Sosyal ve ekonomik durum araştırmasında kadının tıp doktoru olduğu tespit edilmiş olup kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceğinden söz edilemeyeceği-
Somut olay ve dosya kapsamına göre; davalı erkek vekili tarafından sunulan istinaf dilekçesi incelendiğinde, istinaf sebebi olarak kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakasına ilişkin bir itirazda bulunmadığının anlaşıldığı, bu itibarla, 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesinde öngörüldüğü üzere, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden kamu düzenine aykırılık da söz konusu olmadığına göre Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılması gerekirken erkeğin istinaf talebine aykırı olarak inceleme yapılıp yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, yoksulluk nafakasına ilişkin hükmün davacı kadın lehine bozulmasına karar verilmesi gerektiği-
Kadın ile erkeğin gelirlerinin birbirine yakın ve denk olduğu, yoksulluk nafakası isteminin reddi gerektiği-
İlk Derece Mahkemesince taraflarca karşılıklı açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda tarafların eşit kusurlu oldukları belirtilerek her iki davanın kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen kadının kusurlu davranışları yanında kadına fiziksel şiddet vakıasının kusur olarak eklenilmesinin gerektiği; erkeğe kusur olarak yüklenen ancak ispatlanmayan kadına bıçak çekme ile sinkaflı küfür vakılarının ispatlanmadığından çıkarılmasının gerektiği, oluşan duruma göre de davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu olduğuna karar verilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet veren vakıalarda tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği- Boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı ve boşanma yönünden yoksulluğa düşeceği, o halde tarafların kusur durumları ile ekonomik ve sosyal durumları nazara alınarak, kadın lehine uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerektiği-
Mahkemece dinlenen tanık beyanlarına göre kadına kusur olarak yüklenen “güven sarsıcı davranışta bulunma” vakıasının üzerinden uzun zaman geçtiği, tarafların bu olaydan sonra birlikte yaşamaya devam ettiği, dolayısıyla kadının bu davranışının erkek tarafından affedildiği, en azından hoş görü ile karşılandığının kabulü gerektiği anlaşıldığından, bu vakıaya yönelik dosyaya yansıyan başkaca bir delilin de olmadığı dikkate alındığında “güven sarsıcı davranışta bulunma” vakıasının kadına kusur olarak yüklenilmesinin doğru olmadığı, bu durumda Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen tarafların diğer kusurlu davranışları uyarınca boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği- Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı-davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşıldığından, mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davacı-davalı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekeceği- Kusur durumu ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları birlikte değerlendirilerek davacı -davalı kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 175 inci maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı tespit edildikten sonra yoksulluk nafakası yönünden bir karar verilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde isteğin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşme koşulları davalı-davacı kadın yararına oluşmadığı- Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre 2015 doğumlu ortak çocuğun ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakasının az olduğu-
Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminatın az olduğu- Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı- karşı davalı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakasının az olduğu-
Toplanan delillerden; davalı kadın vekilinin süresinde verdiği cevap dilekçesinde; nafaka artırım dosyasının devam ettiğini, müvekkilinin geçimini temin etmekte zorlandığını, ortak çocuğun elinden geldiğince annesine yardım ettiğini beyan ederek "............ Asliye Hukuk Mahkemesinde bağlanan 500,00 TL tedbir nafakasının 1500,00 TL'ye yükseltilerek tedbiren bağlanan bu nafakanın boşanmaya bağlı olmaksızın devamına" karar verilmesini talep ettiği, bu talebin kadının yoksulluk nafakası talebinin varlığını gösterdiği, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kusuru daha ağır olmayan kadının düzenli bir işi ve gelirinin olmadığı, boşanmakla yoksulluğa düşeceğinin, lehine yoksulluk nafakası verilmesi koşullarının oluştuğunun anlaşıldığı, gerçekleşen bu durum karşısında kadın yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 4 üncü maddesindeki "hakkaniyet ilkesi" de dikkate alınarak 4721 sayılı Kanun'un 175 inci maddesi gereğince uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekeceği-
Kadının emekli olduğu ve boşanma ile yoksulluğa düşmeyeceği, buna göre davacı- karşı davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi gerektiği-
Tarafların gelirleri birbirlerine yakın ve denk olduğundan, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi gerektiği-
