Şuf'a davası sonucu taşınmaz, davalı 3. kişinin elinden çıkması nedeniyle eldeki dava bedele dönüşeceği-
Davalılar karı-koca olup aralarındaki tasarrufun İİK’nun 278/3-1 maddesine göre bağış niteliğinde olduğu gibi, davalı üçüncü kişi İİK’nun 280/1-2 maddesine göre de borçlunun mali durumu ve alacaklılarını ızrar kastını bilebilecek şahıslardan olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Borçlunun davalının babasının teyzesinin oğlu olduğu, 2009 yılında yanına gelerek, iflasın eşiğinde olduğunu arazilerini satıp borçlarını ödemek istediği, borcunu ödeyemezse bankanın ucuza satacağını belirterek taşınmazını almasını istediğini belirttiği, davalının babasının devlet memuru olan oğlunu telefonla arayarak durumu anlattığı ve alması için ısrar ettiğini .......... TL para gönderdiği ve taşınmazı satın aldıkları, bu durumda davalı borçlunun mali durumu ve alacaklıların ızrar kastını bildiği sabit olduğundan, bu davalı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği- Diğer davalı borçlu ile akraba olmadığı ancak davalının eşinin kardeş torunları olduğu, davalının eşi köyde kahvede otururken borçlunun yanına gelerek, kendi tarlasıyla sınır olan tarlayı satmak istediği, borçlu olduğunu söylediği, diğer davalının eşi davalıya sorup raiç bedelden eşinin taşınmazı satın aldığı, bu durumda diğer davalı borçlunun mali durumu ve alacaklıların ızrar kastını bildikleri sabit olduğundan, bu davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davalı 3. kişinin, satışın makul bir süre öncesinde ve sonrasında yaptığı ödemelerin, iptali istenen satış dışındaki bir ilişkiden kaynaklandığı iddia ve ispat edilemedikçe satış bedeline ilave edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan takyidatların da 3. kişi ya da onun adına eşi tarafından ödenmiş olması durumunda bedele eklenmesi, tapuda ödenen miktara ilaveten yapılmış olan resmi ödemelerin nazara alınarak bir karar verilmesi gerektiği-
Taşınmazlar üzerinde taşınmazın değerinden fazla ipotek bulunduğu, bu itibarla ivaz farkından bahsedilemeyeceği, davalı borçlular ile diğer davalılar arasında İİK'nun 280/2 maddesinde sayılan bir yakınlık olmadığı ve taşınmazların tapudaki niteliklerinin mesken oluşu dikkate alınarak ticari işletme hükmünde de olmadığı anlaşıldığından tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği-
Üçüncü kişi davalı bankanın lehine ipotek bulunan taşınmazları davalı borçlu şirketin kredi borcuna karşılık satın alması halinde, alacağına karşılık taşınmaz devrinin "mutad ödeme" olarak kabulü gerektiği- Taşınmaz satışı iptal edilse dahi ipoteğin devam edecek olduğu, ipoteklerin muvazaalı kurulduğunun iddia ve ispat edilemediği, mal kaçırma olgusunun net olarak ortaya konulamadığı ve ipotek dikkate alındığında taşınmazın satış bedeli ile gerçek değeri arasında önemli bir oransızlık da bulunmadığı gözetildiğinde tasarrufun iptaline ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Davalı borçlu hakkında muvazaalı olarak senede dayalı icra takibi açan eski öğrencisi davalı-üçüncü kişinin, borçlunun maaşına başka haciz koydurması hailnde, açılan tasarrufun iptali davasının kabulü ile muvazaalı icra takibinin, davacının icra takibine konu ettiği alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere iptaline karar verilmesinin isabetli olduğu-
Taraflar arasında aynı köylü olmaları nedeniyle hemşerilik ilişkisi olduğu, taşınmazların gerçek rayiç değerleriyle tapudaki devir fiyatları arasında fahiş fark bulunduğu, tapuda haciz şerhi olduğu halde satın alındığı ve 20 adet taşınmazın aynı günlerde devredildiği hususları gözetildiğinde; taraflar arasındaki satış işlemlerinin muvazaalı olması nedeniyle tasarrufun iptaline karar verilmesi gerektiği-
Davalılar murisinin borçlunun mal kaçırma kastını bilen ya da bilebilecek durumda olan kişilerden olmadığı, taşınmazları satın alan muris ile borçlu arasında yapılan alım satım işleminin gerçek olduğu sonuç ve kanaatine varılmış olmakla davanın kanıtlanamadığından reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davada“alacaklının borçluda gerçek bir alacağının olması” koşulunun irdelenmesi, somut olayın çözümünde önem taşımaktadır. Eğer tasarrufta bulunanın alacaklıya gerçek bir borcu olmadığı iddia ediliyorsa, bu durumda tasarruf sahibinin öncelikle borçlu sıfatı çözümlenmelidir. Bu nedenledir ki, üçüncü kişi-davalının, borcun gerçek olmadığı iddiası ve muvazaanın varlığı yönündeki savunmasının araştırılmasında zorunluluk vardır. Aksi takdirde, takip alacaklısıyla anlaşarak veya nasıl olsa kendisinin borca batık olması nedeniyle gerekli çabayı göstermeyerek icra takibine itiraz etmeyen, itiraz üzerine durması söz konusu olmayan kambiyo senetlerine dayalı takibe karşı menfi tespit davası açmayan takip borçlusunun bu davranışı karşısında borçludan mal edinen üçüncü kişilerin yargı eliyle zarara uğratılması söz konusu olur ki, bunun kabulüne olanak yoktur. Hatta tasarrufta bulunurken borçlu olmayan kötü niyetli kişilerin mal varlığındaki bir unsuru iyi niyetli üçüncü kişilere devrettikten sonra hileli işbirliği halinde olduğu kimselere eski tarihli borç senedi vererek elinden çıkardığı malları iptal davası yoluyla dolaylı olarak geri alması dahi imkan dahiline sokulabilir. Elbette ki bunlar kanunun amaçladığı durumlar değildir.Tasarrufun iptali davalarında alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının şeklen varlığının değil, gerçekliğinin amaçlandığını göz ardı etmemek gerekir.
