Tasarrufun iptali davasının mutlak ticari dava olmayıp Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin içtihatlarında açıklandığı üzere şahsi nitelikte ve borçlunun tasarruflarına yönelik olduğundan ihtilafın çözümünde görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu- HMK'nın 20/1. maddesine göre "Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekeceği; aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği"- Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkemenin, dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edeceği- 
Taraf teşekkülü davanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gereken bir husus olduğu- Mahkemece iflas kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak kesinleşmemiş ise kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması, karar kesinleşmiş ise iflas masasından 1. ve 2. alacaklılar toplantısının yapılıp yapılmadığı, İİK. mad. 245 uyarınca davacıya tasarrufun iptali davası yönünden yetki verilip verilmediği sorularak, davaya davacının mı, yoksa masanın mı devam edeceği belirlenmesi gerektiği-
TBK'nun 19. maddesine dayalı davada, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden harç ve avukat ücretine hükmedilmesi gerektiği- Mahkemece aynı bilirkişiden taşınmazın dava tarihindeki değeri konusunda ek rapor alınarak bu değer üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken keşif tarihindeki değer üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Borcun ödendiği ve davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla, tasarrufun iptaline karar verilmesine yer olmadığına ve tarafların dava açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti yönünden değerlendirme yapılarak bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiği-
Davalı şirketin yöneticisi ile davalı üçüncü kişi arasında boşanma sonrasında müşterek çocukları sebebi ile şahsi münasebetin devam ettiğinin anlaşılmasına, davalı üçüncü kişi tarafından satın alınan dava konusu gayrimenkulün 30 yıllığın vakfa kiralanması şartlarından birinin de müşterek çocuklarının söz konusu okulda dini eğitim almasının sağlanması olduğunun belirlenmesine, dava konusu gayrimenkulü gerçek bedelinin çok altında bedel ile ipotekler ile beraber alınmasına ancak ipotek bedellerinin davalı borçlu şirket tarafından ödendiğinin belirtilmesine göre İİK. mad. 280 uyarınca, davalı üçüncü kişinin davalı borçlunun durumunu bilen ve bilmesi gereken kişilerden olduğu hususu değerlendirilmeksizin hüküm kurulmasının hatalı olduğu-
İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları ile, Türk Borçlar Kanunun 19. maddesinde düzenlenen muvaza nedenine dayalı iptal davaları birbirinden farklı davalar olup, farklı hükümlere tabi olduğu-Hukuki nitelendirmenin yanlış yapılmasının, davanın taraflarına kazanılmış hak bahşetmeyeceği ve istinaf incelemesinin de, davanın doğru nitelemesine göre yapılması gerekeceği-İlk derece mahkemesince, TBK'nın 19. maddesi gereğince tarafların delilleri toplanıp değerlendirme yapılması gerekirken, davanın, İİK'nın 277. maddesine dayandığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru bulunmadığı-
Dava konusu vergi borcunun 2003-2004-2005-2006-2007 vergi alacağından doğduğu, davalı borçlu ile anlaşmalı boşandığı davalı üçüncü kişi eşi arasındaki tasarrufun 30.11.2011 tarihinde yapıldığı, gerekçeye konu hakaret ve tehdit suçunun tasarruf tarihinden sonra meydana geldiği ve kararın temyiz edildiği hususu değerlendirilmeksizin "taraflar arasında muvazaa olmadığı" gerekçesi ile 6183 s. K. mad. 24 vd. gereğince açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesinin hatalı olduğu- 6183 s. Yasanın uygulanmasından doğan her türlü davalarda vekalet ücretinin tutarı maktu olarak belirleneceği-
Borçlu adreslerinde hacizler yapıldığı ve hacze kabil mal bulunmadığı anlaşıldığından ve bu haciz tutanakları, İİK. mad. 105 anlamında "geçici aciz belgesi" niteliğinde olduğundan tasarrufun iptali davasının esasına girilmesi gerektiği-
Anne-oğul davalılar arasındaki tasarrufun İİK. mad. 279/3-1 maddesi gereğince bağış niteliğinde olup iptali gerektiği- Borçlu ile akraba olan davalının İİK. mad. 280 uyarınca, borçlunun mali durumunu ve alacaklıların ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğu- Dayanak alınan zabıta araştırmasında borçlunun dava konusu adreste 2010 yılında oturduğu, şu anda bir başka şahsın oturduğunun tespit edildiği görüldüğünden, borçlunun halen haciz adresinde oturduğu gibi bir sonuç çıkarmak mümkün olmadığı gibi yargılamanın başından beri borçlunun ikamet adresinin bir başka adres olduğuna dair kayıtlar da bulunduğundan, mahkemenin, borçlunun halen haciz adresinde oturduğuna ilişkin zabıta araştırması olduğuna ilişkin tespitinin yerinde olmadığı- Taşınmazın davalı dördüncü kişiye vekaleten borçlu eşi tarafından davalı beşinci kişi küçüğün vasisine satış yapılmasının, küçüğün veya vasisinin kötü niyetinin ispatı için yeterli olmadığı-