Bilirkişi tarafından taşınmazın ½ hissesi için 114.000,00 TL rayiç bedel belirlenmesi ve dava konusu taşınmazın ½ hissesinin 65.000,00 TL bedelle davalı borçlu tarafından davalı üçüncü kişiye tapuda satılması halinde, taşınmazın tapudaki devir bedeli ile gerçek değeri arasında mislini aşan bedel farkı oluşmamış kabul edileceği- Taşınmazın yalnızca ½ hissesi satın alındığından, kanuni şufa hakkı ile karşı karşıya kalma ihtimalinin tek başına davalılar arasında kötü niyeti göstermeyeceği- Tasarruf tarihinden sonra taşınmazda davalı borçlunun boşanmış olduğu eşinin ikamet etmeye devam ettiği anlaşıldığından, tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmişse de, davalı üçüncü kişi "taşınmazı yatırım amaçlı satın aldığını ve satın aldığı kişilerin taşınmazda bir süre daha oturmak istediklerinden kiraya verdiğini" belirterek dosyaya kira sözleşmesi sunduğundan, öncelikle davalılara bu kira sözleşmesine istinaden kira ödeyip ödemediğine dair delillerinin sorulması, varsa bunların dosyaya kazandırılması ve daha sonra dava konusu tasarrufun İİK 280/1 madde gereğince iptale tabi olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği-
TBK 19 uyarınca dava açılabilmesi için davacının kesinleşmiş bir alacağının varlığı ön koşul değilse de, davacının bu davayı açmakta hukuki yararı olması için davalıdan bir alacağının olması gerektiği- Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK’nun 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın, davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerektiği- 1.000,00 TL değer gösterilmek ve harçlandırılmak suretiyle açılan davada, yargılama sırasında yapılan keşif sonucunda taşınmazın dava tarihindeki değerinin 89.699,55 TL olduğunun saptandığı, ancak davacının alacak miktarı göz önüne alınarak bu miktar üzerinden harç tamamlattırılmadan sonuca gidildiği anlaşıldığından, mahkemece, davacının kesinleşen alacağı göz önüne alınarak bu miktar üzerinden harcın tamamlattırılması için davacıya süre verilmesi, yatırılmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi, tamamlandığı takdirde davaya devam edilerek işin esası hakkında bir hüküm kurulması gerektiği-
Davalı üçüncü kişinin "takip dayanağı bonoyu alacaklı ile borçlunun anlaşarak düzenlendiği" iddiası üzerine, davacı-alacaklının beyanından, 'alacağın gerçek bir alacak olmadığı'nın tespiti halinde, 'tasarrufun iptali davasının ön koşul yokluğundan reddine ve davalılar lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi' gerektiği-
Mahkemece, davalı borçlunun mirası reddetmekle haklı bir nedeni olduğunun tespit edilemediği, borca batık olmayan mirasın reddi eylemi ile davalının, borçlularından kurtulmayı amaçladığı sonucuna varıldığı, davalı tanığının murisin borçluyu evlendirmek istemesi nedeniyle aralarında tartışma yaşandığını beyan ettiği ancak tartışma nedenlerinin mirasın reddi için yeterli bir sebep olmadığı, her ailede görülür olağan tartışmalardan olduğu, davacı tanığı ...'in davalı kardeşlerin borçtan haberlerinin olduğu, murisin dahi durumu bildiğine yönelik beyanları da dikkate alındığında davalıların borçlunun kötüniyetini bilebilecek durumda olduklarının anlaşıldığı-
Tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmişse de, özel bir şirkette şoförlük yapmadan önce ticaretle uğraşan borçlunun ticari faaliyet alanı ve adreslerinin araştırılarak, üçüncü kişi ile bir ticari ilişkisinin bulunup bulunmadığı, her ikisinin de (Samsun Çarşamba) nüfusuna kayıtlı olması, davalının 121.000,00 TL değerinde olan bir taşınmazı satın aldıktan bir hafta sonra borçluya aylık 300,00 TL karşılığında kiraya vermesi ve kira ödemelerine ilişkin hiçbir belgenin sunulmamış olması olgularının birlikte değerlendirilerek, uyuşmazlığın İİK. mad. 280/1 kapsamında kalıp kalmadığının tartışılması gerektiği-
Davacının iptalini istediği alacağın kesinleştiği, kesinleşmiş alacağın varlığı kabul edilerek görülen önceki tasarrufun iptali davasının kabul ile sonuçlanıp münderecattan geçerek kesinleştiği, davacının söz konusu tasarrufun iptali davasına üçüncü kişi olarak katıldığı ve davanın tarafı olan "davacının alacağının muvazaalı olduğunu" ileri sürmediği anlaşıldığından, artık aynı alacak için muvazaa iddiasında bulunulamayacağı- Muvazaa iddiasına dayalı istemin dayanağının haksız fiil olduğu, haksız fiil failine ise yemin teklif edilemeyeceği-
Takibin kesinleştiğini, borçlunun borca yeter miktarda menkul, gayrimenkul ve 3.kişilerde hak ve alacakları bulunmadığını, haciz tutanaklarının geçici aciz vesikası niteliğinde olduğunu, borçlu B.S.'in alacağın tahsilini engellemek amacıyla, ... adresindeki bağımsız bölümü 16/02/2016 tarihinde 37.000,00 TL bedel karşılığında davalı T.A.'a devrettiği, yapılan devir işleminin geçersiz olduğu- İİK.nun 277. ve devamı maddeleri gereğince taşınmazın devri suretiyle yapılan tasarrufun iptaline karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı-
Davalı borçlunun mal beyanında, "dava konusu borcu karşılayacak miktarda herhangi bir menkul veya gayrimenkul malının bulunmadığı gibi üçüncü şahıslarda da herhangi bir hak ve alacağının olmadığını" bildirdiği, hacizde ise; yalnızca 750,00 TL değerinde sekiz sandalyeli bir yemek masasının haczedildiği, icra dosyası kapsamında borçlunun alacak veya başka taşınır ya da taşınmaz malı olmadığı uyuşmazlıkta, davacının alacağını karşılama imkanı bulunmadığı, haciz tutanağının geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu, tasarrufun iptali davasının esasına girilmesi gerektiği-
Taşınmazdaki hissesini kayınbiraderi davalıya deveden borçlunun bu tasarrufunun iptali ile taşınmaz üzerinde icra dosyasındaki alacağın ve fer'ilerinin tahsili amacıyla İİK'nun 277 ve devamı maddeleri gereğince davacı tarafa cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davacı alacağının dayanağını teşkil eden 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkra ile altıncı fıkra, Anayasa Mahkemesinin 19/3/2015 tarih,2014/144 Esas ve 2015/29 Karar sayılı kararı ile iptal edildiği ve bu durumda, davalı borçlunun dava dayanağını teşkil eden, A.Ş. ve diğer Fon bankaları tarafından kredi kullandırılan bankalarda kanuni temsilci olduğu dönemlerdeki sorumluluğunun, , Anayasa Mahkemesinin ilgili kararı ve borçlu hakkında çıkartılan ödeme emirlerindeki borcun miktarı, dayanağı hakkında gerektiğinde uzman bilirkişiden rapor alınarak değerlendirilmesi gerektiği- İİK'nın 245.maddesi gereğince değerlendirme yapılarak yargılama sırasında borçlunun şahsen iflasına karar verilmiş olması nedeniyle İİK'nın 245. maddesi uyarınca davacılık sıfatının iflas idaresine geçeceği, ancak iflas idaresinin de Fon tarafından oluşturulması bir yana Fon Kurulunun aldığı kararlara göre, iflas tarihinden önce açılan davalarda iflas idaresinin taraf olmayacağı, buna göre davacının davacı sıfatının devam ettiği-