Davacı-davalı kadının başvurusu üzerine koca aleyhine 4320 sayılı Yasa uyarınca verilen tedbir kararının herhangi bir belgeye dayanmadığı ve "yaklaşık ispat kuralı" gereğince tedbire hükmedildiği anlaşıldığı verilen tedbir kararının, boşanma davası için bir delil değeri taşımadığından birlik görevlerini yapmaktan kaçınan, eşini ve ailesini müşterek konutta istemeyen kadının tamamen kusurlu kabul edilmesi gerekeceği ve yararına tazminata hükmedilemeyeceği-
Boşanma istemli davada, boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerektiği, ancak dinlenen davacı tanıklarının sözleri TMK 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar ile sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan olduğundan davanın reddi gerektiği-
Boşanmaya neden olan olaylarda sadakat yükümlülüğünü ihlal eden davacı kocanın tamamen kusurlu olduğu; davalı kadına yüklenebilecek herhangi bir kusurunun bulunmadığı, TMK 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerektiği, mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı, açıklanan nedenle boşanma isteğinin reddi gerektiği-
Terk hukuki nedenine dayalı bir boşanma davası açılmadıkça tarafların ayrı yaşamalarının boşanma nedeni sayılamayacağı, yine davalının boşanmayı kabul beyanının, anlaşmalı boşanma (TMK. md. 166/3) dışında hukuki sonuç doğurmayacağı ve bu nedenlerle boşanma davasının reddi gerekeceği-
Davacı koca boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusurlu bulunduğu gibi, boşanma davasından önce kadın tarafından açılan nafaka dosyası ile de eve kabul edilmeyen kadının ayrı yaşamakta haklı olduğu tespit edildiğinden mahkemece bu hususlar dikkate alınarak davacı kocanın boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde boşanmaya hükmedilmesinin doğru olmayacağı-
Davalı-davacı kocanın, eşine fiziksel şiddet uyguladığı anlaşıldığı, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olduğundan, bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre boşanmaya (TMK.md.166/1) karar verilmesi gerektiği-
Karşılıklı boşanma istemli davada, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda kocaya göre az da olsa davacı-davalı kadının da kusurlu olduğu, kocanın davasına itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, evlilik birliğinin devamında kendisi bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı, TMK 166/2. maddesi koşulları davalı-davacı koca yönünden oluştuğundan kocanın davasının da kabulü gerektiği-
Affeden tarafın dava hakkının olmaması gerekeceği-
Boşanma istemli davada, davalı kocanın evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olduğundan eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddinin doğru olmadığı-
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan boşanma davasında, yargıtayca bozma tarihinden sonra tarafların bir araya gelmedikleri, davalı kadından kaynaklanan boşanmayı gerektirir kusurlu bir davranışın olmadığı, eşlerin uzun süredir ayrı yaşamalarının tek başına boşanma sebebi sayılamayacağı, terk hukuki sebebine dayalı bir dava da bulunmadığından davanın reddi gerektiği-
