Mahkemece dinlenen tanık beyanlarına göre kadına kusur olarak yüklenen “güven sarsıcı davranışta bulunma” vakıasının üzerinden uzun zaman geçtiği, tarafların bu olaydan sonra birlikte yaşamaya devam ettiği, dolayısıyla kadının bu davranışının erkek tarafından affedildiği, en azından hoş görü ile karşılandığının kabulü gerektiği anlaşıldığından, bu vakıaya yönelik dosyaya yansıyan başkaca bir delilin de olmadığı dikkate alındığında “güven sarsıcı davranışta bulunma” vakıasının kadına kusur olarak yüklenilmesinin doğru olmadığı, bu durumda Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen tarafların diğer kusurlu davranışları uyarınca boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği- Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı-davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşıldığından, mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davacı-davalı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekeceği- Kusur durumu ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları birlikte değerlendirilerek davacı -davalı kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 175 inci maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı tespit edildikten sonra yoksulluk nafakası yönünden bir karar verilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde isteğin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen yoksull ...