Davacı borçlunun dava dilekçesindeki iddiasının bono üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığı yönünde olduğu, aldırılan raporlarda da imzanın davacıya ait olduğuna ilişkin kesin kanaat içeren raporların dosyada mevcut olmasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde belirttiği ''dosyaya getirtilen davacı borçluya ait mukayese belgelerde davacının kullandığı imza örnekleri dikkate alındığında, davacının işlemlerinde imza olarak el yazısı ile yazdığı ismini kullanmadığının açıkça anlaşıldığı, takip dayanağı senette ise düzenleyen bölümünde davacının isminin el yazısı ile yazıldığı yazının altında paraf imzanın bulunduğu bu durumda senette el yazısı ile ad veya soyadını yazarken imza atmayı amaç edindiği yönünde kesin bir kanaate varmanın mümkün olmadığı değerlendirilmelidir. Dosya kapsamında gerek Mahkemeye sunulan gerekse de İstanbul Anadolu C. Başsavcılığı 2018/232177 Sayılı soruşturma dosyasına sunulan raporlarda isim altına atılan inceleme konusu belgedeki imzanın teşhise götürecek karakteristik özellikler taşımaması ve taklidi kolay imzalar olması nedeniyle, imzanın .................'un eli ürünü olup olmadığına ilişkin kesin bir kanaate ulaşılamadığı görülmektedir. '' şeklindeki değerlendirmelere ilişkin davacının bir iddiası olmamasına rağmen yapılan nitelendirmelerin hatalı olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu kanaatine varılarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar vermek gerekeceği-
Aynı taşınmaza ilişkin olarak Dairemizin temyiz incelemesine konu olan dosyasından ve Dairemizin 2022/12717 Esas sayılı temyiz dosyasından alınan bilirkişi raporları arasında uzun zaman aralığı bulunmamasına rağmen tespit edilen miktarlar arasında çok fark bulunduğu ve raporlar arasında çelişkinin olduğu anlaşıldığından, mahkemece üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturulup, bilirkişi raporları arasındaki açık çelişki giderilerek şikayetçinin meskeniyet şikayeti hakkında karar verilmesi gerekeceği-
İcra mahkemelerinin takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları basit usulde yargılama yaparak çözmesi gerektiği, ceza dosyalarındaki delillerle bağlı olmadıkları, takip dayanağı senede ilişkin ceza ve hukuk mahkemelerinde açılan davaların icra mahkemesince bekletici mesele yapılamayacağı- "Somut olayda yazıda sahtelik rapor ile ispatlandığı için alacağın tahsilinin yargılamaya muhtaç hale geldiği ve bu durumda dava açarak ilam almakla yükümlü olanın borçlu değil alacaklı olduğu,  Adli Tıp Raporu ile takibe konu evrakın bono niteliğinde olmadığı ispatlandığından İİK. 170/a-2 maddesi uyarınca takibin iptaline karar verilmesi gerektiği" şeklindeki karşı görüşün ise kabul edilmediği-
Fesih nedeni olarak ileri sürülen kıymet takdirine ilişkin iddia hakkında, konusunda uzman bilirkişi marifeti ile keşif yapılmak ve icra müdürlüğünce yapılan kıymet takdirinde ihale konusu taşınmazın değerinin belirlendiği tarih esas alınmak suretiyle, şikayete konu taşınmazın bedeline ilişkin bilirkişi raporu alınması, bilirkişi tarafından tespit edilen değerin taşınmazın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı denetlenip, tespit edilen bu bedelin, ihalede esas alınan muhammen bedelin üzerinde olması halinde ihalenin feshine karar verilmesi gerekeceği-
4. HD. 10.05.2023 T. E: 2022/1396, K: 6285
İlk derece mahkemesince, dayanak ilama uygun şekilde alınan bilirkişi raporu ve ek rapor dosya kapsamına ve yasa hükmüne uygun olup, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğundan hükme esas kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı-
Mahalli bilirkişi, tanık beyanları ve bilirkişi raporları doğrultusunda dava konusu taşınmazın davacıların kullanımında olduğu gerekçesiyle taşınmazın kullanımına beyanlar hanesine şerh verilmesinin isabetli olduğu-
Bilirkişi raporunun hükme esas alınmaya elverişli olup raporda belirtilen miktarlar üzerinden şikayetin kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu- Borçlu tarafından avans faizinin değişen oranlarda hesaplanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, dava dilekçesinde açıkça bu yönde bir itirazı mevcut olmadığından, ayrıca takip talebinde açıkça belirtilen orandan az olmamak üzere avans faizi talep edildiğinden ve takibin bu kısmı itirazsız kesinleştiğinden ileri sürülen bu hususun yerinde olmadığı-
Takibe konu senetteki son ciranta olan davalı alacaklı tarafından muteriz borçlu hakkında kambiyo vasfını haiz çeke dayalı olarak başlatılan takipte, itirazın süresinde yapıldığı, senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya ait olduğu, mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda, senet üzerindeki imzanın muteriz borçlunun eli ürünü olmadığı hususunda kesin kanaat bildirildiği, raporda borçlunun mukayeseye esas imza örneklerine ilişkin evrak asılları üzerinden inceleme yapıldığı gibi davalı alacaklı tarafça beyan edilen vekaletnamenin de incelemede esas alındığı, raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, mahkemece davalı alacaklı vekilinin yeniden rapor alınması talebinin 23.12.2020 tarihli duruşmada verilen ara karar ile yerinde görülmediğinden reddedildiği, kesin kanaat içeren yeterli nitelikteki raporun mahkemece hükme esas alınarak itirazın kabulü ile davalı alacaklı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı-
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesi'nin ortadan kaldırma kararı öncesi mahkemece grafoloji uzmanından alınan 19.11.2018 tarihli bilirkişi raporunda inceleme konusu borçlu imzasının mevcut mukayese imzalarına kıyısla ".............'in eli ürünü olmadığı" kanaatine varıldığının bildirildiği, bilirkişi raporunun taraflara usulüne uygun tebliğ edildiğinin, davalı vekilinin bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesi sunduğunun, ortadan kaldırma ve iade kararı sonrası, İstinaf ilamı doğrultusunda imza incelemesi yapılması için dosyanın ATK'ya gönderildiğinin, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nın ............. tarihli müzekkeresi ekindeki bilirkişi raporunda; söz konusu imzanın "............'in eli ürünü olduğu" kanaatine varıldığının bildirildiği, raporun taraflara usulüne uygun tebliğ edildiğinin, bu rapora borçlu vekilinin hüküm kurmaya elverişli olmadığını ve yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini ileri sürerek itiraz ettiğinin görüldüğü, Mahkemece Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapor hükme esas alınarak itirazın reddine karar verilmiş ise de, raporun anılan kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olması yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ona üstünlük sağlamayacağından bu rapora itibar edilerek sonuca gidilemeyeceği, Zira Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2009 tarih ve 2009/12-282 sayılı kararı). Bu durumda ilk alınan rapor ile Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapor arasında çelişki bulunduğu, davacı-borçlu tarafından çelişkinin giderilmesi için yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasının talep edildiği görülmekle, Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporun da ilk rapora üstünlük sağlamayacağı gözetildiğinde raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu-