TBK m. 19 uyarınca  açılan muvazaalı işlemin iptali davasında, davalı üçüncü kişi tarafından davalı borçlu aleyhine muvazaalı icra takibi yapıldığının ileri sürülmesi durumunda, borçlunun taşınmazın cebri icra yoluyla satışının istenildiği ve alacaklının ileride alacağını tahsil olanağının kalmayacağı, muvazaalı icra takip dosyasında tahsil edilecek paralar üzerine ihtiyati haciz konulsa bile davacı alacaklının zarara uğramasının kaçınılmaz hale geleceği gözetildiğinde, muvazaalı olduğu iddia edilen icra takibi ve bu icra takibine bağlı olarak yapılacak satış işlemlerinin ihtiyati tedbir kararıyla durdurulmasına karar verilmesinin yerinde olduğu- 
Somut olayda, 27/01/2025 tarihli ihtiyati tedbir kararı verilmiş, kararı veren mahkemece ilgili icra dairesine kararın uygulanması için aynı tarihte yazı gönderilmiş, arabuluculuk süreci 27/01/2025 tarihinde başlamış ve 18/02/2025 tarihinde anlaşamama ile sonuçlanmış, 10.03.2025 tarihinde ikinci kez arabuluculuğa başvuru yapılmış, 28.03.2025 tarihinde anlaşamama ile sonuçlanmış, menfi tespit davası açıldığına dair kayıtların dosyasında yer almadığı anlaşılmış olup arabuluculuk sürecinde süreler durmuş ise de tedbir talep eden, borçlu tarafından menfi tespit davası açılmadığından HMK m. 397/1 gereğince ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkmış sayılacağı-
Ara karar ile tasarrufun iptali davasının davalısının malvarlığı üzerine dava değeri kadar ihtiyati haciz konulduğu ve bu kararın icra takip dosyasından infaz edildiği uyuşmazlıkta, şikayetçinin "ihtiyati haczin taşkın şekilde uygulandığını" da ileri sürerek "teminatsız veya uygun görülecek teminat karşılığında mal varlığı üzerindeki ihtiyati hacizlerin kaldırılmasına" ilişkin isteminin tasarrufun iptali davasının yargılamasında görevli olan ve tedbir kararını veren asliye hukuk mahkemesince incelenmesi gerektiği, bu konuda icra mahkemesinin görevli olmadığı-
Davaya konu Lenvima isimli ilaçla yapılacak tedavinin bilinen mevcut tedavi yöntemlerine göre özellikle sürekli olarak daha etkin ve daha yararlı olduğunun ve kullanılmasının tıbben zorunlu bulunduğunun, ilacın kullanılmaması halinde bu durumun davacının sağlığında ciddi, hızlı ve geri dönüşü olmayan bir bozulmaya ya da ölüme ya da yaşam beklentisinde ciddi azalmaya veya yoğun acıya sebep olacağı-
Davanın yapılan kaçak tahakkuku nedeniyle menfi tespit ve elektriğin kesilmemesi ile takibe konulmaması yönünde ihtiyati tedbir taleplerine ilişkin olduğu, mahkemece davacının elektriğin kesilmemesi ve takibin durdurulması taleplerine ilişkin iki ayrı ihtiyati tedbir talebinin her bir talep yönünden alacağın % 20'i oranında teminat yatırılması koşuluyla kabul edildiğinin görüldüğü, UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede davacı tarafça alacağın % 20'i oranında tek teminat yatırıldığı anlaşıldığından kararda iki ayrı teminat alınmasına karar verildiği halde tek teminat yatırılması nedeniyle davacı tarafa yatırılan teminatın elektriğin kesilmemesi veya takibin durdurulması taleplerinden hangisine yönelik yatırıldığı açıklattırılarak, diğer talep yönünden teminatın yatırılmaması nedeniyle ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkmış sayılacağını değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Davacı taraf ,davalı ile akdettiği " Ortak Yapımcı Sözleşmesi" kapsamında yaptığı tüm ödemelere bağlı olarak hisse oranının tespitini, ayrıca kar payı alacağına karşılık şimdilik 50.000,00 TL kar payının tahsilini istemekte, delil olarak; 21.01.2022 tarihli " Ortak Yapımcı Sözleşmesi", banka ödeme dekontları, beyaz perde web sitesi görüntüleri, mail dökümleri, ihtarname, arabuluculuk anlaşmama tutanağına dayandığı, dosya kapsamına göre, davacının iddiaları , ortaklık payı ve bundan kaynaklanan alacağının varlığı yargılamaya muhtaç olup somut olayda ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz koşullarının oluşmadığı-
İflas davalarında, geçici hukuki koruma tedbiri niteliğinde olan İİK m. 159 kapsamında muhafaza tedbirleri verilebileceği- Muayyen bir alacağın ödenmesi talebini içermeyen iflas davalarında ihtiyati haciz talep edilemeyeceği-
Dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarına "davalıdır şerhi" konulması talebi üzerine mahkemece verilen ara kararın istinaf yoluna başvurulabilen kararlar niteliğinde olmadığı-
Kanun koyucunun ihtiyati tedbire dair kanun yollarına ilişkin düzenlemeleri bilinçli, özenli, ayrıntılı ve açık bir şekilde yapması, ihtiyati tedbir talebinin reddi ve ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânını getirmesi, HMK'nın 395. ve 396. maddelerinde ise bilinçli şekilde aynı kanunun 394/5. fıkrasına atıf yapmaması karşısında, durum ve koşulların değiştiği iddiası ile davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebi üzerine ilk derece mahkemesince verilen karara karşı kanun yolu, dolayısıyla istinaf yolunun kapalı olduğu-
Kanun koyucunun ihtiyati tedbire dair kanun yollarına ilişkin düzenlemeleri bilinçli, özenli, ayrıntılı ve açık bir şekilde yapması, ihtiyati tedbir talebinin reddi ve ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânını getirmesi, HMK'nın 395. ve 396. maddelerinde ise bilinçli şekilde aynı kanunun 394/5. fıkrasına atıf yapmaması karşısında, durum ve koşulların değiştiği iddiası ile davalı vekilinin tedbirin kaldırılması talebi üzerine ilk derece mahkemesince verilen karara karşı kanun yolu, dolayısıyla istinaf yolunun kapalı olduğu-