Yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olmasının zorunlu olduğu- Somut uyuşmazlıkta kısa karar ile gerekçeli karar hükümlerinde fark olduğu-
Taraflarca ileri sürülen istinaf sebeplerini ayrı ayrı incelenip, gerekçelendirilmeksizin soyut açıklama ile karar verilmesinin hatalı olduğu-
İİK m. 306/I uyarınca konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçların hangi takvim çerçevesinde ödeneceğinin belirtilmesi gerektiği- Bölge Adliye Mahkemesince verilen tasdik kararında, her bir talep eden için ayrı ayrı tasdik edilen projelerde gösterilen vade sayısı, alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiklerine yer verilmeden ve ödeme takvimi yapılmaksızın verilen kararın infazının mümkün olmadığı- Tasdik edilen projenin faiz içermemesi, borçların ödenmesinin hem tasdik kararının kesinleşmesinden sonraya bırakılması hem de ödemelerin altmış ay gibi uzun vadeye yayılması dikkate alındığında, konkordato talebinden sonra mühlet hükümlerinin sağladığı hukuki korumadan faydalanan borçluların yeni bir süreden yararlandırılması yerinde olmadığı gibi tespit edilen ödeme süresi alacaklıları mağdur edecek ve konkordatonun amacı dışında finansman türü niteliğinde olacağı ve son kayyım raporu göz önüne alındığında tasdik edilen konkordatoya ilişkin ödemeler henüz başlamadığı hâlde talep eden şirketin zarar ettiği de görülmekle söz konusu projenin tasdikine karar verilmesi yerinde olmadığı- Talep edenlerin kaynaklarıyla orantılı olmayan, uzun ödeme süresi nedeniyle alacaklıların aleyhine olacak şekilde menfaat dengesini bozan tasdik talebinin her üç talep eden yönünden reddine karar verilmesi gerektiği-
İcra mahkemesince şikayet olunanın vekiline tefhim edilen kısa karar, HMK m. 297/2'ye uygun olduğundan, tefhim ile temyiz süresinin başlamış olacağı- Şikâyet olunan alacaklı vekili tarafından gerekçeli kararın kendisine tebliğinden sonra yeniden temyiz dilekçesi sunulmuşsa da şikâyet olunan alacaklı vekili, kararın kendisine tefhiminden itibaren on günlük temyiz süresi içinde icra mahkemesi kararını temyiz ettiğini ve gerekçeli kararı gördükten sonra ayrıntılı bir temyiz dilekçesi vereceğini belirten kısa bir temyiz dilekçesi sunmadığından daha sonra verilen temyiz dilekçesinin süresinde olduğunun kabul edilemeyeceği- "HMK m. 321 uyarınca hükmün tüm unsurları ve gerekçesiyle açıklanmadığı hâllerde kanunun aradığı koşulları taşıyan bir bildirimin yapılmadığının kabul edilmesi gerektiği, kanun hükmünün de zorunlu nedenlerle bu bildirimin yapılmayabileceğini kabul ederek bu hâlde hüküm özetinin tutanağa yazdırılmasını yeterli gördüğü, ancak bu hâlde de kararın bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması zorunluluğunu getirdiği, bu zorunlulukla birlikte değerlendirildiğinde hükmün tüm unsurları ve gerekçesiyle birlikte açıklanmadığı hâllerde kısa sözlü bildirimin yetmediği ayrıca gerekçeli kararın tebliği yoluyla bildirim yapılması gerektiği, gerekçeli kararın geçerli bildiriminin de tebliğ olmasına göre kanun yolu süresinin bu tebliğden başlayacağının kanun hükmünün açık sonucu olduğu, İİK’nın 363. maddesindeki tefhim veya ibaresinden sonra yer verilen tebliğ sözcüğünü duruşmada bulunmayan tarafı kapsayan bir ibare olarak değil, duruşmada bulunup da kendisine kanunun aradığı şekle uygun tefhim yapılmayan tarafları da kapsayan bir ibare olarak kabul edilmesi gerektiği, somut olayda mahkemece tefhim edilen kısa kararda hüküm sonucunun tüm unsurlarının gösterilmediği ve kararın gerekçesinin de açıklanmadığı, bu durumda kanunun aradığı unsurları içeren bir tefhim bulunmadığından kararın taraflara tebliğ edilmesi ve kanun yolu süresinin de tebliğ tarihinden başlatılması ve temyiz dilekçesinin süresinde verildiğinin kabul edilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Kurum işleminin iptali ve tespit davası- Usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte bir direnme kararının da bulunmadığı- Mahkemece dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı nitelikleri haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar ve hüküm fıkrası oluşturulması gerektiği-
Davacının çelişkili taleplerde bulunduğu, hangi bağımsız bölüme ilişkin ihalenin feshinin talep edildiğinin açık olmadığı uyuşmazlıkta HMK m. 31 talep netleştirmeden karar verilmesinin hatalı olduğu-
Taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği-
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında, mahkemece dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulması gerektiği-
Taraflar arasındaki Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesine dayalı tazminat davasında mahkemece dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulması gerektiği-
Taraf vekillerinin temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin bu karara uyması ile borçlu yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu- Burada usuli kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre, artık önceki kararda direnilmesinin usulen mümkün olmadığı- Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeni ile ilgili olup temyiz aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerektiği-
