Davalı borçlu ve üçüncü kişinin aynı ilçede (A.ağa) oturuyor olmaları, satış tarihi itibari ile ilçenin 85.000 nüfusa sahip olması ve yine aynı tarihte birden fazla taşınmaz alımının tek başına muvazaayı göstermeyeceği, borçlunun akrabalarına ait olan şirketin borçlu ile aynı alanda faaliyeti ve aralarında ticari ilişki olduğuna dair delil bulunmaması nedeni ile, mahkemenin bu gerekçelerinin yerinde görülmediği- Bağımsız bölümlerin tapuda toplam 40.000 TL'ye alındığı, taşınmazın üzerinde bulunan ipoteğin 395.000,00 TL ödenerek kaldırıldığı, (yani, bu taşınmazlar için toplam 435.000,00 TL ödeme yapıldığı) ve bilirkişilerce taşınmazların toplam değerinin 840.000,00 TL olarak belirtildiği anlaşıldığından, her iki değer arasında bir mislini aşan bir fark olmadığından İİK. mad. 278/3-2 uyarınca iptal koşulları oluşmadığı-
Davacı dava dilekçesinde borçluyu taraf olarak gösterip borçlu ile işlemde bulunan 3. kişiyi taraf olarak göstermediğinden, mahkemece, davacıya borçlu ile işlemde bulunan 3. kişiyi davaya dahil etmesi için süre verilmesi ve bu şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın esasına girilip hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceği- Tasarrufun iptali davalarında borçlunun tek başına dava konusu aracı mal kaçırma amacıyla devretmediği yönündeki yemininin davanın reddi için yeterli olmadığı, bu nedenle, davalı borçlunun yemini kabul etmiş olmasının davanın reddi gerekçesi yapılması doğru olmayıp, dava konusu tasarrufun yukarıda açıklanan İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince iptale tabi olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Nüfus kayıtlarından davalı borçlu ile diğer davalı 3. kişinin Bitlis nüfusuna kayıtlı olduğu, davalı 3. kişinin eşinin davalı borçlu ile aynı Tatvan İlçesi, Sarıdal Köyü, 47. Hane, 23 sıraya kayıtlı olduğu, davalı 3. kişinin eşi ile davalı borçlunun akraba olduğunun anlaşılmasına göre mahkemece davalı 3. kişinin davalı borçlunun durumunu bilen ve bilmesi gereken kişilerden olup olmadığı tartışılmaksızın davanın bu davalılar yönünden de reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Markaların üçüncü kişilere devrine ilişkin açılan iptal davasında, "davalı borçlunun adına kayıtlı başkaca markaları olup olmadığı, söz konusu markaların değerlerinin bulunup bulunmadığı, elden çıkartılan dava konusu markalar haricinde elinde kalan markalar varsa sermaye büyüklüğüne etkisinin ne olduğu, dava konusu markaların ticari işletmenin mühim bir kısmını teşkil edip etmediği" konusunda bilirkişi raporu alınmaksızın eksik inceleme ve araştırmaya göre karar verilmesinin hatalı olacağı- Dava konusu markaların dava dışı bir başka şirkete devredilmesi halinde, davacı vekiline adı geçen firmanın davaya dahil edilip edilmeyeceği, davaya dahil edilmeyecek ise talebini tazminata çevirip çevirmeyeceği hususunda beyanda bulunmak üzere süre verilmesi gerektiği-
Bozma ilamında davalının satın aldığı taşınmazda daha önceden hissedar malik olduğu belirtilmişse de, bu durumun maddi hataya dayalı olduğu mahkemece anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekeceği- Davalı borçlunun, dava konusu taşınmazları devrettiği davalı üçüncü kişilerin dayı çocukları oldukları anlaşıldığından, mahkemece, davalı üçüncü kişilerin İİK'nun 280/1 maddesi kapsamında borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğu aksinin de ispat edilememesi üzerine, davanın davalı üçüncü kişilere devredilen taşınmaz hisseleri yönünden kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davalı üçüncü kişinin borçludan alacaklı olduğunu ve dava konusu taşınmazları ödenmeyen borçlarına karşılık olarak aldığını beyanı üzerine ; davalı borçlu ile aralarındaki alacak-borç ilişkisi nedeni ile davalı üçüncü kişiye devredilen taşınmazlar yönünden davalı üçüncü kişinin davalı borçlunun İİK. 280/1. maddesi kapsamında alacaklıya zarar verme kastıyla taşınmazını sattığını bilebilecek kişilerden olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Mahkemece yapılan incelemede, davalı borçlular ile davalı dördüncü kişinin birbirinden