Davalı üçüncü kişi borçlu şirket yetkilisinin eniştesi olması nedeni ile borçlunun içinde bulunduğu mali durumunu bildiği veya bilmesi lazım gelen şahıslardan olması nedeni ile 6183 sayılı Yasa’nın 30. maddesine göre tasarrufun iptalinde isabetsizlik bulunmadığı- Davalı üçüncü kişinin, taşınmazı 19.01.2011 tarihinde satın aldığından borçlunun bu tarihe kadar olan kamu borçlarından sorumlu olması gerekeceği, bu nedenle davalı borçlu şirketin 19.01.2011 tarihine kadar ki kamu borcu ve fer'ileri ile birlikte ne miktar olduğunun bilirkişi aracılığı ile tesbit edilerek, bulunan rakamı geçmeyecek şekilde üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olduğuna karar verilmesi gerekeceği-
Uygulamada alacak- borç ilişkisi daha önce başlamasına rağmen alacak için düzenlenen bono veya çek gibi kıymetli evraka sonraki tarihlerin atıldığının sıklıkla görüldüğü, bu nedenle davacı alacaklı, borcun doğumunun takip dayanağı bonoların ve ilamsız takibe konu alacağın tanzim tarihinden önce gerçekleştiğini ileri sürerse mahkemece alacaklıya bu konuda kanıt sunma olanağı verilmesi, gerekirse davacı alacaklı ile borçlu isticvap edilerek senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişkinin sorulması, gerektiğinde davacı ile davalı borçlunun ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak borcun gerçek doğum tarihi tespit edilerek koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması gerekeceği- Bölge Adliye Mahkemesince, borcun tasarruf tarihinden önce doğduğunun tespiti halinde İİK.nun 280. madde kapsamında değerlendirme yapılıp karar yerinde tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu taşınmazın davalı borçlu tarafından davalı üçüncü kişiye devredildiği, dosyada mevcut nüfus kayıtlarından davalı üçüncü kişi ile davalı borçlu arasında akrabalık bağı bulunduğu ve dava konusu taşınmaz davalı üçüncü kişiye devredilmesine rağmen hala davalı borçlunun ikamet ettiği görüldüğünden, davalı üçüncü kişinin İİK'nun 280/1 maddesi kapsamında borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğunun anlaşıldığı, buna göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davalı borçlu ile satış vaadi sözleşmesi ile dava konusu taşınmazları satmayı vaat ettiğini davalı üçüncü kişinin birlikte Belediye Başkanlığı aleyhine tapu iptali tescil favası açtığı ve bu davada belirlenen taşınmazın değerinin davalı üçüncü kişi tarafından mahkeme veznesine depo edildiği uyuşmazlıkta, tapu iptal ve tesciline ilişkin dosyada dava konusu taşınmazın belirlenen değerinin davalı 3. kişi tarafından mahkeme veznesine depo edildiğinde ve bedel farkının bulunmadığı anlaşıldığından, davalılar arasında akrabalık bağı, iş ortaklığı, arkadaşlık gibi kötü niyeti gösterir bir durum da kanıtlanamadığından, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davalı üçüncü kişinin davalı borçlu hakkında danışıklı olarak icra takibi başlatarak davalı borçlunun maaşına haciz konduğunu belirtilerek muvazaalı takibin iptali istemiyle açılan davanın kabulü halinde, icra takibinin iptaliyle birlikte, davacıya, davalının maaşından tahsil edilen ve icra dosyasında bulunan paraların, davacının alacaklı olduğu icra dosyalarındaki alacak ve fer'ilerini geçmemek üzere tahsil yetkisi verilmesi gerektiği-
Davalı 1'in, davacı vekilinin isticvap davetiyesindeki talepleri ile bağlı kalındığında, davalı 2 ile çok eskiye dayanan arkadaşlıklarının bulunduğunu ve davalılar arasında husumet ile derdest ya da sona ermiş dava bulunmadığını kabul ettiği anlaşıldığından davalı 2’in borçlu durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğunun kabulü ile dava konusu tasarrufun davacının dava konusu alacak ve ferileriyle sınırlı olarak İİK'nin 280/1 maddesi gereğince iptaline karar verilmesi gerektiği-
Her iki borçlu yönünden düzenlenen haciz tutanakları gözetildiğinde, borçluların aciz halinde oldukları, her iki dava bakımından da davalı borçlular yönünden takiplerin kesinleştiği ve her iki davanın da 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı her iki dava yönünden de dava şartlarının mevcut olduğu- "Kredi genel sözleşmeleri, cari hesap şeklinde işleyen sözleşmeler olduğundan bankaların, sözleşmenin geçerlilik süresi içinde ve sözleşmede kararlaştırılmış limit içinde vereceği krediyi sürekli tekrarladıkları ve böylece kredi alan, aldığı krediyi zamanında ödemek suretiyle (yeniden sözleşme imzalamaya gerek duymaksızın ) kredi isteyebildiği, daha açık bir anlatımla, geri ödeme yaptığı nispette tekrar kredi kullanmakta olduğu, yani, kredinin kapatılmadığı ve yenilenmediği, borcun ilk sözleşme yapılan tarihte doğmuş kabul edildiği,bu haliyle asıl dava yönünden kısmen tasarrufların iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı-
Davalı üçüncü kişi ile davalı borçlu arasında ticari ilişki olduğu ve taşınmazların ödenmeyen borçlarına karşılık olarak verildiği davalı borçlunun savunmasıyla kabul edildiğinden, davalı üçüncü kişinin, borçlu ile ticari ilişkisi nedeni ile borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve alacaklılarını ızrar kastını bildiği veya bilmesi gereken kişilerden olduğu sabit olduğu, tasarrufun İİK'nun 280/1 maddesi gereğince iptaline karar verilmesi gerekeceği-
Davalılar arasında tasarruf tarihinden önce yapılan ödemelerin neden yapıldığı gömülmekle, mahkemece davalıların ticari defterleri incelenerek davalılar arasındaki ticari ilişki var ise boyutunun ne olduğu, davalı üçüncü kişinin davalı borçlunun durumunu bilebilecek durumda ticari ilişkisi bulunup bulunmadığı ve davalılar arasındaki EFT’lerin sebebi araştırılmaksızın eksik inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğu-
Borçlunun Serbest Bölgesindeki üst yapı kullanma hakkının tasarrufun iptali davasına konu edilebileceği-