Ödeme belgesini bilen borçlunun buna rağmen bu belgeden söz etmemesi ya da sunmaması, ona etkin hak arama imkânı tanınmamasından değil, kendi ihmalinden kaynaklandığından bu ödeme belgeleri icra mahkemesindeki incelemeden önce var olduğu hâlde ileri sürmeyen borçlunun, kararın temyizi aşamasında dosyaya sunarak bu deliller doğrultusunda değerlendirme yapılmasını talep etmesinin mümkün olmadığı-
Kiracı borçlu tarafından yapılan anahtar teslimi ve tahliyenin kanıtlanıp kanıtlanmadığı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece alacaklı tarafından bildirilen tarihin tahliye tarihi olarak kabul edilmesinin gerekip gerekmediği-
Borçluya ödeme emrinin tebliğ edilememesi halinde, borçlunun takipten haricen haberdar olup yedi gün içinde itirazını icra dairesine bildirdiğinin ve alacaklının da anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesinin mevcut olduğunun anlaşılması halinde ödeme emri tebliğ edilemese bile borçlunun itirazı geçerli olup alacaklının itirazın kaldırılmasını istemekte hukuki yararı bulunduğu-
Tüzel kişiliği olmayan hastane hakkında takip yapılmazsa da, takipten haberdar olan üniversite rektörlüğünce takibe taraf sıfatı ile itiraz edildiğinden, takibin borçlusunun üniversite rektörlüğü olduğunun kabulü gerektiği-
Dekontlarında borçlu tarafından kira borcunun hangi aya ait olduğunun açıklanması halinde, TBK’nın 102. maddesinin uygulanamayacağı ve ödemelerin daha önce muaccel olan kira borcu için yapıldığının kabul edilemeyeceği-
Somut olayda borçlular tarafından, dava dilekçesinde borca itirazlar ile birlikte, bir kısım şikayetlerde de bulunulduğunun anlaşıldığı, borçlular, gerekçeli istinaf dilekçesini, yasal 10 günlük süreden sonra verdiğinden Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf süre tutum dilekçesi ve kamu düzeni ile sınırlı inceleme yapılması ile yetinilmesi gerekirken kamu düzeni dışında işin esası incelenerek, hüküm tesisinin isabetsiz olduğu, o halde Bölge Adliye Mahkemesince, borçluların ileri sürdüğü şikayet nedenlerinin, istinaf süre tutum dilekçesi içeriği ve kamu düzeniyle ilgili hususların incelenmesiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, dava dilekçesinde ileri sürülen tüm nedenlerin borca itiraz olarak nitelendirilerek icra müdürlüğüne yapılması gerektiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu-
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11, Avukatlık Kanunu'nun 41 ve HMK'nun 73, 81, 82 ve 83. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunlu olduğu- Her ne kadar; icra takibine dayanak 22/12/2017 tarihli ara kararın tesis edildiği aile mahkemesinin dosyasına borçlu vekili olarak takip tarihinden önce 12/02/2018 tarihinde cevap dilekçesi sunduğu görülmüş ise de, adı geçen ara kararın başlığında davalı hanesinde sadece borçlu asilin adının yazılı olduğu, vekile ilişkin bir bilginin yer almadığı, icra müdürlüğünün takip dosyasının incelenmesinde de, icra takibine itirazın ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal süresinde borçlu asil tarafından yapıldığı, borçlunun vekille temsil edildiğine dair bir vekaletnamenin icra takip dosyasına ibraz edilmediği anlaşılmakla ödeme emrinin borçlu asile çıkarılıp tebliğ edilmesinde yukarıda bahsedilen hükümlere aykırılık bulunmadığı- Bu durumda, ödeme emrinin borçlu asile tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra takibine itirazını icra dairesine bildirdiği ve alacaklının da anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesinin mevcut olduğu anlaşılmakla borçlunun icra takibine itirazı geçerli olup takibin durdurulduğu da dikkate alındığında alacaklının itirazın kaldırılmasını istemekte hukuki yararının olduğu-
İİK’nun 62. maddesi uyarınca ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz yapılması gerekirken yasal süre geçtikten sonra yapılan itirazın takibi durdurmayacağı, bu durumda icra takibi kesinleşmekle birlikte, geçerli bir itiraza dayalı olmadığından hukuki yarar bulunmayan itirazın kaldırılması talebinin kabul edilmesinin doğru olmadığı, o halde, mahkemenin söz konusu taşınmazın tahliyesine ilişkin kararı isabetli ise de; mahkemece itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerekeceği-
Takibe dayanak kira sözleşmesindeki imzalar açık ve kesin olarak reddedilmediğinden, kira sözleşmesinin varlığı ve içeriğinin sözleşmenin özel şartlarına göre belirlenen kira alacağının takip hukuku bakımından kesinleştiği- Kira sözleşmesinin tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu, kiralanan taşınmazın kiracılara teslim edilmediği itirazı karşısında alacağın varlığının tespitinin yargılamayı gerektirdiğinin ileri sürülemeyeceği- Kira sözleşmesinde kiralanan taşınmazın kiracılara teslim edilmediğine dair bir hüküm bulunmadığına göre, kiracı borçluların "kiralananın kendilerine teslim edilmediği" iddiasını İİK 269/c- 1 uyarınca yazılı belgelerle kanıtlamak zorunda olduğu- Borçluların itirazlarını bu nitelikteki belgelerle ispat edip edemeyeceğini incelemek ve sonuca varmak icra mahkemesinin yetkisi ve görevi içerisinde olduğundan, alacaklının itirazın kaldırılmasını istemesinde yargılamayı gerektir bir durum bulunmadığı- İspat yükü ters çevrilerek alacaklının itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu- "TBK 301 uyarınca, borçlular itirazında kiralananın teslim edilmediğini bildirdiğinden bu konu tartışmalı olduğuna göre kira sözleşmesinin delil olmayıp, yazılı delil başlangıcı olabileceği, icra mahkemesinin dar yetkili olup, çekişmeli hususlarda yargılama yaparak karar veremeyeceği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
"Takibe konu alacağın ilamsız icra yolu ile tahsilinin gerekip gerekmediği" hususu icra müdürlüğünce re’sen gözetilmesi gerektiğinden, "İİK hükümlerine göre ilamsız takip yapılamayacağı, ihtilafın idari yargının görev alanına girdiği" yönündeki iddianın, "borca itiraz" sebebi değil, "şikâyet" sebebi olduğu ve icra mahkemesince işin esasının incelenmesi gerektiği-