farklı köylerin nüfusuna kayıt olduğu, davalı dördüncü kişinin taşınmazı devraldıktan sonra kendisinin ikamet ettiği, davalının dava konusu taşınmazı bankadan kredi çekerek aldığı ve bu kredi evraklarını dosyaya sunduğu, adına kayıtlı aracı dava konusu taşınmazın bedelinin bir kısmını ödemek amacıyla evi satan üçüncü kişiye devretmiş olduğu anlaşıldığından, ayrıca davalı dördüncü kişi ile davalı borçluların aynı ilçe nüfusuna kayıtlı olmasının kötü niyeti ispata yeterli olmayacağından, davanın dördüncü kişi yönünden reddi ile davalı üçüncü kişinin taşınmazı elden çıkardığı tarihteki gerçek değeri üzerinden tazminatın alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere davalı üçüncü kişiden tahsiline karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu tasarrufların, davacı İdare'nin ...... tarihli yazı ile bildirdiği tasarruf tarihine kadar olan vergi borcu miktarı kadar alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak iptaline karar verilmesi gerekeceği- Davalı .... eldeki davada 4. kişi ve davalılar ....,..... ve ..... 5.kişi durumunda olduklarından onlar hakkında iptal kararı verilebilmesi için kötüniyetli olduklarının davacı tarafından ispatlanması yani adı geçen 4. ve 5. kişilerin borçlunun durumunu ve amacını bilen veya bilebilecek kişilerden olduğunun ispatlanması gerekli olup 4.ve 5.kişiler yönünden bedel farkı varlığının iptal nedeni olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu nedenle, mahkemenin davalı 4. kişi ....... adına kayıtlı taşınmazlar yönünden bedel farkını gerekçe göstererek davayı kabul etmesi, davalı 5.kişiler ......., ..... ve ........... yönünden ise davanın bedele dönüşmesi düşünülmeden reddinin doğru olmadığı- Mevcut delillerin 6183 sayılı AATUHK'nun 30.maddesi gereğince değerlendirilmesi; iptal koşullarının varlığı halinde 31/10/2005 tarihli tasarruf tarihine kadar olan davacının alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak dava konusu bu tasarrufların iptaline, davalı 5.kişilerin kötüniyetli oldukları ispatlanamadığı, davalı 4.kişinin kötüniyetli olduğu sonucuna varıldığı takdirde davanın davalı 3.kişi ve 4.kişi yönünden bedele dönüşmesi nedeniyle 6183 Sayılı AATUHK'nun 31.maddesi gereğince davacının tasarruf tarihine kadar olan alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak davalı 3. kişi ve davalı 4. kişinin bu taşınmazları elden çıkardıkları tarihteki değeri kadar tazminatın davalı 3. kişi ve 4. kişiden tahsiline karar verilmesi, davalı 4.kişinin kötüniyetli olmadığı sonucuna varılması halinde ise, 6183 Sayılı AATUHK'nun 31.maddesi gereğince davacının tasarruf tarihine kadar olan alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak yalnızca davalı 3. kişinin bu taşınmazları elden çıkardığı tarihteki değeri kadar tazminatın davalı 3. kişiden tahsiline karar verilmesi gerekeceği- 6183 sayılı Yasa'nın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarının maktu olarak belirleneceği-
İcra dosyası içeriğinden borçlunun alacağa yeterli taşınır ve taşınmaz malının bulunmadığı ve karar düzeltme aşamasında sunulan haciz tutanağının İİK. 105 kapsamında aciz belgesi niteliğinde olduğu anlaşıldığından, davanın esasına girilmesi gerektiği- Borca karşılık olarak yapılan devrin İİK. mad. 279/2-2 gereğince iptali gerektiği- Kötü niyeti ispatlanmayan dördüncü kişiler hakkındaki tasarrufun iptali davasının reddine ve bu durumda davalı üçüncü kişinin taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki değeri oranında tazminatla (alacak ve ferilerini geçmeyecek şekilde) sorumlu tutulması gerektiği-
İİK. 277 vd. dayanan davaların dinlenebilmesi için, davacının alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md.) bulunması ve davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Dava konusu taşınmazların miras taksim sözleşmesi gereği devir edildiğinin ispatlanmamasına, davalıların kardeş olması nedeniyle dava konusu tasarrufların İİK’nun 280/1 maddesi gereğince iptale tabi bulunmasına göre davalılar (A) ve (M)’nin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi gerekmiştir.