağın gerçekliğinin ispatlanamadığı gözetilerek tasarrufun iptaline; ancak iptale konu 47 adet büyükbaş hayvanın üçüncü kişi elinden çıkmış olması nedeniyle İİK m. 283/2 uyarınca davanın bedele dönüşeceği, bu kapsamda davalının hayvanları elinden çıkardığı tarihteki gerçek değerleri üzerinden takip konusu alacak ve fer'ileri ile sınırlı olarak tazminatla sorumlu tutulması, eldeki mevcut bir adet hayvan yönünden ise devir işleminin iptali ile davacıya haciz ve satış isteme yetkisi verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davasında; dava konusu taşınmazların satış bedeli ile gerçek değeri arasında fahiş fark bulunmadığı, taşınmazları devralan üçüncü kişi ve ardından devralan dördüncü kişi şirketlerin davacıya borcu olmadığı gibi borçlu ile aralarında organik bağ bulunsa dahi bu bağın ancak borçlu ile üçüncü kişi arasında hukuki sonuç doğuracağı, ayrıca devralanların borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bildiklerinin ispatlanamadığı, öte yandan satışın ticari işletme devri niteliğinde olduğu kabul edilse bile keyfiyetin davacı alacaklıya mail yoluyla bildirildiği, emlakçı aracılığıyla dava konusu taşınmazların satışı için ilan verildiği, bu ilanların iki yıl süreyle kaldığı ve böylece İİK'nin 280/3. maddesindeki karinenin çürütüldüğü gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği-